ata
Genel Moderatör
Zirvedeki üye
    
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 720
|
 |
« : 12 Haziran 2009, 23:30:39 » |
|
ARKADAŞ
Bugünlerde bir akşam, şehrin aynalı gazinosuna Ve aynaların içine Selim-i salis gibi oturacağım Önümde rakı… dışarda akşam, akıntı, Kayıklar ve gelip geçenler… Meyhanenin kapısından, iki elini gözüne Siper edip bakan birisi: “Bu herif âşık!” diyecek. Saçları perişan, dudakları mürekkepli, hali Bencileyin serseri bir kızı Büyük bir sandal —Akıntının içinden çekip- Rakı kadehimle benim arama bırakacak.
Diyeceğim: “Bu akşam değil bir başka akşam seni alıp Bir kocaman şehre götüreceğim: “O şehirde toplar çoktan patlamıştır; “Yıkılmıştır bildiklerim; “Kocaman cepheleriyle borsalar, saraylar, Kim bilir belki de mahkemeler, zindanlar… “Masaldır artık “Onların kahramanlığı, onların merhameti, Onların fazileti… Ezanlar, mevlitler, harpler, taburlarla Kahramanlar… Kafam alkolsüz, ellerim kelepçesiz, Seni bir akşamüstü, Sotiraki’nin Gazinosundan Rakı kadehimle benim aramdan alıp Altın akşamların sarı çocukların tırmandığı Kuşların öttüğü ve yemişlerin yendiği Hudutsuz ve çitsiz, Perisiz ve cinsiz, Kimsesiz ve evsiz, Hâsılı numarasız Bir memlekete götüreceğim.
İstasyondan iner inmez Seni metrolar başka beni başka tarafa Götürsün. Zararı yok! Yalnız gine böyle kumral akşamüstleri Yapayalnız kaldığım kasım akşamları Buruşuk manton, dağınık saçların; Mürekkepli ağzın ve hemşire Çehrenle —Ayaklarını bir sandalyeye dayayıp- Bana iki satır bir şey söyleyeceksin: “Bugün ne yaptın, çalıştın mı?” İstersen sonra kalkar, gezmeye gidersin Bensiz… Sen bilirsin.
Sait Faik Abasıyanık
|