Bolu-Köroğlu Dağı – Müziğin Çaldığı Yer

Bolu-Yeniçağa-Dereköy-Gökçesu-Küplüce Köyü

“Küçük Prens, bir dağa tırmandı. Bu dağ kendi dağlarından çok büyüktü. “Bu yükseklikteki bir dağdan bakıldığında, bütün dünyayı görebilirim.” diye düşündü. Ama gözüne sivri tepelerden başka bir şey ilişmedi.
-Günaydın, dedi usulca.
Sesine yankı karşılık verdi.
-Günaydın, günaydın, günaydın…
-Kimsiniz?
-Kimsiniz, kimsiniz, kimsiniz…
-Hepiniz dostum olun. Yapayalnızım.
-Yapayalnızım, yapayalnızım, yapayalnızım…
Küçük Prens, Dünya’yı çok tuhaf buldu. Kendi kendine “Her yer kupkuru, her yer sipsivri, her yer sert ve acımasız, insanların düş kurma gücü yokmuş. Bir şey bilmiyorlar. Ne söylesem onu yineliyorlar. Oysa benim gezegenimde söze önce çiçeğim başlardı.” (Saint Exupery- Küçük Prens)
İşte Köroğlu Dağı’nın zirvesine yaklaşırken, söze önce çiçekler başlıyor, Çiçeklerin hepsi birbirinden neşeli, birbirinden güzel düşleri var. Dağın ruhu ile paylaşıyorlar düşlerini. Hele bir dağ gelinciği var ki, rüzgarda nazlı nazlı salınırken, Dünya’nın hayal edebileceğimizden daha dev olduğunu anlatıyor. Köroğlu Dağı’nda , Dünya’daki tüm fısıltıları duyabilirsiniz.
Alternatif Trekking katılımcıları ve rehberleri ile, saat 08.00’da Ankara’dan yola çıktık. Yaklaşık dört hafta önce yine Köroğlu Dağı’na çıkmak istemiştim. Utangaç bir dağ. Zirvesini sisle gizleyip, çıkmamıza izin vermemişti. Bugün güneşli bir Haziran günü. Bu kez izin verecek galiba… 08.30’da Ayaş yolunda bir çorbacıda kahvaltı molası verdik. 09.30’da Beypazarı’ındaydık. Kıbrıscık’a gitmek için ana yoldan sağa döndük. Hava sıcak… Güneş, bugün bizi tepeden tırnağa yıkayacak gibi…
26 kişilik bir ekibiz. Çıkış yapacağımız noktaya gelip, hazırlıklarımızı yaptık. 1800 metre yükseltiden yürüyüşe başladık. Biz yükseldikçe hava serinlemeye başladı. Güneş ara sıra bulutların arasına girip, bizimle saklambaç oynuyordu. Buralar yaylaları ile ünlüymüş. Bolu-Köroğlu Dağları kuzeydoğu/ güneybatı doğrultulu, volkanik yapılı bir sıradağ. En yüksek noktası da 2499 metre, Köroğlu Zirvesi diye geçiyor.
Köroğlu Beli’nden çıkarken rehberimiz Hasan İlhan bize, Köroğlu’nun atlıları ile burada bekleyip, gelip geçeni durduğunu anlattı. Aslında Köroğlu’nun hayatına dair ilk bilgilere Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde karşılaşıyoruz. Seyahatname’de16. yy. da yaşayan iki Köroğlu karşımıza çıkıyor. Biri Yeniçeri Ocağı’nda çöğür çalıp söyleyen ozan Köroğlu, diğeri dağlarda yol kesen eşkiya Köroğlu. III.Murat zamanında yaşayan, İran savaşlarına katılan ozan Köroğlu ile yiğitliğiyle destanlaşan eşkiya Köroğlu geçen zaman içinde halk hikayelerinde kaynaşmış.

Köroğlu Destanı’na göre, Köroğlu’nun asıl adı Ruşen Ali’dir. Babası Yusuf, Bolu Beyi’nin seyisidir. Bolu Beyi, seyisi Yusuf’u at almaya gönderir. Fakat gelen tayı beğenmez, seyisin gözlerine mil çektirir. Yusuf tayı ve oğlunu alarak gider. Ruşen Ali, tayı babasının anlattığı gibi besler ve büyütür. Bir gün Yusuf ve Ruşen Ali, Aras ırmağına gider. Bingöl’den inecek olan üç sihirli köpüğü beklerler. Köpükleri içince Yusuf’un gözleri açılacak ve gençleşecektir. Fakat Ruşen Ali köpüğü kendisi içer. Babası buna üzülür ama oğlu için sevinir. Rivayete göre bu üç köpük, Köroğlu’na sonsuz hayat, şairlik ve yiğitlik sağlar. Ruşen Ali, babası ölünce Kır-At’ı alıp dağlara çıkar. Her savaşta üstün gelir. Delikli demir(tüfek) icat olduğunda arkadaşlarına dağılmalarını söyler ve kendi Kırklar’a karışır.
Zirveye çok yaklaştığımızda Teoman Bey, son çıkışı yapmadan önce yemek molası vereceğimizi söyledi. Kayalar bizi ağırlamak için dizilmişlerdi. Kumanyalarımızı yedikten sonra tırmanışa başladık. Kaya tırmanışı yapmak hem zevkliydi, hem de heyecanlıydı. Bazen, sevdiğimiz bir şarkıyı müzikle beraber söyleriz. Ama müzik olmadığında, sözleri bilsek bile şarkıyı söyleyemeyiz. Zirveye ulaşıp bayrağa dokunduğumda, müziği duydum. Müziğin çaldığı yer, dağların zirvesiydi.

Köroğlu Dağı’nın sırtlarında inmeye başladık. Kökez yaylasına doğru 9,5 kilometre yol yürüdük. İnerken bölgenin enteresan kaya yapısından dolayı, mantar şeklinde kaya oluşumları vardı. Teoman Bey, katılımcıların kayalar üzerinde fotoğrafını çekmek istedi. Hani çocukların “Yerden Yüksek” oyunu vardır ya, onu oynuyormuşuz gibi hissettim. Herkes bir kayayı kapmak için koşturdu. Neşeli, uyumlu ve hoşgörülü katılımcılardan oluşan homojen bir ekiptik. Bu da yürüyüşü daha keyifli bir hale getiriyor.
Yürürken kayaların altından su sesi geliyordu. Arada bir toprak üstüne çıkıyor su. Dağ suyu, ormana kadar eşlik etti bize. Küçük bir şelaleye vardık. Kısa bir mola verelim derken, arkadaşlardan biri fotoğraf makinesini kaybettiğini farketti. Fotoğraf makinesini aramak için Teoman Bey ile birlikte geri döndüler. Biz de bu arada, iki kocaman ağacın altında (ben ağacın kucağında, şefkatli dallarının üstünde… ) ruhumuzu ve bacaklarımızı dinlendirdik. Yarım saatlik bu zorunlu molada, rehberimiz Hasan İlhan Bey bize Köroğlu ile Kiziroğlu Mustafa Bey’in hikayesini anlattı.
Köroğlu, Osmanlı’nın askerleri tarafından sıkıştırılca Erzurum üzerinden Kars’doğruru gitmiş. Kars’a vardığında, adamlarıyla birlikte Kiziroğlu Mustafa Bey’in arazisine girmiş ve yerleşmiş. Adamları Kiziroğlu’na haber vermişler. O yıllarda bir gelenek varmış. Aynı milletten iki grup savaşacaksa, fazla can kaybı olmasın diye sadece liderleri savaşırmış. Kiziroğlu Mustafa Bey ile Köroğlu günlerce at üstünde dövüşmüşler. Mustafa Bey’in atı Ala Paça’da, Köroğlu’nun atı Kırat’la güreşmiş. Mustafa Bey bakmış ki Ala Paça Kıat’ı alt ediyor. Gayrete gelmiş Köroğlu’nu yere vurmuş. Tam kamasını çekeceği sırada Köroğlu “Aman, demiş. Gidip karımla helalleşeyim.” Köroğlu evine gidip olanları karısına sazıyla anlatmaya başlamış. Kiziroğlu, bu türküyü kapı aralığından duyunca duygulanmış. Köroğlu’nu sarılıp öpmüş, affetmiş. Halk bu söylence ile Kiziroğlu’na saygı ve sevgi duyduğunu anlatır.
“Bir atı var Ala Paça
Mecal vermez Kırat kaça
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim, Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu, zor beyin oğlu”
Teoman Bey ile ekip arkadaşımız, fotoğraf makinesini bularak geldiler. Güneş gitmek için acele ediyor, Hasan Bey’de ormandan bir an önce çıkmak istiyordu. Acele etmelerinin nedeni de, ormanda 5-6 tane ayı olmasıymış. İzlediğim bir belgeselde, ayıların bulundukları bölgedeki tüm hayvanlara hükmettiğini duymuştum. Orman içindeki hızlı tempodaki iniş çıkışlarımızdan sonra aracımıza ulaştık. Köroğlu Dağı parkurumuzu, 700 metre yükseklik kazanımı ile toplamda 15 kilometre yürüyerek bitirdik. Teoman Bey’in, araç başında kestiği karpuzlar, günün son ışıklarını tatlandırdı.

Alternatif Trekking’den Teoman Bey’e , rehber Hasan İlhan Bey’e bu destanımsı Köroğlu Dağı tırmanışı için teşekkürler… Keyifli bir gün ve rotaydı.
Dönüş yolunda, günbatımı ortalıkta koşturmaya başladı. Kent ürküten bir iğne, gece ise o iğnenin deliği. Bizler de o delikten geçmeye çalışan, günbatımının renksiz ateşleriyiz. Dağlarda hepimizin aradığı bir şey olmalı. Bizden çalınan, her zaman elimizden kaçan, uçan bir şey ya da kendi uçurduğumuz bir şey…
Düş gücünüzün düğüm noktasına, parmağınızla dokunun…

Müziğin çaldığı yerlerde buluşmak üzere…

DEMET GÜNGÖR

Sizin İçin Seçtiklerimiz

Yazar Hakkında: Sombahar

%d blogcu bunu beğendi: