ÇOCUK VE İLKGENÇLİK EDEBİYATI ÜZERİNE / AYDOĞAN YAVAŞLI

Montaigne, o ünlü Denemeler’inin bir yerinde “En iyi işçi, nasıl iş gördüğünü anlatamayan işçidir,” der. Onun bu sözüne zaman zaman hak vermişliğim oluyor olmasına ama her gerçeğin iki yüzü var ya, zaman zaman tersini de düşünmüyor değilim.

Uzun zamandır özellikle çocuk ve ilkgençlik edebiyatı türünde kitaplar yazdığım bilinir. Kitaplarımla ilgili olarak söyleşi ve imza günlerine gittiğim bazı okullarda öğrenci okurlarım bu kitapları nasıl yazdığımı sorduklarında hep zorlanırım. Bakışlarım salonun duvarlarında bir süre boş boş dolanır. Bilinçli olarak kem küm ederim. Sorudan kaçmak için bir fıkra anlatasın gelir filan… Fakat sonunda bir şeyler, saçmalığa kaçmadan akıllı bir şeyler söylemek zorundasınız.

Böylesi durumlarda meslek yanımı devreye sokup şöyleyken böyle, böyleyken şöyle der, soranı tatmin etmeye çalışırım. Fakat öte yandan şuna da inanırım ki, bizim gibi yazıp çizenler, yaptıkları işin incelikleriyle ilgili bir şeyler söyleyebilmelidirler. Sözgelimi, çocuk edebiyatı türünde roman, hikâye ya da şiir filan yazıyorsanız, çocuk edebiyatı hakkında az çok bilgi sahibi olmalısınız. Yani bizde ve dünyada çocuk edebiyatı ne zaman ve hangi ihtiyaçtan zuhur etmiştir, bu işin ilk ustaları kimlerdir, çağdaş yönsemeler nelerdir… En azından bu soruların yanıtını bilmek durumundasınız.

Yıllar önce İzmir Kitap Fuarındaki imza günlerinin birinde İzmir TRT’sine bir arkadaşımla birlikte konuk olduk. Güzel bir dekor hazırlanmış, ışıklar üzerimizde, üç kamera bize bakıyor, soldaki tekli koltukta bakımlı genç bir kadın sunucu filan derken sorular gelmeye başladı. Ben, bir çocuk kitabının nasıl olması gerektiği üzerine konuşmaya başladım. İşte efendim kapağı şöyle olmalı, fontlar böyle, hurufatı okunaklı, resimleme ve grafiği zevkli, sayfa sayısı, cümle yapısı, sözdizimi… derken kavlimce yanıtladım. Sunucu, diğer arkadaşıma ne zaman aynı soruyu yöneltse, yani “Peki, siz bu konuda neler söylersiniz efendim?” dese, arkadaşın yanıtı belliydi: “Aydoğan’ın bütün söylediklerine katılıyorum” şeklinde oluyordu. İnanın, en az beş sorunun yanıtını böyle geçiştirdi. Ben ne dediysem katıldı, hiçbir itirazı yoktu. Program bitip de dışarı çıkınca eleştirdim kendisini: “Yahu dostum” dedim, “lütfen yazdığın türde oku biraz, bu türün teorisiyle de ilgilen.”

İşte bu yüzden çocuklar ne zaman “Nasıl yazıyorsunuz efendim?” diye sorsalar yanıtım hazır oluyor, Montaigne’i mezarında ters döndürüyorum: “Şöyle: Yazdığım türde çok okuyorum. Okuduklarım beni kışkırtıyor. Çünkü kimini çok beğenip gıpta ediyorum, kimini de içimden yerden yere vuruyorum. Başkalarından, yani rakiplerimden öğrenmeyi önemsiyorum. Kafamın içinde gezdirip durduğum hikâyeyi anlatmamın iyi bir şey olacağına inandığım zaman yazmaya başlıyorum. Yazarken dilin kurallarına dikkat ediyorum. Yalın ve akıcı olmayı amaçlıyorum.”

Yaptığım işi böyle açık seçik anlattığım için Montaigne’e göre “iyi işçi” değilim belki ama çocuklara göre “açık yürekli”yim.

Şimdilik bununla idare ediyorum. İleride bir daha bakarız artık!

Kaynak Link:
sombahar.com/cocuk-ve-ilkgenclik-edebiyati-uzerine-aydogan-yavasli/