ÇOCUKLAR İÇİN YAZMANIN ERDEMİ

Aydoğan Yavaşlı
AYDOĞAN YAVAŞLI

Nezihe Meriç benden çok daha doğru ve etkilisini söyleyince bana söyleyecek bir şey kalmamış. Zaten ben söyleyince kötü oluyorum. Kimse burnundan kıl aldırmıyor. Çocuk psikolojisinden şu kadar anlamayan, küçük bir çocuğun başını bile okşamaya erinen, cazgırlıktan, hatta palyaçoluktan başka marifeti olmayan bazılarının sırf isim duyurmak için sözüm ona “çocuk edebiyatı yazarı” olduğu bugünkü koşullarda tıpkı Namık Kemal gibi, “görüp ahkâm-ı asrı münharif sıdk u selâmetten / çekildik izzet ü ikbâl ile bâb-ı hükümetten” deyip sözü Nezihe Meriç gibi üstatlara bırakmak, galiba en iyisi.

“Çocuklar için yazmayı sevişim, kendi kendime çok eğlenmem bir yana, önemli buluşumdan. Oysa çocuk başlı başına bir dünya, bir âlem, bir kişi. Dili algılayışı, dili kullanışı, düşünce sistemi, yargılaması, usa vurması hep kendine has. Bizim edebiyat dünyamızda, çocuk edebiyatı yok denecek kadar az ne yazık ki. Ortada çok kitap var da, yazınsal düzey ve çocuk edebiyatı açısından bakıldığı zaman durum umut kırıcı. Çocuklar için hep bir şeyler anlatılıyor. İçinde çocuğun hoşuna gidenler de olabilir. Ama bunlarda, çocuğa dil yoluyla metinden geçecek olan dili iyi kullanma zevki, becerisi, estetik duyguların uyanması, kendini düşünme, çevreyi algılama vb. üzerinde durulmadığı için amaç gerçekleşmiyor.” (Çavlanın İçinden Sessizce 18-19)

“…Çocuk yazını için, işte öyle bir şey, yaz gitsin, herkes yazabilir, kolay iş diye düşünülüyor. Çünkü, inceleyin kitapları, dil bozuk, kurgu bozuk, çocuk psikolojisi sıfır, renk bozuk, koku bozuk. Yani, bu çocuklara yaşadıkları kültür yansıtılmıyor. Şu dünyanın neresinde yaşıyorlar. Hangi koşullar içindeler. Gelmişler geçmişleri nedir, gelenek görenek denilen şey nedir, çağdaş yaşam ne demektir, atasözlerimiz, deyimlerimiz, âdetlerimiz, masallarımız, alışkanlıklarımız artılarıyla eksileriyle nelerdir vb. aktarılmıyor çocuklara. Yaşadıkları kültürü algılayıp üzerinde düşünmeleri falan verilmiyor, yok canım, bir uydur uydur yaz tekniği var, akıllarına estiği gibi yazıp gidiyorlar. Diyelim ormanda çilek toplamalar, kurtlar, kuzular, yok efendim kırmızı şapkalı kızlar, vak vak kardeşler, falan filanlar. Şehirde koyun kuzu -manda, inek- görmemiş çocukların da, köyünden, kasabasından çıkmamış, otobüse bile binmemiş olanların da ayırdında değiller. Kim için yazarlar, ne yazarlar, neden yazarlar belli değil.” (38)

 

Aydoğan Yavaşlı
Aydoğan Yavaşlı (tüm yazıları)