Hep yalnız kaldığında ve yakınında bir yazı makinesi olduğunda ve de, özellikle gecenin ilerleyen saatlerinde, yazmak isterdi. Öfkelerini, nefretlerini, sevgilerini ve daha nice karmaşıklıklarını… Sonra otururdu klavyenin başına.
Yalnızlık; dostsuzluk …, içine kapanıklık …, bireysellik …, anlaşılmazlık …, güvensizlik …, kendi kendinelik …, sessizlik ve benzeri anlatımlarla dile getirilebilir çeşitli ortamlarda. Getirilebilir de, gerçek anlamda anlatıldığı iddia edilebilir mi? Eğer bu şekilde anlatılıyor ve anlatılanlar kabul görüyorsa, o zaman bunların tersi anlatımlar da toplumsallığı dile getiriyor demektir.
Düşünmek, düşünebilmek ne mükemmel bir şey… Adeta bize bahşedilen beyni kullanarak hem bundan alabildiğine faydalanmak ve hem de bunları yaparken bu en mükemmel nimet için şükranlarımızı sunmaktır. Düşünmek, sürekli düşünmek gerekir. Gelecekte karşımıza çıkabilecek olumlu ya da olumsuz durumlara kendimizi hazırlamak için çaba sarf etmek gerekir. Buna, “konserve fikir üretmek” diyebiliriz. Hayatta başımıza gelebilecek her türlü olayı hayal [...]