BAŞLAYAN HER ŞEY…

AYDOĞAN YAVAŞLI
AYDOĞAN YAVAŞLI
  • Evet öyle, başlayan her şey biter. Ancak başlamayan şeyler bitmez. Bitmeyen şeyler başlamamıştır. “Her şey”den kasıt bellidir: Hayat, keder, tasa, sevinç, mutluluk, aşk, acı…
  • Dergiler, diyorum, çok uzun yıllar önce hemen her ay 10-12 edebiyat dergisi okurdum. Epey zamanımı alırdı ama okumazsam edebiyatın tartıştığı sorunlardan uzak kaldığımı düşünür, hayıflanırdım. Şimdi öyle değil. Kitap bütünlüğünde eserler okuyorum. Adını edebiyat dünyasında tanıtmak isteyenlerin basılı dergileri edinip okumalarını, abone olmalarını, yazdıklarını oralarda yayımlamalarını tabii ki anlıyorum ama yeri gelmişken bir daha söylemek isterim: Amatör dergiciliğin yakın gelecekte bile sürüp gideceğini sanmıyorum. Yanılmayı çok istediğim halde…
  • Dışa bağımlılığın bizi getirdiği yer olarak söylüyorum: Kâğıt, kalıp gibi diğer matbaa girdilerinin aşırı zamlanması sonucu ben butik birçok yayınevinin uzun süre dayanabileceğine ihtimal vermiyorum. Hatta kendilerini “büyük yayınevi” olarak tanıtan/tanınan yayınevlerinin bile kitap basıp yayımlama konusunda kendilerince daha titiz davranacaklarını, yayın tayflarını daraltacaklarını düşünüyorum. Bazı meyhanelerin “Rakını kap da gel” kampanyaları gibi, kendilerine yayınevi süsü veren bazı kuruluşların para alarak kitap çıkarmalarını bu bağlamda değerlendirmek gerek bence.
  • Cümleye “ve” bağlacı ile başlamak… Bana çok ters geliyor.
  • Herkes farkındadır: Çocuk edebiyatında eser veren çok ‘yazar’ var, öyle değil mi? Bundan mutluluk mu duymalıyız, bilemiyorum. Özellikle de kadınlar, kadın yazarlar… Adlarını ilk kez duyduğum genç ya da orta yaşını süren kadın yazarlar… İçlerinde gerçekten de çok başarılı olanlar var. Harika hikâyeler yazıyorlar. Besbelli, dünyanın birçok yerini gezip görmüşler. Hayal güçleri müthiş. Buna karşın cümle kurmaktan bile aciz, tabii ile tabi sözcüğünü birbirinden ayıramayanlar da var. Üstelik onların sesleri daha çok çıkıyor. Çevreleri geniş.
  • Yayımladığı kitaplardan bazılarını tanıtmaktan kaçınan yayınevleri var mıdır sizce? Varsa, neden yaparlar bunu? Ben, pazara çıkardığı domatesleri satmamak için tezgâhın altına saklayan bir pazarcı düşünemiyorum. Ya da satmayı düşünmediği domatesi tarlasına eken bir çiftçiyi…
  • Kendimi bazı yazarlara/şairlere kapalı bulmamın neresi tuhaf? Herkesi okumak zorunda hissetmiyorum ki ben kendimi! Birileri de benim yazdıklarımı okumuyor, n’apalım yani. Mesela, bazı hikâyeciler var, üslupları, cümleleri, kurguları vs ters geliyor bana, yavan buluyorum. Ama başka birileri yere göğe sığdıramıyor; onları da ben anlayamıyorum. Benim Saramago’nun, ya da Marquez’in romanlarını çok sevdiğimi bilen bazıları, okumaya çalıştıklarını ama bir türlü beğenmediklerini pekâlâ söyleyebiliyorlar. Ben onlara hiç kızmıyorum mesela. Anlayabiliyorum.
  • “Haksızlığa karşı eğilmez başlar gördük / İsyanla dolan gözlerde yaşlar gördük / Eyvah, hırsla sıkılan yumrukları bir gün / Zulmün zaferini alkışlar gördük” Özbek İncebayraktar
  • Bakın, başladı ve bitti.
Aydoğan Yavaşlı
Latest posts by Aydoğan Yavaşlı (see all)