BİLİRSİNİZ: ŞU ÖDÜL MÖDÜL İŞLERİ

AYDOĞAN YAVAŞLI
AYDOĞAN YAVAŞLI

İzmir’de yaşayan üdeba ve şuara onun kim olduğunu bilir: Şiirlerini dikey yazan adam, derdik ona, ah bir de yatırsa, filan… Pek alınmazdı. Gürültülü bir ses tonuyla kendini savunurdu ama dinleyen olmadığı için çabucak vazgeçerdi.

Bir başka huyu, ya da özelliği mi diyeyim bilmem, “İstanbul dükalığı”na cepheden karşı olması, “âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” diye uzayıp giden malum kalıbı sık sık kullanmasıydı. Ona kalırsa İstanbul’da edebiyatın gelmişini geçmişi ve de geleceğini elinde tutan zalim bir iktidar vardı. O iktidar kimlerden oluşuyordu; bunu hiçbirimiz bilemedik ama vardı ve kime hangi ödül verileceğini, belli başlı yayınevlerinde konuşlandıkları için kimlerin kitaplarının yayımlanacağına filan onlar karar veriyordu. Siz eğer onlara muhalefet ediyorsanız yine ellerinin altındaki edebiyat dergilerinde şiirlerinizin, öykülerinizin ya da diğer yazılarınızın yayımlanması kesinlikle mümkün değildi. Bu yüzden edebiyatta bir yerlere gelmek istiyorsanız ya İstanbul’a taşınıp malum ve meçhul iktidara yakın olacaksınız, ya da “mukassi taşra”da mukim ve meşhur olacaksınız.

İşte, “görünür kaza” şairimizin “motto”su bunlardı. Saf, tertemiz bir yüreği vardı. Ama biz de bilirdik ki, eleştirip durduğu ödüllerden birini kaptığı anda saf değiştirecekti. Nitekim sonraları, yani İzmir çukurundan koptuktan sonra belki de sırf onun için bir ödül ihdas edilip verilmişse çok yerindedir.

Tamamen haksız olduğu söylenemezdi tabii, ülkemizde ödüllendirme işlerinin nasıl yapıldığını artık küçük çocuklar bile biliyor. İşte, bunlardan birisi de “köy romanları geleneği”mizin en çok bilinen bir yazarımız adına verilen ödülün çok uzun yıllardır edebiyat dünyasından kopuk yaşamış, hatta yaşayıp yaşamadığı bile konuşulan birine verilmesi… Tıpkı Orhan Kemal adına ihdas edilen ödülün, yazdıklarıyla hiçbir biçimde uzak-yakın akrabalık kurulması mümkün olmayan (o sıralar) çok tanınmış bir yazara verilmesi gibi…

Tabii edebiyat dünyasına az buçuk yakın olan herkesin bildiği gibi, ödüller çoğu zaman gerçekten de hak edenlere verilmez. Nesnel davranma numarasıyla “kapalı zarf” uygulamasıyla sık sık karşılaşırız ama sonuçta zarfları açıp kimin kim olduğunu bilmek o kadar zor olmasa gerektir. Tarık Dursun K., filan ödül nispeten yaşlı bir yazara/şaire verildiğinde “Emekli aylığına bağlandı” derdi. Yani, “Al şu ödülü de artık sus herif!” der gibi. Gerçi rahmetli kendisi de aklınıza gelen-gelmeyen hemen bütün ödülleri almıştı ama yine de böyle konuşmaktan alıkoyamazdı kendini. Hatta kimi zaman “Yahu, bir korsanım bile yok!” diyerek dalgasını geçerdi.

Ulusarası Aktivist Sanatçılar Derneği Başkanı şair Ümit Yaşar Işıkhan’a kaçtır söylüyorum: “Yahu, lütfen çocuk edebiyatında da bir ödül ihdas edin ve hemen bana verin!” Yapmıyor. Gülüp geçiyor. Gülüp geçinesi bir şey olduğu için tabii, başka n’olacak! Ödüllerin esasen pek bir işe yaramadığını bilmeyen mi var artık! İşte, yere göğe sığdırılamayan “yetmez ama evet”çi yazar O. Pamuk Nobel Ödülünü aldı da ne oldu? Müşterisi çok ama okuru az biri olarak yaşıyor, o kadar.

Velhasıl, “görünür kaza” haklı çıktı, hem de çok haklı!

Aydoğan Yavaşlı
Latest posts by Aydoğan Yavaşlı (see all)