AŞKLAR SEVDALAR; NAZIM VE BEDRİ RAHMİ…

Salim Çetin
         Salim Çetin

Nazım’ ın şiirlerine girmiş aşklarını ve sevdalarını çoğumuz biliriz.
Toplumsal mücadelesi, özel yaşamı, sevdiği kadınlar, hapishaneler, bitmeyen bir baskı mekanizması…
Hepimizin adeta ezberindedir.
Bütün bu olan bitene hayranlıkla bakar, bir devrimci kahramanın yaşamından kesitler diye okuruz.
Bazen aşklarını öne çıkarır, bazı durumlarda da devrimci mücadelesini ve şiirlerini ön planda tutarız.
Aslında sanatçıya bir bütün olarak bakmak, hem onun hayatını, hem eserlerini birlikte incelemek gerekmez mi?
Öyle ya bütün bunlar birbirine bağlı ve hepsinin bir sanatçının yaratım süreçlerine etkisinin olduğu biliniyor.
Ben de birkaç yazı yazarak Nazım’ ın yaşamında yer almış kadınları ve onlarla yaşanan aşkları başta Piraye, Nüzhet, Vera, Yelena olmak üzere anlatmaya çalıştım. Bazen tereddüt içinde ‘ bunlar anlatılmalı mıdır? diye kendime sordum.
Sonra, ‘ şairin yaşamı şiire dahildir’ mottosunda dile getirildiği üzere sanatçının kişisel yaşamının da önemli olduğu ve dolayısıyla anlatılması gerektiğini düşündüm.
Ancak edebiyat eleştirmenlerine bu konuda bir görevin düştüğünü de belirtmeliyim.
Gazeteci Emin Karaca’ nın ve diğer yazarların Nazımın aşklarını ve toplumsal mücadelesini araştırdıkları yazdıkları çok değerli çalışmalar var.
Bunların çoğalması gerekir, diye düşünürüm.
Çünkü Nazım’ ın aşklarının yalınkat, toplumsal olandan soyutlayarak anlatılmanın bir haksızlık olacağına inanırım.

Nazım’ ın sevdiği kadınlara yazdığı şiirleri biliyoruz.
Bunları adeta toplumsal kavga için yazdığı şiirler gibi okunur.
Şiirlerin barındırdığı duyarlık, coşku ve estetik güzellik, aşk kavramını bireysel olmaktan nerdeyse toplumsal olana doğru taşımıştır.
Hepimiz bu maceranın içinde bir bölüm olarak kendimizi bulur, orada yaşananları görürüz.
Bu aynı zamanda Nazım şiirinin kimliğidir.
Kuvayı Milliye’ yi anlattığı tarihsel ve toplumsal bağlam ile Piraye’ ye olan aşkın anlatıldığı bağlam aynı duyarlılıkta birleşir, kamusal olana doğru ivme kazanır.
O yüzden Nazım’ ın aşkları da şiirleri de bir kadına yazılmış gibi görünse de arka planda insanlık hallerinin bin bir rengi sezinlenir. Aynı zamanda toplumsal bir fon aşk imgesine eşlik eder.
Devrede olan bir kadından ziyade çoğul kadın imgesidir.
O yüzden; hasret, özlem, sevgi, dostluk, aşk, terk edilmek; eşitlik, dayanışma, sömürüye ve haksızlığa karşı çıkma gibi kavramlar kollektif yaşamımızın parçaları olarak şiirlerde yer alır.
Bu da tek bir kadının tekil duyguları olmaktan çok evrensel bir insanlık hali’nin anlatılması demektir.

YA BEDRİ RAHMİ?
Pek çok konuda Nazım’ la benzeşen Bedri Rahmi’ de akademik yaşamında aşk ve sevda ilişkilerini Nazım kadar yoğun yaşayanlardan biridir. Bedri Rahmi’nin hayatı, Paris’ te 1932’ de, Andre Lhote atölyesinde Romen kökenli bir ressam olan Ernestine ile kesişince yeni bir eşiğe taşınır. Atölyede iki ressam tutkuyla bir birine bağlanır, aralarında aşk başlar. Bir ara Ernestine Romanya’ ya döner ancak ikili arasında tutkulu aşk mektuplarla devam eder.
1 Nisan 1932’ de Ernestine Bedri Rahmi’ ye, ” Bedri! Ruhumun okşayan iki mektubunu birden aldım. (…) Tanıştığımızda konuştuklarım hiç aklımdan çıkmadı.” diye yazar. Buna benzer hasret ve özlem duygularının yer aldığı mektuplaşmalar ikili arasında sürer gider.
Ta ki bu aşk 1936’ da evlilikle sonuçlanıp Ernestine, Eren Eyüboğlu ismine dönüşünceye kadar.
Evlilikten sonra Eren- Bedri Rahmi çifti eştir ve aynı zamanda iki ünlü ressamdır. Artık yaşam alanları Paris değil İstanbul’ dur. Gerçi Bedri Rahmi de Nazım gibi bir ayarda duramayan kişiliktir.
Nasıl Nazım Piraye ile aşk yaşarken Semiha Berksoy’ a da kalbinde yer açmış ve bu durumu; “Bir gönülde iki sevda olmaz/ yalan/ olabilir.” diyerek olağanlaştırmışsa Bedri Rahmi de, Eren varken ‘Talaslı kız’ dediği Mari Gerekmezyan için “Karadutum, çatal karam çingenem” diye başlayan şiiri yazabilmiştir.

Hazır söz aşk mektuplarından açılmışken Hürrem Sultan’ nın Kanuni’ ye yazdığı mektupları da hatırlayabiliriz. ( Ergun Hiçyılmaz, Eski İstanbul’ da Muhabbet, 1989)
Hürrem Sultan, seferde olan Kanuni’ ye,
“ …yokluğunda yüreğim yanıp tutuşmaktadır. Cariyeniz hasretinizle yanmaktadır. Benim iki gözüm, yoluna kurban olduğum devletlûm.” diyerek koca imparator Kanuni’ ye aşkını adeta haykırır.
Oysa koca sarayda çevirmediği entrika kalmayan Hürrem’i biliyoruz.
Ama neylersiniz ki aşk söz konusu olunca o da ‘süt dökmüş kedi’ gibi birden munis ve uysal kişiliğe bürünüyor.
Ya 1. Abdülhamit?
O da Ruhşah hanıma “… Hamid sana kurban olsun. Billahi sabra mecalim kalmadı.” diyen padişahlarımızdan bir başkası. Görüldüğü gibi tepeden tırnağa aşık bir imparator!
Demek ki aşkların kimliği yok padişah da sanat erbabı da aynı duyguları tadabiliyor.

Gelelim Bedri Rahmi’ nin resimlerine
Eleştirmenler Bedri Rahmi’ nin resimlerinde ve şiirlerinde aşk imgesi kadar;  Türk halk sanatının derin izlerinin görüldüğünü söylüyor.
Bir kilimdeki renk ve desen, bir halk türküsündeki söyleyişi sanat olarak karşımıza çıkar
İlhan Berk , “…boyacı sandıklarını boyayan adsız sansız halk ustalarına “  benzetir Bedri Rahmi’ yi.
Bedri Rahmi, Anadolu’ daki bir demirci ustasından gördüğü nesnenin arkasına düştüğü kadar, Paris’te  atölyede inceleme fırsatı bulduğu Chagall gibi dünya çapındaki ustalardan esintileri de eserlerine yansıtır. Yerelden evrensele bir yolculuktur onunki.
Ferit Edgü ise, “ Bizim resmimiz 1950’ lilere gelene değin,  aşk konusunda utangaç bir resimdir. “ (…)  Ölüm, boğuntu, yalnızlık, başkaldırı temaları (…) hemen hemen hiç işlenmemiştir.” der, Bedri Rahmi’ yi anlattığı bir makalede.
Durum budur ama Bedri Rahmi desenleri ve şiirleri ile kısmen Edgü’ nün saptamasını en azından tersine çevirmeye gayret etmiştir.
Aşklarını ve farklı temaları resimlerine ve Nazım gibi şiirlerine yansıtmıştır.
Hazır 19 Mayıs Gençlik Bayramı yaklaşıyorken bir anektodla yazıyı bitirelim:
Hıfzı Topuz anlatıyor:  Dostlar bir aile meclisinde sohbet etmektedir. Konu 12 Mart uygulamalarıdır.
“Bir akşam Üstün’ lerde, sevdiğimiz saydığımız bir dostumuz, “Siz bilmiyorsunuz, Bedri Bey,” diyor, bunlar hep dışardan örgütleniyor. “ (…) Gençler polisleri, askerleri kışkırtıyorlar, onlar da ateş etmeye mecbur oluyorlar.”
Bedri, “Beyefendi” diyor, “onlar ölüyorlar, siz hiç öldünüz mü?”
Daha ne desin ki!…
Yüreği aydınlıktan, çağdaşlıktan ve gençliğin haklı mücadelesinden yana olan Bedri Rahmi Eyüboğlu’ na biz de ölümünün 46. yılında sevgimiz gönderelim.
Akademi’ nin bu koca yürekli Reis’’ini tekrar selamlayarak…

Salim Çetin