
AHMET KAYA
İki damla gözyaşımla satıldım pazarlarda
Kırdılar yüreğimi Kırdılar azarlarla
Sürgünlere yolladılar Sabah dörtte yağmurlarla
Ben yandım siz yanmayın Allah askına
Müzisyen, besteci, söz yazarı Ahmet Kaya, 28 Ekim 1957’de Malatya'da beş çocuklu bir ailenin son çocuğu olarak dünyaya geldi.Müzikle ilgili ilk tohumların atılmasında Cümbüş çalan dayısı ve tambur çalan amcasının etkisi büyüktür. Müziğe olan ilgisini keşfeden babası, Ahmet henüz altı yaşındayken nerdeyse boyu kadar bir bağlamayı doğum günü hediyesi olarak eve getirdi. İlkokulu Malatya'da okudu Mensucat işçisi olan babası, emekli olduktan sonra daha iyi bir yaşam için aile İstanbul’a göç eder. İstanbul/Kocamustafapaşa’ya. Bu dönemde küçük bir yerleşim yerinden, büyük bir şehre taşınmanın ve alışmanın sıkıntılarını yaşadı.
Ahmet okula gidiyor ve geri kalan zamanlarında bir aile dostlarının kaset, plak satan müzik dükkânında çalışıyordu. Bu dükkânda çalıştığı sıralarda, çok çeşitli müzik türlerini tanıma imkânı buldu. Ahmet, okulu bırakıp aile ekonomisine katkıda bulunmak için çalışmak zorundadır artık. Birçok vasıfsız işe girer çıkar o yıllarda. Kısa süreli de olsa işportacılık, çeşitli iş yerlerinde çıraklık yapar; ama asla bağlamasını bırakmaz. Müzikle yatıp müzikle kalkmaktadır. Ve tabii ki ülkenin içinde bulunduğu durum, ruh hâlini nasıl etkiliyorsa müziğini de etkilemektedir Çalışmaya başlayıp okulu bırakan, Ahmet konservatuar okumak istemektedir; ama artık bu çok olası görünmez. Umudunu diri tutabilmek için liseyi dışardan bitirmeye karar verir.Liseyi dışarıdan bitirip Eğitim Enstitüsü’nün Keman bölümüne girer. Halk Bilimleri Derneği’ndeki arkadaşlarıyla müzik dinletileri ve halk oyunları gösterileri sunmak amacıyla Türkiye’nin çeşitli yerlerine giderler. Bir yandan çeşitli dernek ve sendikaların ya da öğrenci kuruluşlarının düzenlediği bu ‘Devrimci Gecelerde, dönemin âşıkları ve sanatçıları ile birlikte sahneye çıkan Ahmet, bağlamasını öfkeyle çalıp devrimci marşlar ve türküler söylemekte, diğer yandan tüm toplumsal duyarlılığı ile halkın içinde, onların somut ve yaşamsal taleplerine yanıt olabilmek amacıyla onlarla dayanışmaktadır Halk Bilimleri Derneği’nde Emine isimli bir kızla tanışır; çok geçmeden yakınlaşan ve kendilerini aynı saflarda hisseden iki genç, evlenmeye karar verirler. 1978 yılında, Ahmet yirmi bir yaşındayken keman eğitimini yarıda, nişanlısını ardında bırakarak on sekiz ay sonra dönmek üzere askere gider.
Askerliği Gelibolu’ya çıkar. Kısa sürede müziğe ilgisini ve kabiliyetini keşfeden komutanları onu orduevinin orkestrasında görmek isterler. Askerliğinin tamamını orkestranın joker elemanı olarak geçirir. Birçok müzik aletiyle kurduğu bağını burada geliştirir. Bağlamayla yaptığı müziğe kafasında kemanla kattığı Batı motifleri, askerdeyken çello gibi daha klasik aletleri mecburiyetten çalmasıyla daha da gelişir. Askerlik sonrası bu işi profesyonelliğe dökmeye karar verdi. Dinleyenlerin hiçbir kategoriye koyamadığı bu müziğe kimse yüz vermez. Uzun uğraşlar sonucu çıkardığı Ağlama Bebeğim albümü hemen toplatılır. Yapılan itiraz sonuç verir. albüm Danıştay kararıyla serbestir artık sansürden geçmesinin gazetelere yansıması, eserin duyulmasını sağladı; bu onun için iyi bir fırsattı ve ilk albümünde büyük bir beğeni topladı.İlk büyük patlaması ve geniş kitlelere ulaşmasını sağlayan albüm, 1985 yılında yapılıp 1986'da piyasaya çıkan Şafak Türküsü oldu. Bu albümde aranjör Oğuz Abadan'la çalıştı.Profesyonel süreci boyunca onun müziğine çeşitli isimler bulunmuşsa da Ahmet Kaya, kendisini hep toplumcu-gerçekçi sanat kategorisinde görmüştür. Dünyada ‘protest müzik’ olarak tanımlanan bu türün ülkemizdeki önemli temsilcilerinden olan Ahmet Kaya’nın en belirgin ve ayırdedici tarafı, müziğindeki geleneksel motiflerin ve ulusal kültür değerlerinden yola çıkmasıdır. Toplumsal süreçten kopmamıştır. Türkiye’nin siyasal ve toplumsal gidişatına paralel bir müzik seyri izlemiştir.
Kaya, son olarak 10 Şubat 1999'da Magazin Gazetecileri Derneği'nin düzenlediği ödül töreninde yeni albümüne Kürtçe şarkı koyduğunu açıkladı, bu şarkıya çekeceği klip için bir kanal aradığını söyledi. Bu konuşmanın üzerine törene davetli bulunanların verdiği tepki üzerine, ödül törenini terk etmek zorunda kaldı. Ve Ahmet vatan haini ilan edilmişti.
1999 Haziranı’nda Kürtçe şarkıyı stüdyosunda söyleyip kaydettiği gecenin ertesinde, sabah 4’te yağmurlu bir İstanbul’a kırgın, yorgun ve bir dost uğurlaması olmaksızın veda etti.
Gülten ve Melis, 16 Kasım 2000 sabahı Paris’teki evde bir gürültüyle uyandılar. Koridorda boylu boyunca uzanmış duruyordu Ahmet. Çok çabaladılar; ama Ahmet’in yorgun ve kırgın kalbi yeniden çalışmayı reddetti. Ve Ahmet Kaya, 2000 yılında Paris'te bir kalp krizi sonucu öldü
Ardında, biri henüz yayımlanmamış 18 albüm, 200 kadar şarkı, tüm Türkiye halkının hafızasında en az bir mısra bırakıp gitti . Kırk üç yaşındaydı kalbi, içindeki hüznü taşıyamayıp durduğu sabah. Ertesi gün onu uğurlamaya Türkiye’den ve Avrupa’nın her yerinden 30.000’in üzerinde seveni geldi Paris’e. Hep bir ağızdan şarkılarını söyleyerek aşkın ve tarihin mezarlığı Peré Lachaise’e teslim ettiler Ahmet’i .O Paris Komünarlarıyla Pere Lachais mezarlıgında yatarken bize duruşu ve sesi kaldı.
Ve belki dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir sanatçı, hiçbir insan, bir daha anadilinde bir şarkı söylemek uğruna linç edilmezse ona yaşatılanlara bir daha asla üzülmeyecektir şimdi bulunduğu yerde…
•Ağlama Bebeğim (1985)
•Acılara Tutunmak (1985)
•An Gelir (1986)
•Şafak Türküsü (1986)
•Yorgun Demokrat (1987)
•Başkaldırıyorum (1988)
•Resitaller-1 (1989)
•İyimser Bir Gül (1989)
•Resitaller-2 (1990)
•Sevgi Duvarı (1990)
•Başım Belada (albüm) (1991)
•Dokunma Yanarsın (1992)
•Tedirgin (1993)
•Şarkılarım Dağlara (1994)
•Beni Bul (1995)
•Yıldızlar ve Yakamoz (1996)
•Dosta Düşmana Karşı (1997)
•Hoşçakalın Gözüm (2001)
•Dinle Sevgili Ülkem (Tribute) (2002- Anısına)
•Biraz da Sen Ağla (2003)
•Kalsın Benim Davam (2005)
•Gözlerim Bin Yaşında (2006)