Bir Kadın Şair Gözüyle Aşk, Erotizm ve Savaş

Maria Pawlikowska Jasnorzewska

Maria Pawlikowska JasnorzewskaPolonya edebiyatında unutulmaz aşk şiirlerinin usta şairi olarak ün yapmış Maria Pawlikowska Jasnorzewka’nın sanatı Polonyalı eleştirmenlerce İki Savaş Arası Dönem ve Savaş Dönemi olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Şair ilk dönem yapıtlarında,doğa motifleriyle sarmalanmış biçimde 20.yüzyılın çağdaş ve özgür kadınını,onun aşkını, aşkta kadının da seksüel duygulara sahip olduğu gerçeğini son derece cesur bir tonla sunar okuyucuya. Bu dönemde şairin kadın kimliği ön plandadır. Ancak, II.Dünya Savaşının başlamasıyla birlikte, insanoğlunun yaşadığı trajedi şairin sanatında belirgin bir değişime neden olur ve Pawlikowska, aynı zamanda yaşamının da son dönemi olan bu dönemde savaşı, yine doğa motifleriyle anlatır okuyucuya.
BİR KADIN ŞAİR GÖZÜYLE AŞK, EROTİZM VE SAVAŞ
Maria Pawlikowska Jasnorzewska. I. Dünya Savaşının bitiş tarihinden önceki 123 yıl boyunca esir yaşamış bir halkın – Polonya halkının – şairi.

Polonya Edebiyatında her şeyden önce, en güzel aşk şiirlerinin unutulmaz şairi olarak bilinen Pawlikowska, I. Dünya Savaşının bitimiyle (1918) kazanılan özgürlüğün alabildiğince yaşandığı bir dönemde edebiyata girecek, bir kadın gözüyle ve bu dönem karakterine uygun olarak, olabildiğince özgürce kadını anlatacaktır.

Bir asrı aşkın bir süre boyunca savaşlar ve acılar yaşayan Polonya halkının şair ve yazarları, bu süre boyunca vatansever duygularla Polonya halkına güç vermişlerdir. Ancak, I. Dünya Savaşının bitimiyle Polonya özgürlüğüne kavuşmuş ve Polonyalı için güzel günler başlamıştır artık.

Polonya edebiyatında ‘İki Dünya Savaşı Arası Dönem’ olarak adlandırılan bu dönemde eser veren şair ve yazarlar, dönemin en ünlü iki edebiyat grubu olan “Skamander” (Skamander) ve “Awangarda Krakowska” ( Krakov Avangardı) çevresinde toplanmışlardır. Skamanderler, belirli bir programa bağlı olmadan çıktıkları edebiyat sahnesinde günlük yaşamı sade bir dille anlatmaya koyulmuşken, Krakov Avangardları programlı olarak çıktıkları edebiyat sahnesinde, bilmeceye yakın bir forma sahip olan mecaz anlayışlarıyla bezeli , “kent – kitle – makine” konulu eserler vermişlerdir. Farklı çizgilerde faaliyet gösteren bu iki grubun buluştukları, bir başka deyişle, buluşturuldukları nokta Pawlikowska’ dır.

Pawlikowska, Skamanderlerin sade dilini, Avangardların ise mecaz anlayışını sanatçılığında birleştirerek, kendi özgün şiirini yaratmıştır. Ve bu şekilde, birbirinden güzel Pawlikowska klasikleri doğmuştur.

“Pawlikowska, Skamander grubunun sadelik ve doğallığını, Avangardların kuramı olan çağdaş mecaz anlayışını ustaca birleştirmiştir. Buradan da anlaşılmaktadır ki, İki Dünya Savaşı Arası Dönem edebiyatında Pawlikowska, bu dönemin pratik şiir faaliyetlerinden ve en iyi kuramsal prensiplerinden bir özet çıkararak, çelişkileri ideal bir biçimde birleştirmeyi başarmıştır. Şair gerçekten de altın bir merkezdir.” [1]

Gerçekten de, Pawlikowska’nın, özellikle minyatür şiirlerinde nükte önemli bir rol oynamakta, şair, okuyucunun dikkatini espriye çok yakın bir karaktere sahip olan bu nüktede yoğunlaştırmayı başarmaktadır. Bunun en güzel örneği aşağıdaki dörtlüğüdür:

AŞK

Bir ay oldu seni görmeyeli
Ve hiç. Biraz solgunum sanki,
Biraz uykusuz, daha çok suskunum belki
Ama havasız da yaşanabileceği besbelli ! [2]

Polonya artık özgürdür, dolayısıyla savaşlar, acılar da yoktur artık. Bu yüzden o, kadını, onun aşkını, duygu dünyasını sunacaktır okuyucusuna. Zaten Polonyalı da nicedir açtır böylesi bir konuya. Yüzyılı aşkın bir zaman süren savaşlardan, esaretten, baskılardan yorulmuş, yılmıştır. Artık, varoluş konularından en güzeli olan aşkı tadacaktır Pawlikowska’nın şiirlerinde.

İşte, bu şartlar altında edebiyata girer Pawlikowska ve Polonyalının nicedir unuttuğu duygularının sözcüsü olur adeta. Polonya’da hala unutulmamış aşk şiirlerinin, hiç unutulmayan usta şairi olması da bundandır zaten.

Böylelikle, eserlerinde kadını ve onun aşkını anlatmaya başlar şair. Bu doğrultuda, eserlerindeki en temel konu ve motifin de aşk olması kaçınılmaz olur elbette.

Aşka aşıktır Pawlikowska. Onsuz olamadığı bir sevgilidir aşk, Pawlikowska için. Bu yüzden, bu dönem eserleri buram buram aşk kokar.

II. derlemesi “Rozowa Magia” (Pembe Büyü – 1924) da yer alan ve derlemeye de adını veren şu şiirinde, aşkın büyüsünü anlatır şair.

Altından bir pipoda
Pembe gülü yakacağım.
Siyah küçük bir kuş tüyü tütecek
Ve bir insan kalbi.

Hiç kimseyi zehirlemeyeceğim,
Öldürmeyeceğim hiç kimseyi.
Kimsesiz bu kalp,

O sadece benim kalbim.

Boğmayacağım güvercini,
Kansızdır benim aşk büyülerim.
Bir büyücünün yemeği içine
Kendi ruhumu atacağım.[3]

Cesurdur Pawlikowska. Öylesine cesurdur ki, Polonya Edebiyatında, aşkta kadının da seksüel heyecanlar yaşadığı gerçeğini eserlerinde haykıran ilk şair olma ayrıcalığına sahiptir.

“24 Kasım 1891’de Krakow’da ressam Wojciech Kossak’ın evinde Maria doğmuş ve nazımda kadın bedenini keşfetmiştir.” [4]

Bu doğrultuda, Pawlikowska için, ‘kadının Polonya şiirindeki cesur sesi ’ ifadesini kullanmak ve onun, Polonya şiirinde bir devrim gerçekleştirdiğini söylemek, pek de yanlış olmasa gerek.

Şairin ilk derlemesi “Niebieskie Migdaly” (Mavi Badem Ağaçları – 1922) da yer alan şu şiiri, bu görüşümüzü kanıtlar niteliktedir:

EROTİK

Fırlatılmış cennet vari yastıklar üzerinde
Ölüyorum tatlı tatlı – acısız, ölüyorum çığlıksız – sessizce.
Perdenin ardına gizlenmiş zaman, kımıldıyor bir kelebeğin kanadıyla
ve bitkin alnım giderek düşüyor aşağıya.
Kutba dokunuyorum nihayet ve eriyor kar saçlarımın arasında
ve ulaşıyorum hışırdayan çimenlere rugan ayakkabımın topuğuyla.
Uzanmış yatıyorum ateşle yanan ekvatorda, sıcak ülkelerde
ve batikten alaca renkli ipek yastıklar üzerinde.
Sana, senin en tatlı yerine uzatıyorum elimi
ve ellerimde hissediyorum üzerimizde asılı duran yıldızları, hani o alçaktaki.
Sarılıyorum mavi, bulutlu çadıra dolanmış sana
ve bir gürültüyle düşüyor gökyüzü, kalaslar, tahtalar gibi adeta.
Fırlatıp atıyor bizi ayla, güneşle, bulut kümeleriyle
ve öylece dinleniyorum, gökyüzü ve kalbinle örtülü bir halde.[5]

Şairin tüm sanatçılığındaki diğer bir önemli motif, doğa motifidir. Öyle ki, bu motifin izlerine, “Niebieskie Migdaly” (Mavi Badem Ağaçları – 1922), “Cisza Lesna” (Sessiz Orman – 1928), “Balet Powojow” (Gündüzsefalarının Balesi – 1935), “Roza i Lasy Plonace” (Gül ve Yanan Ormanlar – 1940) gibi, bazı derleme başlıklarında bile rastlamak mümkün.

Pawlikowska’ nın bu dönemdeki doğa motifi, aşk motifine eşlik etmekte, şair, okuyucusuna genellikle ‘doğa ile sarmalanmış bir aşk ’ tablosu sunmaktadır. Aşağıdaki örnek dizeler, şairin sevgiliden gelecek mektuba duyduğu özlemini anlattığı “Listopad i Listonosz” (Kasım ve Postacı) şiirindendir:

Kara kasım, sarı biraz da
Elinde tutuyor toprak ıslak aynayı.
Ağlıyor özlem acısı evin camında
Ne mektup var, ne de postacı ! [6]

Aşağıdaki dizeler ise, şairin “Kto chce, bym go kochala” (Kim isterse, onu sevmemi) adlı şiirinden alınmıştır.

Kim isterse, onu sevmemi, bir banka oturabilmeli
Ve solucanları, en küçük otu merakla izleyebilmeli
( … )
Ama heyecanlanmalı, guguk kuşu öttüğünde örneğin
Ya da ağaçkakan inatla gagaladığında gümüş örtüsünü şimşirin.[7]
Kadın ve kadın güzelliğinin tasvirinde de doğa motifine rastlarız:

GÜL

Gülüşten ve bir konuktan yoksun bu bahçede
Yanında duruyorum çiçek açmış gülün.
İşte biziz güzelliğin tanıkları yegane,
Ben onun, o ise benim güzelliğimin.[8]

Ölüm ise, doğanın bir parçası, yaşamın doğal bir sonucudur şair için. Olgunlukla ve doğal karşılanmalıdır. Aşağıdaki dizelerinde bu görüşünü yansıtır şair:

Ve esneyebilmeli de cenaze geçerken caddeden
Dindar kalabalıklar yürürken ardında ve ağlaşırken.[9]

Ancak, yıllar geçmekte ve Pawlikowska da her canlı ve her insan gibi, biyolojik yaşlanmaya karşı koyamamaktadır.

1929’da yayımladığı “Paryz” ( Paris ) ve 1930’da yayımladığı “Profil Bialej Damy” (Beyaz Kadın Profili) adlı derlemelerinde, şairin aşk şiirine yaşlılık ve ölüm korkusu motifinin belirgin ölçüde sızdığı ve bu motifin, şairin 1939’a dek yayımladığı diğer derlemelerinde de, var olan aşk motifine eşlik ettiği gözlenir.

Anlaşılan odur ki, Pawlikowska yaşlanma karşısında duyduğu kadınca ürkekliğini ve paniğini eserlerine de yansıtmıştır.

Aşağıdaki şiirinde, bu motifin çok belirgin olduğu gözlenir:

KARA PORTRE

Abanozdan yapılmış Madonna, iki çizgi yüzünde !
Bir zamanlar çok güzeldi yüzünün kutsal ovali.
Bizim için, tüm güzellikler için yanağın geliyor kor hale,
Nefretle kesilmiş yanağın hani …
Ve hiçbir diri kalbi, altın, gümüş, platinden
Ya da pahalı taşlardan olan
Sakinleştirmiyor hayretler, yatıştırmıyor,
Hani gözlerinde ışıldayan …[10]

Aşağıdaki örnekte ise, şairin yaşlılık nedeniyle, aşk şansını kaybetme korkusu belirgin durumdadır.

BEKLEYEN KADIN

Bekliyor, bakıyor saatine kendi yıllarının
Atkısını kemiriyor sabırsızca.
Kararıyor, soluyor dünya ardında pencerenin
Belki de çok geç artık bir konuk karşılamaya.[11]

Örnek şiirlerinden de anlaşılacağı gibi, Pawlikowska’nın İki Dünya Savaşı Arası Dönem şiirine tam anlamıyla bir kadın dili hakimdir. Bu, aşkı, erotizmi, yaşlılığı algılayışında ve yorumlayışında kendini belirgin ölçüde hissettirmektedir.

“Kadın, Pawlikowska’nın dudaklarında olağandışı ve kışkırtıcı bir biçimde gururla çınlamaktadır. “Ben – kadın” ifadesi her zaman “Ben – insan” ifadesinin yarım adım önündedir.” [12]

Savaş döneminde ise, şairin sanatındaki durum tam tersidir artık. Bu dönemde Pawlikowska, kadın kimliği ile değil, insan kimliği ile ayakta durmaya çalışmaktadır. Çünkü, insan varoluşunu tehdit eden bu korkunç savaş karşısında insani değerleri savunarak, bu anlamsız savaşa bir açıklama getirmeye çalışmaktır tüm problemi. Bu doğrultuda da, Savaş Dönemi eserlerinde temel konu ve motif savaştır hiç kuşkusuz.

Yukarıda da sözünü ettiğimiz gibi, şair, edebiyata özgür bir dönemde girmiştir, ancak yaşamın hiç de hoş olmayan bir cilvesi sonucu, sanatçılığının en verimli döneminde II. Dünya Savaşı başlamış ve şair, kocası ile birlikte, “batı ülkelerinde yaşamayı, Polonyalılara ve dünyaya ‘öte yüzden’ seslenmeyi uygun gören” [13] diğer yazarlar gibi, İngiltere’ye göç etmiş, savaşın, aynı zamanda da yaşamının sonuna dek burada yaşamak zorunda kalmıştır.

Savaş, yalnızlık, aile ve vatan özlemi, nicedir belirtilerini görmezden geldiği hastalığı-rahim kanseri – ile çevrili dünyasında öylesine ürkmüş ve öylesine çaresiz kalmıştır ki, duygu dünyasında inkar edilemez bir çöküş gerçekleşmiştir. Bu çöküş, sanatına da yansımış ve şair, bu koşulların kaçınılmaz bir sonucu olarak, eserlerinde artık sadece savaşı anlatmaya, bu zalim savaşa bir açıklama getirmeye yönelmiştir.

Ancak, savaşı algılaması da farklıdır şairin. Onun için savaş, farklı ideolojilerin çatışması sonucu ortaya çıkan bir olgu değil, bir insanoğlu çılgınlığı, bir türün kendi kendisini yok etmesidir. Savaş doğanın bir parçasıdır Pawlikowska için. Bu doğrultuda, eserlerinde savaşa dair farklı betimlemelere rastlanır:

Savaş – delilerin çaresiz çılgınlığı
Savaş – dünyanın hastalığı
Savaş – ağır bir günah.[14]

Bir şiirinde ise, savaşı şöyle tanımlar şair:

Savaş sadece bir çiçek,
Yaşam olan bitkinin korkunç çiçeği.
Bir patlama,
Vahşi ve cesurca yayılan
Dikenli sarmaşıkların rengi.[15]

Görüldüğü gibi, şair, savaşı betimlerken doğa tasvirleri kullanmaktadır. Savaş öncesi dönemde, aşk motifi ile iç içe ve kadın güzelliğini betimlerken kullandığı bu motif, savaş döneminde savaş motifine eşlik etmektedir. Bu durum ise, şairin, savaşı algılayış tarzını özgün kılmaktadır.

Aşağıdaki şiirinde ise savaşın, tüm kötülüklerine rağmen, sürekli var olamayacağını, bir gün mutlaka sona ereceğini vurgular şair :

Savaş – ağır bir günah. Şeytanın yavrusu.
Onunla uzlaşmıyor kimse, herkes küçümsüyor onu.
Ama, bir güzellik var bu tehlikeli serüvende,
Çarçabuk ulaşır göklere çünkü, geçici bir güzellik bu.[16]
Aşağıdaki dizelerde, şairin savaş sırasında duygu dünyasında gerçekleşen kaçınılmaz çöküş gözler önündedir:
Ne bir tel var aramızda,
Onunla ulaşacağı uzak yere haberlerin!
Ne bir örümcek ağı hatta
Ne de bir nilüfer, tutunmak için
Hani gökyüzünün gölünde kapkara,
Hani boğulup gittiği sevincin.[17]

Yukarıdaki dizelerden de anlaşılacağı gibi, savaş öncesi dönemde, aşka ve bir sevgiliye duyulan özlem motifi, aile ve vatan özlemine, yaşlılık karşısında duyulan çaresizlik ve yaşlılık sonucu aşk şansını kaybetme korkusu doğrultusunda gelişen umutsuzluk motifi, savaş karşısındaki çaresizliğe ve umutsuzluğa dönüşmüştür.

Savaşın işaret verdiği tarlalar arasında,
Bol mahsul veriyor kırmızı haşhaşlar kanla.
Küçük yaban otları uğulduyor tümsek üzerinde,
Hani meçhul yiğitlerin yattığı sonsuz uykuya…[18]

Yukarıdaki dizelerde ise, şairin İki Dünya Savaşı Arası Dönemde doğanın bir parçası – yaşamın doğal bir sonucu olarak işlediği ölüm motifinin artık, savaşın neden olduğu bir son olarak vurgulandığına tanık oluruz.

Aslına bakılırsa, Pawlikowska’nın İki Dünya Savaşı Arası Dönem eserlerinde yer alan, aşk ve erotizm dışındaki tüm motifler, Savaş Dönemi eserlerinde yok olmamış, sadece yön değiştirmiştir. Yok olan, sadece aşk ve erotizm motifidir.

Polonyalı edebiyat eleştirmenlerinin büyük bir kısmı, her ne kadar, şairin İki Dünya Savaşı Arası Dönem eserlerinde var olan yaşam sevinci ve mutluluk duygusunun Savaş Dönemi eserlerinde var olmadığını, savaşın, onun duygu dünyasında bir çöküş gerçekleştirdiğini ve bu dönem eserlerinde, önceki dönem eserlerinde var olan artistik yönlerin bulunmadığını iddia ederek, Pawlikowska’nın Savaş Dönemi eserlerine olumsuz yönde eleştiri getirmiş olsa da, Emin Özdemir’in şu sözü Pawlikowska’nın Savaş Dönemi duygu dünyasında meydana gelen değişimi haklı çıkarır niteliktedir:

“Şiir insana, insanın benliğini ve bilincini belirleyen çevre koşullarına bağlı olarak değişip gelişir.” [19]

MAKALE YAZARI:
SEDA KÖYCÜ ARSLANTEKİN
Çağdaş Dil Dergisi
Yayınlandığı yıl : 2001

[1] Ewa Odachowska Zielinska, Maria Pawlikowska Jasnorzewska, Nowe Ksiazki, 1981, No: 5, s. 18
[2] Milosc, Maria Pawlikowska Jasnorzewska, Pocalunki ( 1926 ), Bohdan Zadura, Lublin, 1997, s. 21
[3] Rozowa Magia, Rozowa Magia, 1924, Maria Pawlikowska Jasnorzewska, Poezje I, Zeb. Matylda Wisniewska, Czytelnik, 1958, s. 73
[4] Jozef Baran, Kobieta ma cialo, Gazeta Krakowska, No: 179, Krakow, 1995, s. 240
[5] Erotyk, Niebieskie Migdaly, 1922, Maria Pawlikowska Jasnorzewska, Wiersze, Torun, 1994, s. 15
[6] Listopad i Listonosz, Wachlarz, 1927, Maria Pawlikowska Jasnorzewska, Bohdan Zadura, Lublin, 1997, s. 48
[7] Kto chce, bym go kochala, Rozowa Magia, 1924, Maria Pawlikowska Jasnorzewska, Wiersze, Torun, 1994, s. 16
[8] Roza, Pocalunki, 1926, a.g.y. s. 27
[9] Kto chce, bym go kochala, Rozowa Magia, 1924, Maria Pawlikowska Jasnorzewska, Wiersze, Torun, 1994, s. 16
[10] Czarny Portret, Surowy Jedwab,1932, Maria Pawlikowska Jasnorzewska, Wiersze, Torun, 1994, s. 97
[11] Kobieta, ktora czeka, Pocalunki, 1926, Bohdan Zadura, Lublin, 1997, s. 33
[12] Ewa Odachowska Zielinska, Maria Pawlikowska Jasnorzewska, Nowe Ksiazki, 1981, No: 5, s. 18
[13] Neşe Taluy Yüce, Polonya Göçmen Edebiyatı Üzerine, Sürgün Edebiyatı, Edebiyat Sürgünleri içinde, Yay. Haz. Feridun

Andaç, Bağlam Yayıncılık, Kasım 1996, s. 189
[14] Maria Pawlikowska Jasnorzewska, Ostatnie Utwory, Zeb. Tymon Terlecki, Oficyna Wydawnicza MOST, Warszawa, 1996, s. 8
[15] A.g.y, s. 7
[16] Maria Pawlikowska Jasnorzewska, Ostatnie Utwory, Zeb. Tymon Terlecki, Oficyna Wydawnicza MOST, Warszawa, 1996, s. 72
[17] A.g.y., s. 58
[18] A.g.y., s. 72
[19] Emin Özdemir, Yazınsal Türler, Ümit Yayıncılık, Ankara, 1994, s. 51

Sizin İçin Seçtiklerimiz

Yazar Hakkında: Sombahar

1 Comment

Comments are closed.

%d blogcu bunu beğendi: