ALMA İLE ÇALMA ARASINDAKİ KALIN ÇİZGİ / ŞAHBENDER KORKMAZ

Dijital girişimcilik kavramının ağırlığını hissettirdiği yayıncılık dünyasında, yazarlar için ‘içerik hırsızlığı’ yanında fikir hırsızlığı da ciddi bir tehdit. Özellikle sözlü paylaşımlardan yapılan aşırmaların ispat edilmesi çok zor. Blog, sosyal medya, forum gibi internet ortamlarında yazılarını paylaşan genç yazarlar açısından ise copy ve paste işlemleri, yazılımsal bir kolaylık olmaktan çıkıp, ürünlerinin gasp aracına dönüşüyor.

Doğal kullanımıyla büyük bir kolaylık olan ‘kopyala – yapıştır’ işlemi, bir ahlak sorunu olan içerik ve fikir hırsızlığı için kilit rol oynuyor. Seç- kopyala- yapıştır eylemi hiçbir maddi veya manevi çaba harcamadan, ‘hazıra konmak’ için kullanılıyor.

Edebiyat ve sanat ürünlerinin sadece kalem, fırça gibi araçlarla üretildiği, etkilenmenin bile kuşkuyla karşılandığı dönemlerden, başkasının yazdıklarını daha etkili ve hızlı şekilde alıcıya ulaştıranın kazandığı dönemlere geldik.

Sadece edebi ürünler değil, bilimsel, haber vb amaçlı yazılar da internet ortamında üreticisinin elinden kolayca uçabiliyor. Yazılmış makalelerin sözcüklerini değiştirmek, cümlenin unsurlarıyla oynamak, eklemeler ve değişik hileler yapmak suretiyle okur oluşturma keyfini yaşayan kişiler var. Üstelik sadece Türkçe yazılar değil, yabancı dildeki yayınlar da çeviri sırasında deforme edilip sömürülüyor.

Alma alıntı, çalma da çalıntıdır!..

Bu ikisi arasında keskin ve kalın bir ahlaki sınır bulunmakta. Kopyala yapıştır eyleminin masumiyet kazanması için ‘alıntı’ yapılması ve bunun uygun bir üslupla belirtilmesi gerekir. İzin almak. İzin alma imkanı olmayan durumlarda evelemeden, gevelemeden kaynak göstermek en doğrusudur.

Saatlerce belki de günlerce süren bir kalem işçiliği sonucunda oluşturulan bir metni, klavyenin CTRL A, CTRLC ve CTRL V tuşlarına dokunarak seçip, kopyalayıp yapıştıran bir kişinin bunu kendi imzasının üstüne almasını masumane bulmak mümkün mü? Bu eylem çalma, yapılan ürün çalıntı ise nesir – nazım talan edilmişse okura hırsızlık ürünü eseri sunan kişinin teşhir edilmesi hak değil mi?

Bazı yazarlar, çizerler veya bloglarında kendi emeği içerik ve görsel paylaşan kişiler koruma copy paste yapılamayan sayfalar yaparak önlem almakta. Ancak farenin sağ tık yapmasını, seçim yapma ve sayfanın ekran görüntüsünün alınmasını engellemek için düşünülen  bu önlemler sadece acemi hırsızlara kilit oluyor. Zaten bunu yayımlanmış kitaplarda çözüm olarak düşünmek imkansız.

Metinleri,  görsellerin kopyalayıp altına kendi imzasını atan kişiler için yasal işlem başlatmak şikayete bağlı. Ayıca bu eylemin suç sayılması için kanıt göstermek şart. Yasal süreçlerin izlenmesi, kararlı hukuk sistemlerinin uygulanır olması halinde, telif vb gibi sorunların ahlaki veya vicdani olgulara bırakılmasına gerek kalmaz. Olası hukuki süreçler için yeterli kanıt oluşturmak amacıyla patent almak, noterden onaylatmak, özgün eserin yazıldığı tarihle ilgili kayıtları tutmak (yazıldığı tarihte kendine mail atması) mümkün.

Bir sanatçının, kalem işçisinin üretmesini etkileyen onlarca karmaşık süreç ve zorluk varken, yeteneğinin sınırları ile cebelleşirken ortaya çıkaracağı ürünü koruma telaşı elbette ki çok üzücü. Bu durum yaşamın tüm alanlarında geçerli. Sadece sanat eseri değil, aylarca süren bir çaba sonucu ortaya çıkan yazılımın kırılması için de geçerlidir. Birinin eş dost sohbetinde paylaştığı proje fikrinin, başkası tarafından aynen hayata geçirilmesi de buna dahildir.

Şahbender Korkmaz