ALAFRANGA’DAN ŞIPSEVDİ’YE

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın 1911’de Alafranga adıyla yayımlanıp ancak yasaklanan Şıpsevdi adıyla yeniden romanının yeni baskısı Everest Yayınları tarafından yapıldı. Romanda geçen “haşerat” ve “mikrop” sözcüklerine 2. Abdulhamit’in hafiyeleri anlamını yükleyen sansür kurulu gerekeni yapmıştır. Gürpınar bir yazısında, bu yapıtını “istibdat şehidi” olarak niteler.
Beşir Fuat’ın “Bu çocukta espri-komik var, dikkat edin” dediği ve yazmayı çok seven Gürpınar, “…Ben tüfeği kucağında can veren bir asker gibi kalem elimde düşeceğim.” diyor Refik Ahmet Sevengil’e yazdığı bir mektupta, 1922 yılında. Edebiyatımıza önemli yapıtlar bırakan yazar Şıpsevdi’nin IV. Bölümünde önemli, kahramanları hakkında ötekileri hakkında da yeri geldikçe ayrıntılı bilgi verir.
Halk yazarı Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Şıpsevdi adlı romanında birçok izlekle karşılaşıyoruz: Doğu-Batı sorunu, Batı’yı taklit, kadın erkek ilişkileri, hurafeler (boş inanışlar), toplumsal değişim…

BATI HAYRANLIĞI

Batı hayranı, Türklük özünü kabullenmeyen Pevlevizade Meftun Bey babasının ölümüyle amcansın yanında kalır. Amcası onu eğitim için Fransa’ya gönderir. Ancak o eğitim yerine Paris ’in renkli yaşantısına kaptırır kendini. Bilim gibi bir kaygısı yoktur. Eğitim bahanesiyle amcasından yalanlar uydurarak sürekli para ister. Adamın ölümü onun Fransa’daki günlerini noktalar. İstanbul’a döner. Babasının Erenköy’deki köşkünde ailesiyle yaşantısını sürdürür. Ancak aileye “alafranga” yaşam tarzını benimsetme konusunda kararlıdır. Evdekilere “uygulamalı görgü kuralları dersleri” vermeye başlar.

“Odalardan biri dershane yapıldı. Meftun Bey, bir gün “ameli adab-ı hayat”dersini büyük bir titizlikle başlattı. Derste kadın nine Şekure Hanım’dan başlayarak teyze Vesile Hanım’ın küçük kızı dört yaşındaki Hesene’ye kadar bütün aile fertleri mevcuttu.” (s.57)
Her fırsatta ya Fransızca konuşmaya ya da bu dilin sözcüklerinin de olduğu tümceler kurar. Türkçeyi küçümser. Yaşamının her alanını Batı’ya göre ayarlamaya kalkar. Bu tip bir yaşantı kurmaya, çevresindekileri de böyle yaşamaya zorlar. Yaşadığı topluma bunların uyup uymayacağı yanında, din etkenini, gelenek ve görenekleri hiç hesaba katmaz. Ortaya kimi gülünç ve acıklı durumlar çıkar.
“Bu evde birçok şeylerin Türkçeleri kötü sayılarak Fransızcaları kullanılıyordu.” (s.443)
Meftun’un Batı tipi bir yaşama özenmesi ailesinin dağılmasına, bir başkasının (Mahir) intihar etmesine, yakınlarının kötü yola düşmesine neden olur.
“Mahir karyolasına yatmış, bilinen uykuya değil, insanların daima korkup korkup da-hayatta bulamadıkları mutlak rahata kavuşmak için- bazen şevkle atıldıkları sonsuz uykuya dalmış gitmiş… Başına sıktığı kurşun sağ şakağından girmiş, biraz öne kayarak alnın sağ kısmından çıkmış… Kan kurşun yarasını doldurmuş…” (s.466)

İSTANBUL

Uzam olarak hemen her yapıtında olduğu gibi İstanbul seçilmiş, Şıpsevdi’de de. Onun yapıtlarına baktığımızda bu kentteki hızlı değişimi rahatlıkla her yönden gözlemleyebiliriz, yitip giden birçok güzellik gibi.
Kayışdağı’nın bugün yok olan lezzetli sularından söz ediyor, Gürpınar. “Sevginizle Kayışdağı’nı delerek Sahrayıcedid’e leziz suları akıtmayı göze alan bu Ferhat’ınıza Şirin olmak lütfunda bulunur musunuz iki gözüm?” (s.153)

MİZAH
Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın bu romanında dönemin benzer romanlarında görülen mizahi öğelerle karşılaşıyoruz: Kişilerin fiziksel özelliklerinden (kamburluk, topallık, kekemelik…), etnik kökeninden (Rum, Arap), kültürel farklılıklardan, yanlış anlamalardan… ortaya çıkan mizahi durumlardan birkaçı olarak sayabiliriz.

“Vesile Hanım:
‘Vayyy!.. Rahat rahat su içmek ayıp olan bir sofrada insan yüzünü nasıl siler?Şöyle hokkabazlığa getirip de entarimin koluna silebilirsem…’” (s.116)

DOĞU – BATI

Batılıların gözüyle Doğu ve Türkler değerlendirilir. Onlara göre, Türkler kaderci, uyuşuk ve tembeldir tıpkı öteki doğulular gibi. Sadece el değmemiş doğal kaynaklarıyla ünlü değildir doğu, buna tembel insanlarını da eklemek gerekir. “Avrupa’da adi sayılan bir Frenk Doğu’da kudretli, ve zamane adamı kesilir. Yeteneğinin de sermayesinin de çokluğuna bakmayarak her işe girişir.” (s.271)
Gürpınar, “saçı uzun aklı kısa” olarak görülen kadınlarımızın durumunu konumuna göre farklı değerlendirir. Bu, daha çok ekonomik durumla ilgilidir. Avrupalı gözüyle kadınlarımızın durumu değerlendirilir, ağırlıklı olarak.
“Doğuda kadınların tabi tutuldukları sade, yeknesak –üzücü olmasa hemen boş diyeceğim- o hayatı anlamaya uğraştım. Ne buldum?(Sözlerime gücenmeyiniz. Tembellik cehalet, yoksunluk…) “(s.368)
Kadınların eğitim sorununa da değinilen yapıtta, Avrupalı gözüyle eğitimden yoksun bırakılmanın nedenleri üzerinde durulur. Avrupa özentisi içinde olan erkekler kendi kadınlarını küçümsemektedirler.
“Analarınızdan gördüğünüzden başka bir eğitiminiz yok. Erkekleriniz sizin için tahsili lüzumsuz görüyorlar. Böyle cahil kalışınız kasti…” (s.370)
Halkını çok iyi tanıyan Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Şıpsevdi adlı romanı bugün de bir çok yönüyle güncelliğini korumaktadır. Bugünü daha iyi anlamak için onun romanlarını özellikle de Şıpsevdi’yi okumak gerek.

Hüseyin Rahmi Gürpınar, Şıpsevdi (roman), Everest Yayınları, 2008-İstanbul

Mustafa ASLAN

Beğenebilirsin

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir