Çal Gitsin, Yeter ki Hit Senin Olsun!..

Bu yazı, abuk subuk bir şarkının nakarat kısmı değil. İnceden bir politik gönderme cümlesi de… Konumuz, dijital çağın yazı tahtası internet için neredeyse tek kriter haline gelen hit.  Hit olmak, en yalın anlamıyla liste başı olmak demek. Bunun yanında örneğin “hiti yüksek site”, “yüksek hitli” vb gibi kullanımları da vardır. İnternet sitelerini ziyaret eden kişi sayısının yüksek olmasından söz ediyoruz.

Ziyaretçi sayısı fazla olan sitelerin avantajları saymakla bitmez. Arama motorlarında ilk sıralarda yer alma, yüksek reklam geliri, popülarite. Buna karşın yüksek hitli sitelerin hem biçim ve içerik hem de doğru, özgün bilgi bağlamında üstün nitelikler taşıdığı pek söylenemez. Çünkü geleneksel yayımcılıkta olduğu gibi dijital ortamlar da mülkiyet eşitsizliği kaynaklı sorunlar yelpazesinden birebir etkileniyor.

Koşullar Eşit Değil

İnternet gazeteciliği, dergiciliği yapan siteler, giderek tekel haline gelen medya devleri ile rekabet şansına sahip değil.  Sınırlı bütçe ve olanaklarla var olmaya çalışan kişisel bloglar ise daha şansız.  Bu iki yayımcı tipi arasında hem teknik hem de mali açıdan orantısız bir fark var. Birinde kuruma ait sunucular, sunucu yazılımları, bilişim ekipleri, muhabirler ve ülkenin en çok tanınan yazarlarından oluşan bir yazı kurulu varken; diğerinde paylaşımlı sunucularda barınan dosyalar, bedava yazılımların sınırlı imkanları ve genellikle tek kişilik yazı ekibi.

İnternet dünyasının büyük “hit savaşı” arenasına dönüştüğü günümüzde donanım, yazılım, kaynak ve tanıtım için gösterilen büyük çabanın zaman zaman etik değerleri zorladığını görmekteyiz. Bu duruma zorlayan şey tabi ki arama motorları. Tanınmışlık, hız, görsel kalite ve tanıtım ağı gibi unsurları dikkate alan bir mekanizma için yazının kim tarafından yazıldığı önemli değil. Üstelik sunuş açısından estetik kaygıya da yer yok.

Çok Ünlü Sanatçıdan Kötü Haber!

Başlık aynen bu. İlk paragrafta yine birbirini tekrar eden cümleler, okuyucunun sitede daha fazla kalmasını amaçlayan merak uyandıran sorular… Çok ünlü sanatçıdan kötü haber, bu şehirde insanlar 100 yaşında ölüyor, İki ülke arasında gerilim vb gibi başlıklar, bu bu başlık altındaki itici bir okuyucuyu sayfada tutma zorbalığı…

İçerik, Biçim ve Fikir Çalmak

İnternet yayımcılığı, ilk zamanlarda özgün yazı ve görseller içeriyordu.  Konu başlıkları doğrudan içeriği işaret eder nitelikte, içerik de gereksiz anahtar kelimelerden uzaktı. Okuru sayfada tutmak için yapılan cambazlıklara gerek duyulmazdı.  İnternetin en masum, en hakkaniyetli başlangıç dönemi ne yazık ki fazla uzun sürmedi. Bilişim dünyasındaki baş döndüren gelişmelerle birlikte  küresel ölçekte en cazip ve geleceği en parlak finansal bir alana dönüştü. Bu potansiyeli erken fark eden Google, Yahoo gibi şirketler internetin tek patronu haline geldi. Paylaşılan tüm nesnelerin idaresi neredeyse tamamen arama motorlarının kontrolüne geçti.

Sanatçı ve düşün insanları için bundan sonrası pek de iç açıcı gelişmeler doğurmadı. Eserleri ya birebir olarak ya da “bul değiştir” araçlarıyla değiştirilerek talan edilmeye başlandı. Alıntı yapılsa bile durumdan çoğunlukla habersiz olan eser sahiplerine doğrudan yönlendirme yapılmadı. Daha sonraki dönemlerde yapılan bazı yasal düzenlemeler kısa süre için etkili olsa da bir süre sonra elektronik kitaplar yayımlamak yoluyla tam bir kitap hırsızlığına dönüştü. Kimilerine göre yüksek kitap fiyatları nedeniyle olumlu karşılandı. Okur açısından, kitapların korsan basımlarının bile cazibesi kalmadı. Tek kuruş bile ödemeden en popüler eserlere erişim sağlama cazibesi, tüm etik değerleri yerle bir etti.

Okurun Başına Bela Olabilecek Durumlar

Okuru aldatmak, yanlış bilgi vermek olağan bir durum. Hemen her konuda bilgi kirliliği, bilgi çöplüğüne dönüşen internet kişisel yaratıcılık önünde büyük bir engel. En basit bir dilekçeyi yazmak, kendi hikayesine uygun bir resim çizmek gereksiz bir uğraş artık. Daha ne olsun?..

Şahbender Korkmaz

Sombahar