BAYRAMLIK AĞZIMI HAZIR AÇMIŞKEN… / AYDOĞAN YAVAŞLI

(Bu yazımda aslında Nezihe Meriç’i anacaktım. Onun özellikle çocuk edebiyatı hakkında söylediklerini buraya aktardıktan sonra sağa sola laf yetiştirecektim ama sonradan işin içine Nezihe Meriç’in söylediklerini katmamayı daha uygun buldum.)

Birkaç yıl oldu: Çocuk edebiyatı türünde birçok kitabımı yayımlamış olan Bulut Yayınlarının sahibi aradı. Sebebi, filan kolejde söyleşi ve imza günü yapar mıymışım? Olur, dedim. Fakat efendim, o okulun kütüphane görevlisi kadının bir isteği varmış. Neymiş? Ben orada öğrencilerle hangi konuda konuşacakmışım; varsa konuşmanın “demo”sunu rica ediyormuş. Dahası, söyleşiden başka çocuklara yönelik olarak hangi “aktivite”lerim varmış. Aksi halde söyleşi ve imza günü mümkün değilmiş. M. Aksoy’a şöyle dedim: “Söyle o muhtereme, yazarımız imza ve söyleşinin yanı sıra ağzından alevler çıkarıyor, ters ve düz parende atabiliyor, şapkadan kuş çıkarıp uçuruyor!”

Tabii o okula gitmedim. Yayıncım, işi bana bırakmadan kütüphane görevlisi kadının ağzının payını nazik bir biçimde vermiş. Sonradan yaptığım araştırmada kütüphane görevlisi kadının kimin neyi kimin fesi olduğunu öğrendim. Normaldi tabii: Benim gibi Atatürkçü bir yazarın üstünü çizmeyecek de kimin çizecekti!

Fakat şimdilerde yeni bir ‘yazar’ tipi ortalığı zehirli sarmaşık gibi sarmaya başladı. Bu ‘kardeş’ler suya sabuna dokunmuyorlar. Girdiği kabın şeklini çabucak ve ustalıkla alıyorlar. Bir yerlere yazdıklarıyla değil de ilişkileriyle geldikleri için suyun başındakilere, yani yayınevlerinin sahiplerine ya da editörlerine filan biat ediyorlar. Onlara şirin göründükleri zaman kitapları yayımlanıyor, satış sorumluları tarafından reklamları yapılıyor, öne öne çıkarılıyor. Zaten pr çalışmalarını kendileri yaptıkları için yayınevi sorumlularının pek fazla emek harcamaları gerekmiyor. E, böyle olunca bu ‘yazar’ kardeşlerimiz kendilerinden istenen her şeyi yaparlar tabii: Palyaçoluk da yaparlar, -abartılı olacak belki ama- takla da atarlar.

Böyle düşünüp yazıyorum ama öte yandan içimdeki ses, “Asri zamanların çocuk kitabı yazarları böyle artık, senin gibiler geride kaldı!” diyor. Haklı olabilir. Belki de ‘yeni yazarlar’ bundan böyle ağırlığı okuyup yazmaya değil de edebiyat dışı etkinliğe kaydıracaklar. Güzel/yakışıklı filan olacaklar. Giyim kuşamları asortik, davranışları sıra dışı olacak. Ortalıkta sevgi pıtırcığı olarak dolaşacaklar. Aynısı olduklarını bulup onlarla dayanışma içerisinde birbirlerini “pazarlayacaklar”. Dergilerde, kitap eklerinde filan birbirlerinin kitaplarını tanıtıcı yazılar yazacak, birbirlerinden aynısını yapmasını bekleyecekler.

Aramızda kalsın: Benim böyle bir ‘dünya’da ne yerim olur, ne de gözüm.