hayatta kalışımın kırkıncı yılı
kaldığım resimli pasta yapmış sevdiğim
insan kendini dilim dilim eder mi
neden el daha az acır
yerimde kalmışlığımda ikram edilen kalbimden
eskitmem suretli pasta
dağ başında olmaya sürmelisin yüzümü
kuşburnu şifası veren rüzgara değmelisin
içinde ki yumurtayı paylaşmalısın tilkiyle
aynı aşka tünediğin kuşlarla...
uzat ellerini bilmediğim zaman
yüz yıllık yaşvarım ikiyüz yıl olacakmış
olacakta ne olacağı görecek miyim
ölmelerim kedersiz olacak mı
3 gidip 5. gelişlerim bitecek mi
onbin asırda yüz bin nasır kesmelerim...
tarihten bellidir kalp hastasıyım ben
ruhlarımı akıllı ceryana verdim
tel tel olmuş liflerini atmalısın dediler
kuyusuna düşmüş sese gitmelisin...
yasasız bir düşün e maddesinden mahkumum
hırkalar giyerim dünyada evla olsun diye
sevdiğim hemde nin tadında diş izim kalmış
çekiyorsa gün beni ölüyorum demektir
aşkı yüreğinden çıkarıyorsa insanı
dar/alır yavaş yavaş kan/al/ları
yudumsu açıklık alır götürür
yatmaktan eskir paylaşanı
yorgana düşen yıl/dız öpücükler...
hayatta kalışımın kırkıncı yılı
inip boynumu dolanan sularda arıyorum
yavaş yavaş bir ileri bir gerilerin demini
derin bir nefes alıyorum
güzel bir elmayı dişler gibi
gittikçe azılyor pasta
dişlemek geliyor içimden her şeyi
yedibin devirle geçiyorum kırkbiri
09/04/2010
dr muharrem yılmaz
Bir, Muharrem Yılmaz şiiri oluşmaya başlaması çok sevindirici. İşini ciddiye alan bir cerrahın titizliği devam ederse giderek alışkanlık yapan bir özgün söylemin tadına varacağız.