oskar
Üye
 
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 89
|
 |
« : 18 Ocak 2009, 03:11:35 » |
|
BİR ÇOBAN OLSAYDIM TOROSLARDA
Bazen diyorum ki; Keşke hiç okutmasaydı babam beni Hiç okumasaydım Bir çoban olsaydım Toroslar da: “Bir elimde değnek, Sırtımda kepenek, Ayağımda lastik çizme, Saç baş darmadağın,sakalıma karışmış, Parmaklarım çatlak, Avuçlarım nasırlaşmış”
Hiç okumasaydım keşke Öğrenmeseydim bu yalancı düzeni... Kaygılarım olmasaydı böylesine; “insanlık üzerine, Gelecek üzerine, Yaşayabilmek üzerine...” Problemlerim; Acaba çayın demi neden iyi çıkmıyor? Alaca ineğin sütü neden azalıyor, Yada koyunların kırpılması bir bitse, olsaydı .
Jandarma dendiğinde ödüm patlarcasına korkabilseydim O insanlar gibi... Mahkeme nedir?hakim kim, Reisicumhur kimdir? Ne iş yapar, Ekonomi nedir?, Enflasyondan zarar gelir mi koyunlara? Diyebilseydim. Ve kavgalara, bombalamalara,katliamlara... Onlar gibi saflıkla nefret duyabilseydim.
Hiç görmeyip de onlar gibi Şaşkınlıkla sorsaydım; Çikolata andız pekmezine mi benzer? Viski dedikleri ishale faydalı mı? Tadı kekik suyuna mı benzer? Lewis kılçardan daha mı iyi ısıtır? Marllboro kaçak tütünden iyi öylemi? Şu dondurma denilen kar helvasına mı benzer? ...
Sabah grupla çıksam Omzumda dolma tüfeğim, Dudaklarımda Torosların türküsü, “Sarı Yaylam” Öğle üzeri bir pınar başında sulayıp koyunları, Açsam azığımı, oracıkta, Biraz keş, zeytin ve kuru soğan, Sonra pataz pataz içipte soğuk sudan, Üstüne birde sigara sarıp, sarı bakır dabakadan, Sürüyü Karabaşa bırakıp, Usulca kestirsen yıllanmış ardıcın altında.
Akşam eve girsem; Üstüm başım kir pas, Şalvarım yırtık yamalı, Ellerim, saçım çam sakızıyla lekeli... Ama umursamasam, Karım ne pişirdiyse yesem, Keyif kahvesi bilmesem, Ajansı bile dinlemeden “Tarih sayılabilecek baba yadigarı radyodan” Kıvrılıversem, “Taş ocağın yanındaki koyun postuna” Kitap nedir? Gazete nedir? Okuyup yazmak nicedir bilmesem.
Arada omuzlasam tüfeğimi, Belimdeki kuşakta barutla saçma, Heybede soğan, domates, ekmek, Belki birkaç elma... Binip beyaz atıma ava gitsem. Yanımda karabaş. Kah tavşan, kah geyik, Kah keklik, kah üveyik, “Olmadık davaları değil” Günlerce bir ala geyiğin peşinde koşşam dağ taş.
İşim çobanlık, İşverenim yüce mevla, İşyerim Toroslar olsaydı. Grev nedir? lokavt nedir? Sendika ,sözleşme maaş nedir? Bilmeseydim Evim taş duvarlarla örülü, Ardıç kabuklarıyla örtülü... Kira nedir? Yakıt parsı nedir? Çöp vergisi nedir? Zam nedir bilmeseydim. Kasaptan gramla et yerine Gönlüm eserse, İnatçının birini deviriverseydim.
Dünya birbirine girmiş, Harp olmuş,terör varmış... Dinar’da deprem olmuş, İstanbul’u sel basmış, Benzine zam gelmiş, Memurlar işçiler yollara dökülmüş, Enflasyon azmış, Duymasaydım. Mark ,dolar, borsa, faiz, Olup biten hiçbir şeyden habersiz... Haberdar olsam da akıl sır erdiremeseydim. Şiir nedir? Musiki nedir? Bilmeden, “Sarı yaylam” türküsüyle ömür bitirebilseydim
Elleri nasır tutmuş bir kadın, sırtı davar kokan Bir çocuk; kah beşikte kah anasının sırtında ağlayan... Sorunlar yalnız bizim sorunumuz, Sıkıntılar, özlemler, İki günde unutabileceğimiz. Yıkık dökük bir dağ evi: Ama bizim evimiz. Torosların tepesinde bir yayla dünyası, Ama bizim dünyamız olsaydı...
Keşke okutmasaydı babam beni, Hiç okumasaydım da BİR ÇOBAN OLSAYDIM TOROSLARDA.
Mart.1995 Osman Karadağ
|