Asker ve Ecel

Aslında aşinaydılar. Mesleği beraberliklerini zorunlu kılıyordu. İnsanlığın başlangıcından beri ademoğlunun en vefalı, en randevusuna sadık, en nihai arkadaşı o olmamış mıydı? Henüz gitmeyenleri ayıracak kadar kesin ama zaten gitmiş olanları kavuşturacak kadar şefkatli; bazen gözyaşına gark, bazen haddinden fazla şaşalı, gürültülü patırtılı, bazense insanın kanını donduracak kadar sessiz, derinden, kimsesiz…

İlk defa daha küçük bir çocukken görmüştü onu.”Güven”sözcüğüyle eşdeğer “baba”mevhumunu kaybettiği o eski silik hatırada efendi babasının hareketsiz vücudunda ve sönmüş gözlerinde tanışmıştı onunla. Yalnızca kısa biran. “Mukadderat”demişlerdi.”Yazık genç öldü.” “Bakma yavrum. Korkarsın…”Ona bakan,bakıp “merhaba”diyen bir şey. Bu buluşmanın uzun yıllar sürecek bir yarenliğin başlangıcı olacağını bilebilir miydi?

Genç bir subayken Şam’da tekrar gördü onu.Tarih kadar eski isyan belası içerisinde parça parça olmuş İslam askerlerinin bedenleri bir türkü söylüyorlardı ona:
“Kışlanın önünde redif sesi var.”
Redif yedek demekti. Redif genç demekti.”Beni öldürmeyin! Ben daha çok küçüğüm. Ben de bir ana kuzusuyum.”diye çığlık atıyor, feryad ediyor ancak kimse duymuyordu. Bir kişi duydu. Ancak Rumeli insanına has mavi gözleri buğulandı.”Kader mi bu?”diyecekti. Bu kavga, bu isyan coğrafyasında birkaç isyan sözcüğü geldi dilinin ucuna ama tam o anda birini gördü. Cesetlerin arasında ayakta duran biri vardı.Gülümsüyordu ona sanki. Evet evet gülümsüyordu. Tanıyor muydu? Merhaba diyecekti vazgeçti…

Berberiler, kabileler, çöl,savaş, işte Trablus… Devlet-i Ali Osman’ın kara kıtadaki uzadıkça uzayan, bitmek tükenmek bilmez, üstelik de Engizisyon işkencesiymişçesine yavaş kavgası. Ölümün fırtınadaki çöl kumları gibi bir o yana bir bu yana saf değiştirdiği günler. Katledilen bir Berberi aşiretinin cesetleri toplanırken iki eski tanıdık oradaydılar işte. Asker ve ecel selamlaştılar bu kez. Yaratılmışların en şereflisi insanoğlunun kopardığı, kestiği, doğradığı et yığınının önünde tanıdılar birbirlerini bir kez daha…

Bir emir, bin ölüm… Asker “Ben size savaşmayı değil ölmeyi emrediyorum” diye bağırdı. Sekiz metre siper arasında siperdeki kardeşinin ölmesini bekleyerek koştular ölümün soğuk kollarına. Buz gibi toprağa uçtu gitti 57.Alay. “İnsana acımaz mısın Gelibolu?” dedi asker göğsündeki kırık saati eceline uzatırken… İki mısra sokuldu yüreğine tarihin bu muharip şehrinden.

“Asım’ın nesli diyordun ya nesilmiş gerçek
İşte çiğnetmedi namusunu çiğnetmeyecek”

Eskişehir… Porsuk Çayı kıyısında Büyük Taarruz sonrasında ölenlerin arasındaydı asker bir kez daha. O kadar çok karşılaşmıştı ki bu manzarayla kanıksamıştı artık ölmeyi öldürmeyi. Seneler sakatlıyor, katılaştırıyordu yürekleri. Tam o sırada gördü onu. Kastamonulu bir neferin yanında yatıyordu. Gözleri mavi miydi sanki? Babasına mı benziyordu? Açık kalmış gözlerinde neden öldüğünü, daha önemlisi nasıl öldüğünü anlamamış, şaşkın bir ifade vardı. Adeta babasının gözleriydi. Ama ne yazık Yunanlıydı.Artık bir paşa rütbesi bulunan muzaffer omuzları düştü. Mağrur kararlı gözlerinden bir damla gözyaşı kaçtı. Kimse görmedi. Dudaklarından sıcak bir kan gibi şu çığlık dökülüverdi.
– Ah yavrum,dedi.
– Kim dedi size buralara gelesiniz diye.
Genç emir subayını eliyle gayri ihtiyari itti. Çocukluğunun acı bir hatırası gözünün önüne geldi gözleri babasının gözleri bu zavallı çocukta.
– Bakma yavrum, dedi emir subayına.
– Bakma yavrum korkarsın…

Padişah Abdülmecit’in Dolmabahçe Sarayı’nda karşılaştılar iki eski arkadaş son kez. ASKER ve ECEL. Soğuk bir Kasım günüydü. Duvardaki büyük saatin yelkovanı günün dokuzuncu saatinin beşinci dakikasına doğru tarih öncesinden gelen lanetli bir sürüngen gibi ilerliyordu. İşte o saatin iyi bir ustanın elinden çıktığı belli olan, oylumlu ağaç işlemelerinin arasından göründü ecel.

– Hoş geldin, dedi asker.

Korku bu koridorları hiç tanımamıştı.Yirmi altı senesinde İzmir’de tabancasını, yakalanan suikastçısının eline verecek kadar cesurdu ecelinin karşısında. İki eski yaren, iki eski dost özlemle kucaklaştılar. Ne de olsa seneleri beraber geçmişti. Ne de olsa aşinaydılar…

Asker ve ecel kucaklaştılar.
Kucaklaştılar.

Cenap Sener

Beğenebilirsin

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir