ÇOCUK VE İLKGENÇLİK EDEBİYATI ÜZERİNE BİRKAÇ NOT

Şu arı kovanına çomağı bir daha sokalım. Varsın bizi kötü bilsinler. Entelektüel mekânlarda çokbilmiş tavırlarla “Efendim, bizde eleştiri yok, keşke olsa!” demek kolay. Zor olan, eleştiri gelip kapını çaldığında onu içtenlikle buyur etmek. Eleştiriyi sana yapılabilecek en anlamlı yardım olarak görebilmek…

Yazmak konusundaki fikirlerimi Sombahar’ın okurları hatırlayacaktır. Bilete tâbi değil, demiştim. Hâlâ aynı fikirdeyim. Ama madem bir çomaktan söz ettik, Çehov’a selam çakıp onu arı kovanına sokalım artık. Meselâ efendim, ben -özellikle- medyada üne kavuşmuş bazı gazetecilerin, artistlerin, müzikçilerin filan çocuk kitabı yazmasına sinir oluyorum. Gazete köşelerinde ya da TV ekranlarında tanrının günü yüz gösterenlerin (bir zamanlar tıpkı Celal Bayar’ın yaptığı gibi) “Ben de yazdım” demeleri, oralarda edindikleri ünü, şanı (her neyse artık!) edebiyata transfer etmelerine hoşgörüyle bakamıyorum. Sahte ve geleceksiz buluyorum. Zaten öyle oluyor: Kıytırık bir-iki kitaptan sonra tatmin olup kümeslerine dönüyorlar.

Geçelim başka bir konuya: Çocuklar için yazılmış kitapları alıp okuyorum. Hatırlayan olacaktır, bir tanesini burada, Sombahar’da yani, tanıtmış, ucundan kıyısından eleştirmiştim. Şu sırada da diğerlerinin yanı sıra çocuklar için yazılmış romanları, hikâyeleri okuyorum. Tabii ki çok başarılı bulduklarım, ah keşke bunları ben yazsaydım, dediklerim var. Fakat ağırlıklı olarak şunu görüyorum: Şair, çevirmen ve yayıncı kardeşim Murat Batmankaya’ya hak vererek belirtmek isterim ki, birçoklarında rayiha yok, o aradığımız edebiyat kokusu yok, hayal gücü yok. Kuru ve yavanlar. Sığlar. Okurları olarak bizi sarsmıyorlar. Fantastik yazacağım, ütopik yazacağım diyerek saçmalıyorlar. İnsan ruhunun derinliklerine inemiyorlar. Karakterleri kâğıttan. İki boyutlu. Silinip gidiyorlar. Bizde iz bırakmıyorlar. Çiçekçilerde satılan güller gibi, görüntüleri gül ama gül kokmuyorlar. Yapaylar. Bazıları “Canım, hayatın gerçeklerinde bunlar da var,” diyerek çocuk okurlarının kafalarını karıştırıyorlar. Çağdaş çocuk edebiyatımızda çocukların eğitimden sağlığa, hayatın birçok alanında çektikleri zorluklar yeterince yer almıyor. Oysa babaları işsiz ya da grevde olduğu için -diyelim- sulu boya alamayan, okula kahvaltı bile yapamadan gelen çocuklarımız var.

Gelelim dil yanlışlarına: Adım çıkmış dokuza, inmez sekize! Burada tek tek örnek verebilirim; arşivim “de”, “ki”, “misin” gibi eklerin doğru yazımını bilmeyen -üstelik bazısı Türkçe öğretmeni!- ‘yazar’ların ‘marifetler’iyle dolu. Burada canınızı sıkmak istemem ama sözdiziminden habersiz onlarca “çocuk kitabı yazarı” var ve bunlar (pazarlama tekniklerini Türkçeden önce ve daha iyi öğrendikleri için olsa gerek) bazı yayınevleri tarafından el üstünde tutuluyorlar.

Zorlamayın, arşivi açarım.

Aydoğan Yavaşlı