SOMBAHAR > Yeni Kategori > EĞİTİM-SAĞLIK-SİTELER > POLİTEKNİK EĞİTİM
Sayfa: [1] |   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: POLİTEKNİK EĞİTİM  (Okunma Sayısı 1668 defa)
26 Mart 2010, 17:49:09
ENTERDİ
Genel Moderatör
Üye
*****
Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 16


« : 26 Mart 2010, 17:49:09 »

                                                                                 POLİTEKNİK EĞİTİM
   
      Politeknik eğitim, ne basit bir ‘İş Okulu’ akımıdır ne de teknik/mesleki eğitimdir. ‘İş Okulu’nda iş, eğitimde bir üretim süreci olarak değil, basit bir ‘öğrenme ortamı’ olarak ele alınır; yani iş, eğitime göre tali bir konuma itilir. Bizdeki ‘İş ve Teknik’ dersleri, bu akımın bir örnek uygulaması olarak ele alınabilir. Burada iş, üretim gibi hayata ait ciddi ve dönüştürücü bir meşgale değil, çocuklara minyatür ve simgesel kalıplarda bir şeyler öğretmenin alanı olarak görülür. Kısaca iş, çocuk için zaman geçirici ve sadece biraz el becerilerini artırıcı bir eğitim faktörüdür. Oysa üretim sürecinde gerçekleşen iş, çocuk ve gencin öğrenci olarak hem zihinsel hem de kol gücünü işe koşarak çok yönlü gelişmesini ve ülke kalkınmasını sağlar. Amerikan pragmatist kaynaklı eğitimde işe yararlık, büyük ölçüde piyasadaki karşılığıyla ölçülür. Bu çerçevede monoteknik (tek yönlü) bir teknik eğitimde işe yarar olan doğru, doğru olan yararlı görülür. Burada pratik, teori ile birlikte gerçekleşen devrimci-dönüştürücü bir faktör değil, karşılığını tüketimde (piyasada) bulan bir faktördür. Okulda teknik eğitim ya da iş eğitimi olarak gerçekleşen süreç, okulu bir üretim mekânı olarak düşünmez; aksine toplumsal hayatın bir minyatürü, ama karikatürize bir minyatürü olarak ele alır. Böylesi bir minyatür, topluma değil, piyasaya yakındır. Kapitalist “monoteknik” okul, değişimci bir okuldan ziyade, “işlevsel” (functional) bir okuldan yanadır. Okulun piyasa değerlerine göre işlevsel kılınması, okul ile sanayi (piyasa) arasında toplumsal değil, bireyci bir ilişki kurulmasına yol açar. Bu açıdan üniversitelerdeki “teknokent”ler, aslında üretim ile eğitimin şirket dünyasının ilgileri (yeni ürün tasarlama, buluş, patent, rekabet, kâr, çıkar vd) bağlamında harekete geçirildiği yerlerdir. “Teknik Okul”, “Fen Lisesi”, “Akıllı Okul”, “MLO” gibi kapitalist okul uygulamalarında hayata dair bilgi ve değerler, “etkinlik” adı altında öğretilen birtakım soyut ya da somut uygulamalar dayanır. Sanat, edebiyat, fen, matematik, hayat bilgisi, tarih ya da coğrafyaya dair “etkinlikler”le çocuk, hayatın gerçek pratiklerini simgesel düzeyde ve fakat yalan-yanlış biçimde öğrenir. İş ve Teknik dersinde alçıdan yapılan bir heykel, gerçek bir sanatsal yaratı sürecine hiçbir şekilde denk düşmez; bir saatte alelacele yapılan bu “iş”, yani heykel, çocukta gerçek bir dönüştürücü sürece yol açmaz. Sözlü tarih çalışması, portfolyo, anket, yaratıcı drama, grup çalışması, zaman şeridi oluşturma, çalışma kağıdı doldurma, görsel materyal okuma, mektup yazma, film izleme, rol yapma, benzetim (simülasyon), mikro öğretim, performans gösterileri, bilgisayarlı eğitim, gezi ve inceleme, aile soyağacı oluşturma, günlük tutma, grafik oluşturma, proje çalışmaları, gözlem, tatbikat, kroki çizme, grafik yapma gibi öğretim teknikleri ilk bakışta çok etkileyici ve zengin bir öğretim sürecini imler. Oysa bunlar, çocuğu etkinliklerle güçlendirmekten ziyade etkinlikler içinde boğulmasına neden olur. Çünkü bu kadar çok yöntem ve teknik, uygulansa bile, öğrencinin ulaşmak istediği amacın bulanıklaşmasına yol açar. Zira, etkinliğin kendisinin amaç haline gelmesi, çocuk ve gencin eğitim sürecinden uzaklaşmasına, yabancılaşmasına neden olur.
     Öğrencinin verilenler (ön bilgi, materyal, öğretim yöntem ve teknikleri vs) ile yeni buluşlar yapması, yeni bilgi ve değerler oluşturması, kısacası yaratıcı birine dönüşmesi, eğitimin ‘çıktı’sının (mezun, bilgi, değer, ürün vs) ancak toplumsal yararı ölçüsünde anlamlı olur. Eğitim kaynaklı yabancılaşma ancak bu şekilde önlenebilir. O halde eğitim, toplumsal bilgi, hizmet, malzeme ve değer üretimi üzerine kurulmalıdır. İşin basit alıştırma etkinliklerine dönüştürülmesinin yararı olabilir ama bunun kafa-kol emeği arasındaki yabancılaşmayı aşması mümkün değildir. İş eğitiminin ya da tekniğin giderek bilimselleşmesi, öğrenci ya da çalışanlardan daha karmaşık, çok yönlü ve zengin bilgi ve beceriler talep etmesine değil, daha az, daha yoğun ve tek yönlü (uzmanlığa dayalı) bilgi istemesine yol açmaktadır. Bu açıdan kapitalizmde meslek eğitimi ya da mesleki eğitim, sadece tek bir mesleğin öğretimine indirgenir. Bu mesleki eğitim de, zihinsel, estetik ve bedensel eğitim boyutlarından yoksundur. Bunun nedenlerinden biri, işin üretime yönelik olmamasıdır. Üretime dönük olsa bile, bu mesleki-teknik eğitime dönük üretim, büyük ölçüde piyasanın arz-talep yasasına göre biçimlendirilmektedir.
     Fabrika, toplumsal bir üretim ortamıdır. Fakat kapitalist sistemde fabrika ya da işyeri, yabancılaşmayı aşan bir toplumsal özellik taşımamaktadır. Taşıması için fabrika (üretim), eğitim (okul) ve bilim (üniversite) emekten yana toplumsal bir üretken güç olarak yeniden düzenlenmelidir. Belki bu durumda okul-fabrika (eğitim-iş) ayrımı ortadan kalkar; eğitim ile üretim iç içe gerçekleşen tek etkinlik haline gelir.

                                                                                                                                                               Kemal İNAL
Moderatöre Bildir   Logged
Sayfa: [1] |   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Paylaş
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006-2008, Simple Machines
MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!
Bu Sayfa 0.11 Saniyede 19 Sorgu ile Oluşturuldu