Bu Kategorideki Tüm Yazılar:
ESKİŞEHİR’Lİ VE HAMAM
(Bu yazı ESKİyeni (Eskişehir Şehir Kültürü) Dergisi, Ağustos 2010, Sayı 18, S;7-10′da yayımlanmıştır.)
ESKİŞEHİR’Lİ VE HAMAM
Ergün VEREN
“Eskişehir hamamları kudrettendir.” der yaşlılar… Hamamlarının külhanlı değil, termal olduğunu anlatır bu söz. Hamam, Eskişehir’de olduğu kadar başka hiçbir yerde bu kadar özdeşleşmemiştir insanla. Günlük hayatın vazgeçilmezi, kültürün parçası hatta hayatın ritmi olmamıştır. Bu şehirde yaşayanların sıcak su tutkusu, “Eskişehir’in kızı anam der ağlar, hamam der ağlar” deyişiyle yer etmiştir dillere, gönüllere…
1970’li yılların sonlarına doğru Eskişehir’de toplu konut yaşamının artmaya başlaması yıkanma ihtiyacını karşılama bu konutlarda daha modern hale dönüşmüş, hamamlar da o tarihe kadar olan işlevi ve önemini bir anda kaybetmeyle karşı karşıya kalmıştır. Ancak belli bir süre sonra evlerdeki banyoların hamam tadını vermediğinin anlaşılmasıyla tekrar kendine çekmiştir Eskişehir’liyi… Read the rest of this entry »
HALK TAKVİMİNDE GÜNLERİN UĞURU İLE İLGİLİ İNANÇLAR
M.Ö 8’NCİ YÜZYILDAN GÜNÜMÜZE HALK TAKVİMİNDE GÜNLERİN UĞURU İLE İLGİLİ İNANMA VE UYGULAMALAR
Ergün Veren
Nesilden nesile aktarılarak uygulana gelen halk takvimlerinde, insanlar günleri, günlük yaşamlarında karşılaşacakları olumlu ya da olumsuz durumların sebebi olarak görmüşler; karşılaştıkları olumlu ya da olumsuz durumlarında o günün sonucu olduğu inancını geliştirmişlerdir. Günleri uğurlu-uğursuz ya da iş ve eylemleri yapma ya da yapmama zaman dilimi olarak belirlemişlerdir.
Uğur, insana iyilik getirdiğine inanılan kuvvet veya böyle bir iyiliğin habercisi sayılan herhangi bir işaret veya şeydir. Uğurlu, uğur getirdiğine inanılan, kutlu, mübarektir. Uğursuz ise, kendinde uğursuzluk bulunduğuna, felaket, kötülük getirdiğine inanılan; hayırsız anlamına gelmektedir.(Sözlük 1996)
Read the rest of this entry »
KİMSE YOK MU?
TELEVİZYON PROGRAMLARINDA YOKSULLUĞUN TEMSİLİ: “KİMSE YOK MU”
Bu çalışmada, yoksullara yardım programlarından “Kimse Yok Mu” adlı televizyon programında yoksulluğun temsili incelenmiştir. Yoksulun ve yoksulluğun temsil süreci yoksulluk ve İslam bağlamında ele alınmıştır. Programdaki yoksulluk temsilinin söylemi İslam’ın yoksulluğa bakışı ile paraleldir. Ayrıca yoksullukla mücadele edilirken İslami referanslı yardım yollarına başvurulmuştur. Yoksulluğun nedenleri ele alınırken küresel, ekonomik, sosyal, siyasal nedenlerinden bahsedilmemiş; daha çok kısa süreli yoksulluk sebeplerinden olan boşanmalar, doğal afetler, kazalar gibi nedenler üzerinde durulmuştur. Yoksullar, program sunucuları ve üst ses tarafından devlet politikalarından kaynaklanan yoksulluk sebeplerine değinilmemiştir.
Read the rest of this entry »
SÂDIK ÇÛBEK’İN İRAN KISA ÖYKÜCÜLÜGÜNDEKİ YERİ
Çağdaş İran Edebiyatı’nın tanınmış hikâyecilerinden olan Sâdık Çûbek 1916 yılında İran’ın liman kenti olan Buşehr’de dünyaya gelmiştir. Yazarın çocukluk dönemi Meşrutiyet İnkılâbı yıllarına denk gelmektedir. Eserlerinde realizmden natüralizme doğru giden bir çizgi izlemiş, hikâyelerinde halk dilini kullanmıştır. Karanlık bir dünya yaratmak ve bu acımasız dünyayı her yönüyle ortaya koymak Çûbek’in en önemli özelliğidir. Onun dünyasındaki insanlar karanlık ve kokuşmuş bir çevrede yaşarlar. Ümitsizliğin, esrarın, kokuşmuşluğun, cehaletin, cinsel isteklerin pençesindedirler. Ancak Çûbek’in hikâyelerindeki karamsar atmosfere dikkatle eğilip, üzerindeki örtüyü kaldırıp baktığımızda, o karamsarlık içinde kara bir mizah olduğunu görürüz. Birçok hikâyesinde rastlanan kara mizah, yazarın bu hikâyelerini dinamik tutan en önemli unsurdur. O, hayatın kötü yönlerini ortaya koyup bir anlamda toplumun mahremiyetine değinirken, mizahı da kullanarak, ortaya çıkan manzarayı okur tarafından kabul edilebilir bir hale getirmiş ve kullandığı gülmece üslubu her kesimden insanların ilgisini çekmiştir.
Read the rest of this entry »
MUAZZEZ TAHSİN BERKAND VE KERİME NADİR
CUMHURİYET DÖNEMİ POPÜLER AŞK ROMANLARINDA KADIN TEMSİLLERİ: MUAZZEZ TAHSİN BERKAND VE KERİME NADİR ROMANLARININ İNCELENMESİ
Türkiye’de kadının toplum içindeki yeri, yaşanan her türlü sosyal-siyasal değişime bağlı olarak şekillenmektedir. Göçebe yaşamdan yerleşik hayata geçiş ve İslamiyet’in kabulünden, Cumhuriyet’in ilanına kadar geçen süre içinde kadın, devamlı olarak ataerkil sistem çerçevesinde, ikinci sınıf vatandaş olarak konumlandırılmıştır. Kemalist modernleşme projesi de kadına ‘hakkı olan statüyü geri verme’ misyonuna dayanarak birtakım düzenlemeler yapmıştır. Fakat bu düzenlemeler gelenek, din, toplumsal cinsiyetçi yaklaşım gibi kültürel örüntüler ve Kemalist modernleşmenin eksik kalan yönleri nedeniyle, uygulamada işlerlik kazanamamıştır.
Read the rest of this entry »
KISA HİKAYE YAZARI OLARAK ÖMER SEYFETTİN
KÜÇÜK HÎKAYE YAZARI OLARAK ÖMER SEYFETTİN
DOÇ. DR. OLCAY ÖNERTOY
Edebiyatımızda küçük hikâye yazan olarak önemli bir yer alan Ömer Seyfettin’in incelenmesine geçmeden önce, ona gelinceye kadar, edebiyatımızda küçük hikâyenin durumunu kısaca gözden geçirelim.
Bizde küçük hikâye, bilindiği gibi, Tanzimat devrinde, diğer batılı edebî türlerle beraber görülmeye başlar. Bu devirde ilk batılı hikâye yazan olarak Ahmet Mithat’ı tanıyoruz. Ancak Ahmet Mithat, küçük hikâyeden çok, bazıları hacim bakımından romana yaklaşan büyük hikâyeler yazmıştır. Henüz vaka yaratmakta da tecrübesiz olan yazar, çoğunlukla, Fransız hikâye ve fıkralannı ya da işittiği birtakım gerçek olaylan istediği gibi değiştirip hikâyelerine vaka yapmıştır.
Read the rest of this entry »