
Yrd. Doç. Dr. Zeynep Ergin Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi- İstanbul- Türkiye Öğretim Üyesi 17.09.2011 ULYESSES Büyük Luca’nın defteri açıldığında eski bir mürekkeple dizili satırlar şöyle başlıyordu ve derinden derine manalı sözlerde şunlar yazılıydı aynen; “Akan bir su kenarında geçen öykü, bir baba ile oğulun diyaloğudur adeta. Su kenarındadır ikiside işte! Akisler içinde kıvrılıp giden [...]
Eyl 17 2011 | Kategori
Hikayeler |
devam »

Yrd. Doç. Dr. Zeynep Ergin Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi- İstanbul- Türkiye Öğretim Üyesi 18.08.2011 ADI POSEİDONdan SONRA ‘Belirsizlik Üstüne Belirsiz Bir Öykü’ 1995 yazmış olduğum “Adı Poseidon’dan Sonra” ve ardından “ULYESSES” öyküsü bir gömleğin iki yakası gibi “hiçlik” ve “varlık” üzerine kurulu bir ayrılmazlık içinde. Çağımızın sembolizmine ve mit sayılan formlara yönelik kodlamalar [...]
Ağu 21 2011 | Kategori
Hikayeler |
devam »

Turgay YÜKSEL Mart ayının üçüncü on gününe girilmiş bahara iki ay kalmıştı. Gün doğumu cepheli kargı çitli agaç dallarından yapılmış bahçe kapılı ve İki basamakla çıkılan sahanlık karşılamalı su basmanlı tek odalı evde. Dışı ve içi kireç badanalı apakbak duvarları ve Yugoslav fırınlanmış parçalı keresteli kapısı olan henüz iki kişilik bir aile yuvasıydı. Evliliklerinde [...]
Ali DÖNMEZ Ulus taraflarında bir çıkmaz sokağın içinde yalnız tavan üç odalı bir ev, bir mezar gibi sonsuz sessizlikle kuşatılmıştır. Bir unutulma haliyle terk edilmiş gibiydi. Çatısından kopan bir tahta, camdan uçan bir kiremit, duvarlarından yuvarlanan bir taş yıllarca düştüğü yerde kalır.
Ara 26 2010 | Kategori
Hikayeler |
devam »
Yıl 1960-1961 Eğitim ve Öğretim dönemi yani Askeri müdahale olalı beş ay falan olmuştu İlkokul’ a KOCAGÖZOĞLU ilkokulunda başlarken : ilk hali iki katlı ahşap ağırlıklı bir bina olan okulumuzda KOCAGÖZ ailesinin oturmakta olduğu ana yola bakan sekiz mermer basamaklı genişçe dik girişli demir kapılı bahçeli büyükçe binanın arada yol olmasa belki de [...]
Genç kadın, bebeğin güzelliği karşısında büyülenmiş gibiydi. Kıvırcık sarı saçları, iri mavi gözleri, kalkık bir burun ve küçük kırmızı dudaklarıyla bir kartpostalı andıran bebek, kadının şimdiye kadar gördüğü en cana yakın kız çocuğuydu. Onun ipek yanaklarını doya doya öpmek ve cennet kokusunu içine çekmek için eğildiğinde : “Dokunma bana …” diye bir ses duydu. “Beni [...]
Eki 18 2010 | Kategori
Düz Yazı,
Hikayeler |
devam »