ilhan06
Üye
 
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 30
|
 |
« : 23 Ocak 2009, 18:16:36 » |
|
“İMECE”li anılar Abidin Dino’dan “İMECE”li anılar
Abidin Dino, 1939’da Ağustos’un ikinci yarısından Eylül sonuna kadar Balıkesir’de yaşadı: O günlerin tek partisi, devlet-partisi Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP’nin) ressamlar için düzenlediği “yurt gezisi” programı vesilesiyle.
Bu programa göre, belli bir yöntem izlenerek seçilen ressamlar belli yörelere gönderiliyorlar, orada hem resim yapıyorlar, hem de bölge halkını, töresini, gelenek ve göreneklerini tanımaya çalışıyorlar, dahası orada ve/veya çevresinde kullanılan sözcükleri derliyorlardı. 1938’de başlatılan bu uygulamada süre bir aydı. 1939’da birbuçuk aya çıkarıldı. Daha sonra ise iki aya uzatıldı.
Bu vesileyle İstanbul ve Ankara dışına çıkanlar, kimi için ilk kez, o yörelerin “dillerini”, “ağızlarını” not etmek, derlemek, toparlamak ve tanıtmakla da görevliydiler ve böylece Türkçe’nin zenginleşmesine katkıda bulunuyorlardı. Abidin Dino da Balıkesir ve yöresinden çantasında birkaç sözcük ve birkaç deyişle döndü.
Abidin Dino ile bir gün dereden tepeden konuşurken, belki diller ve sorunlarıydı konumuz, söz döndü dolaştı “imece”ye geldi ve Abidin bu konuda bana şunları anlattı:
“Balıkesir taraflarında dolaştığım sıralarda, İMECE sözcüğünü duydum. Çok hoşuma gitti. Ve not ettim. Sonra bir araya geldiğimizde Sabahattin’e (Sabahattin Eyüboğlu) aktardım. O da Bakan’a, Hasan Ali Yücel’e (dönemin Milli Eğitim Bakanı, en iyi şairlerimizden Can Yücel’in babası) aktardı. Derken Köy Enstitülerinde kullanılmaya başlandı. Ve imece benimsendi.”
Ve “İmece” sözcüğü aldı başını gitti. Birçok anlamıyla birlikte elbette: “Ortaklaşmak”, “ortaklaşabilmek”, “ortak”. Hep beraber yapılmış iş, birlikte yapılan eylem, birlikte yapmak ve bunun gibi.
Abidin bu sözcüğü çok sevdi ve daha o dönemdeki kimi makalesinde bu sözcüğü kullandı hatta tanımını bile verdi:
Örneğin “İş ve Sanat” başlıklı makalesinde “imecisi” diyerek sözcüğün tanımını şöyle veriyor: “İhtiyari (gönüllü) yardım, başkalarına fayda verme esası, Anadolu’nun en eski âdetlerindendir.”
Aynı yazısında biraz sonra, şunu ekliyor : “(…) Sanat ve iş aşkına dayanan, ziraatten endüstriye kadar yayılan yeni bir rasyonel ‘imeceye’ ihtiyaç var.”
Sabahattin Eyüboğlu’nun bu sözcüğü benimsemesi hiç şaşırtıcı değil. Çünkü zaten, daha önce söylediğim gibi, “yurt gezilerinin” amaçlarından biri budur. Yerel, gelenekten gelen sözcükleri, deyişleri toplamak. Hem de iki kardeş, Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Sabahattin Eyüboğlu kardeşler, bizzat kendileri de aynı şeyi yapıyorlar. Sözcükleri, deyişleri topluyorlar. Ve daha güzeli mektuplarında cömertçe kullanıyorlar. Bunu Kardeş Mektupları başlıklı ortak yapıtlarında görmek olası: Örneğin iki kardeşin “alicengiz” sözcüğünü sık kullandıklarını saptıyoruz. Veya özlemiş yerine “göreslemiş” sözcüğünü, bazen “çok göreslemiş”, “fena göreslemiş” biçimlerinde…
Sabahattin Eyüboğlu, imece sözcüğünü o kadar sevdi ve benimsedi ki, ilk sayısı 1 Mart 1961’de yayınlanan dergisinin ismi olarak da seçti onu. 27 Mayıs 1960 askeri darbesinden sonra çıkarılmasına katkıda bulunduğu bu dergi Ekim 1970’e dek yayınlandı.
Abidin’e gelince, Abidin bu sözcüğü hiç terk etmedi. Kel isimli piyesinde örneğin bir tanımlaması var: Çok hoştur. Olumlu kahramanlardan Hasan ile Hüseyin’in “emece”yi (burada sözcük “emece”dir artık) bir anlatışı var ki, Abidin’in, ortak yaratmaktan, kolektif / birlikte çalışmaktan, kısacası komünistlikten ne anladığının somutlaştırılmasıdır sanki.
BAŞLIBAŞINA BİR “TİYATRO”. ZATEN KEL’DE BİR PİYESTİR. ABİDİN’İN 1944’TE YAYINLADIĞI VE YAYINLANIR YAYINLANMAZ İCRA (BAKANLAR) KURULU TARAFINDAN TOPLATILMA KARARI VERİLEN KİTABI. AMA ABİDİN’DİR BU, YEĞENİ RASİH NURİ İLERİ’NİN DE KATKISIYLA BİR MİKTARINI ÖNCEDEN “ZULAYA ATMIŞTIR”. İSTANBUL ÇOCUĞUDUR ABİDİN, BİLDİĞİNİZ GİBİ.
EVET KEL BİR PİYESTİR, ve bu piyeste Hasan ile Hüseyin arasındaki karşılıklı sohbeti, “emece” tanımlamasını buraya aynen aktarmak istiyorum:
“HÜSEYİN: BİZDE BİR EV YANINCA... HASAN: KİMİ KERESTE GETİRİR... HÜSEYİN: KİMİ ÇİVİ... HASAN: KİMİ SIVA YAPAR... HÜSEYİN: AYRI GAYRI YOK... HASAN: HER ŞEY OLUVERİR... HASAN: EMECE HARMAN KALDIRIRIH... (Yazımda hata yoktur. Abidin’de kuraldır: Kahramanlarını kendi “ağzıyla” konuşturmak. MŞG) KÖYLÜ: BUGDEYİ SEL ALMASIN DEYİ, AKRAN ARASINDA OLUR... HASAN: AKRAN ARASINDA.”
Hele 27 Mayıs 1960’dan sonra yazdığı makalelerde İMECE Abidin için bir sözcük olmaktan çıkıyor sanki, Türkiye’nin yeniden kendine gelmesi ve kalkınması için sihirli bir programa dönüşüyor.
Bu bağlamda 29 Ağustos 1962’de Öncü gazetesinde yayınladığı yazı en çarpıcısıdır (Abidin Dino: Kültür, Sanat ve Politika ÜstüneYazılar, Adam Yayınları, İstanbul, 2000, s. 517-520).
Abidin, bu makalesinde, Hacı Bektaş zamanında “Ankara ovasının emece ile işlendiğini” yazıyor. Emece sözcüğünü kullananın Ahmet Hamdi Tanpınar olduğunu belirtiyor. Sonra ekliyor:
“Emek’ten mi gelir bu söz, yoksa ‘imece’ midir bunun doğrusu, kökü başka mı?”
Ve daha sonra Abidin kendine özgü bir tür “Türk sosyalizmini” bu sözcük ve anlamıyla tanımlıyor. Bu yazı mutlaka okunmalı. Bugün bile işimize yarayacak bir dünya var orada.
Abidin imece konusuna Sinan’da da gelir. (Abidin Dino: Sinan, YKY, İstanbul, 1999.)
Aynen şöyle: “Engürü’de Bayramiler, topraklarda ayrılık gayrılık tanımaz, tapu koçan bilmez, tımar zeamet dinlemez kendine buyruk erlerdir. Tarlaları hep beraber sürerler, ekerler, sularlar, biçerlerdi. (Hacı Tonguç Baba’nın çocukları sanırsın!).”
Burada yeri gelmişken söyleyeyim: Abidin’in “Sinan aşkı” da çoook eskilere gider. Ve bütün yaşamı boyunca sürer. Mimar Sinan hakkında onca makale, kitap yazması bir rastlantı değildir. İşe bakın siz, daha Ağustos 1939’da S.E.S’teki (Sanat.Edebiyat.Sosyoloji) “İş ve Sanat” yazısında ne demiş: “(…) Kalfalıktan mimari dehaya geçen Sinan.”
Evet bu bizim bildiğimiz Mimar Sinan’dır. Başkası değil.
Abidin, Sabahattin Eyüboğlu için yazdığı bir makalesinde de imeceyi vurguluyor: “Yeterki imece karışsın işin içine, yani hep birlikte yapılmış bir iş olsun, hem de karşılıksız. (Orhan Veli, Oktay Rifat, Melih Cevdet şiir imecesi unutulur mu?).” (Milliyet Sanat, 10 Ocak 1975, s.7. Yazılar: s.192.)
Abidin, “Anadolu dayanışmasının destanı” olarak tanımladığı imeceyi, “Simurg” isimli belgeselde Enis Batur ve Samih Rifat’a da anlatıyor. ( Yeri doldurulamaz efendi insan, çok iyi çevirmen Samih Rifat, Abidin’in gençlik arkadaşı ve çok yakını olan Oktay Rifat’in oğludur: Abidin işte aynı zamanda böyledir KUŞAKLAR ARASINDA KÖPRÜ.)
Abidin, Adnan Berk’in “Her Açıdan” başlıklı TRT-2’deki televizyon programında da bu konuya değindi: “ELden ELBİRLİĞİNE. ELBİRLİĞİNDEN İMECEYE” dedi.
Burada Abidin, öteden beri ve aralıksız çizdiği “Ele” ile ELBİRLİĞİ arasında bir süreklilik kuruyor ve bunu imeceye bağlıyor. Abidin bu konularda daha pek çok şey yazdı ve söyledi...
Abidin görmedi ama mutlaka duymuştur, eminim: Şubat 2000’de Ruhi Su Kültür ve Sanat Vakfı İstanbul’da AKM’de “İmece Resim Sergisi” açtı: Katılanlar arasında Abidin Dino yanında pek çok dostu vardı, pek çok yoldaşı da. (Cumhuriyet, 11 Şubat 2000.)
Sabahattin Eyüboğlu, İmece dergisinde Azra Erhat, Yaşar Kemal ve daha pek çok dostla yazılar yayınladı. Ve Sabahattin Eyüboğlu’nun yakınları O’nu anmak için, eşi Magdi Ruger ile her Ocak ayında bir araya geldiklerinde buna “İmeceyle yaşayan gelenek” adını verdiler. Bu adlandırmanın çok yerinde olduğunu söyleyebiliriz sanıyorum.
Bu konuda belki son olarak şunu eklemek lazım: Abidin “gelenekten yararlanma”, geleneklerimizin olumlu yönlerini bulup çıkarmak ve onları günümüze uygulamak yanlısıydı: İmecede ve başka alanlarda. Nitekim bizzat hat sanatına ne denli hayran olduğunu ve bizzat Abidin, “kimi resminde çok dolaylı yöntemlerle, hat sanatının derslerinden” yararlandığını belirtiyor. Abidin’in vefatından sonra kağıtları arasında bulunan ve -büyük ihtimalle- ilk kez Yazılar’da yayınlanan “(gelenekten yararlanma)” başlığı verilen yazısını okumanızı tavsiye ederim: s. 2 61-263.
Şimdi bütün bunlar “Çatı Partisi” tartışmalarında işimize yaramaz mı? Bana kalırsa yarar. Abidin de (*) aynı kanıdadır. Eminim.
YENİ YIL DİLEĞİ
Bu vesileyle yeni yılınızı candan kutluyorum. Saatlerinizi güneşe göre ayarlayınız, karanlıklara değil. Barıştan, eşitlikten, aşktan, adaletten, sevgiden, kardeşlikten, emekten, paylaşımdan, aydınlıktan ve özgürlükten yana, savaşsız, hotzotsuz, öfkesiz, dayaksız, dertsiz, küfürsüz, sömürüsüz yeni yıl diliyorum. Herkese. İstisnasız. Hapishanelerdekileri unutmadan. Aklıma hemen ve sanki bütün mahkumları ve tutukluları temsil edebilecek niteliklere sahip Mahmut Alınak ile Erol Zavar geliyor. Birincisi Kars'ta ikincisi Sincan'da. Onların şahsında "içeridekilerin" tümüne yeni yılda daha çok umut ve kimbilir belki, genel af diliyorum.
(*) BU KONULARDA M. ŞEHMUS GÜZEL’İN ŞU KİTAPLARINA BAKILABİLİR : ABİDİN DİNO İLE SÖYLEŞİLER, YAZILAR: HAYAT VE SANAT , PERİ YAYINLARI, İSTANBUL, 2006. ABİDİN DİNO (1913-1993), ÜÇ CİLT, KİTAP YAYINEVİ, İSTANBUL, 2008. Künye Yazar : M. Şehmus Güzel Alıntıdır.
|