
“Van golundeki Akdamar (Ahtamar) adasinin adının nereden geldiğine ilişkin de birçok söylence var. Zamanın Ermeni başkeşişinin dillere destan güzellikteki kızı Tamara, gölün karsi kiyisindaki Gevaş'ta yaşayan bir delikanlıya âşık olur. Sarı meş’alenin aydınlattığı geniş taş duvarlı manastırın küçük adasında saçları arkasında yedi örgülü Tamara, yüzünde koyu bir keder, dudaklarında yakarış. Dışarıda kayaları döven, ıslık çalan fırtına, yüreğinde sakladığını sandığı sırrını haykırıyor.
Yüreğindeki korku, taş duvarlarda büyüyen, küçülen gölgelerle yarışıyor...
Tamara’nın gelmemesini dilediği aşkına tutkun delikanlı, kıyıya, Tamara ile gizlice buluştuğu, adaya her gece yuzerek ulaşmaya çalışıyor. Geldigi son gece azgın dalgalar genç kollarındaki gücü tüketmiş. Gözleri Tamara’nın tuttuğu fenerde.
Yasak meyveyi yediren ateşin külleri içinde çoktan sönmüş olan başkeşiş, yüzünü görmediği düşmana duyduğu kinle kizinin disari cikmasini engelleyip, böylesi bir geceyi beklemekteydi. Soluğu kıyıda aldı. Elinde fenerin sarı, titrek ışığı, ihtirasını kımıldatan meçhul düşmanı gözlemektedir. Sonunda gözlerinde geceyi korkutan bir parıltı yanıp söndü. Sol eli, yarasa gibi açılan pelerininde, savrulan etekleriyle kipleri derinleşen kayalara tırmandı.
Siyah kayalarda dolaşan fenerli karaltının peşinden kulaç atmak, firtinayla bogusmak yorgun delikanlının kollarındaki son gücü de tüketti. Siyah kanatlı kılavuzun bulunduğu yerde golun karanlık sularınin derinliğine gömülürken içindeki tutku, çığlık oldu, ıslık çalan fırtınaya karıştı:
“Ahhh, Tamaraaa!..”
Tamara, taş duvarları döven çığlıkla irkildi.
Titreyen ayakları rutubetli, kayalardan aşağıya koşarken, başkeşiş, başını pelerinin içinde boşuna saklayarak yukarıya çıkıyordu. İşlediği günah, üzerinden asırlar geçmiş gibi gelen yıllarda işlediği günahlara karıştı, içindeki kiniyle kıyasıya bir savaşa girişti...
Tamara, deli gibiydi. Fırtınanın güçlü çığlığına karışan çığlığı ıslak kayaların üstünde bir o yana bir bu yana defalarca seyirtti. Defalarca titreyen bacakları kaydı, düştü.
Tamara, karanlık dalgaların derinliklerinden gelen aydınlık bir tünel gördü. Tamara, karanlık suların derinliğindeki aydınlığa atladı...
Adada yankılanan bu son sesin bugüne kadar boşlukta yankılanmaya devam ettiğine inanılır”.
TAMARA
Van' dan, Gevas' tan ve Digor' un altin sacli kizlarindan dinledim bu öyküyü... Tamara... Tamara, senin dilin, senin Incil' in, senin nârin, senin nazin...
Bu kacinci yenilgi ask ugruna? Bu kacinci intihar girisimi?
Bosuna degil biliyorum senin afanoz edilisin, benim seyhimi kendime küstürüsüm bosuna degil... Bi isik diye sana gelisim. Tamara...Birak öldürsünler beni, birak yok saysinlar, unutsunlar senin ismini... Tamara... Ask adadadir artik, ask adada...
...Ay dolanir geceye,
kipkizil kan gibi
Bulut gecer üstümden,
örter beni tül gibi
Sevdanin çölündeyim
Issizligin gölünde
Yolumda isigim; Tamara...
Dokunamam ki tenine,
yasaksin bana
Sana giden dikenli yollar,
tuzaksin bana
Asimsin ekmegimsin,
Sevapsin bu canima
Yolumda isigim ol, Ah Tamara...
“ Hu vel aha
Hu vel vera
Hu destana
Ah Tamara, ah Tamara..."
Yedi bogum akrep gibi, koynumda sevdan
Kara hancer, mavzer gibi bekliyor düsman
Bilsinler böyle sevda böyle bir can alirken
Askima fermanim ol, Ah Tamara...
Vur beni hasrete vur,
göm beni göle
Oguluna ver adimi,
bin yillik öfke
Duysunlar böyle sevda böyle bir can alirken,
Askima fermanim ol, Ah Tamara...
“ Hu vel aha
Hu vel vera
Hu destana
Ah Tamara, ah Tamara..."
Alıntı