hayatta kalışımın kırkıncı yılı
kaldığım resimli pasta yapmış sevdiğim
insan kendini dilim dilim eder mi
neden el daha az acır
yerimde kalmışlığımda ikram edilen kalbimden
eskitmem suretli pasta
dağ başlarına sürmelisin yüzümü
kuşburnu şifası veren rüzgara değmelisin
içinde ki yumurtayı paylaşmalısın tilkiyle
aynı aşka tünediğin kuşlarla...
uzat ellerini bilmediğim zaman
yüz yıllık yaşvarım ikiyüz yıl olacakmış
olacakta, ne olacağı görecek miyim
üç gidip beş gelmelerim bitecek mi
onbin asırda yüz bin nasır kesmelerim...
tarihten belli kalp hastasıyım
ruhumu akıllı ceryana verdim
tel tel olmuş liflerini atmalısın dediler
kuyusuna düşmüş sese gitmelisin...
aşkı yüreğinden çıkarıyorsa insan
yavaş yavaş kapanır kanalları
yudumsu açıklık alır götürür
yorgana düşer yıldız öpücükler
yasasız bir düşün e maddesinden mahkumum
hırkalar giydim dünyada evla olsun diye
sevdim hemde'nin damak izi kalmış tadımda
çekiğinde gün beni öleceğim demektir
hayatta kalışımın kırkıncı yılı
inip boynumu dolanan sularda arıyorum
yavaş yavaş bir ileri bir gerilerin demini
derin bir nefes alıyorum
güzel bir elmayı dişler gibi
gittikçe azılyor pasta
dişlemek geliyor içimden her şeyi
yedibin devirle geçiyorum kırkbiri
Bir, Muharrem Yılmaz şiiri oluşmaya başlaması çok sevindirici. İşini ciddiye alan bir cerrahın titizliği devam ederse giderek alışkanlık yapan bir özgün söylemin tadına varacağız.