Dastarlı (Yağmurdede) Köyü, Ağan Kanyonu ve Mağaraları

Bin Çakıltaşı Işıltısı Aşkına!..

 “Akıldan geçen her şey insanoğluna söylenmez evlat, 
kimi zaman söyleyeceklerini sadece taşlara söyle.”

Hasan Ali Toptaş

Atalarımız merakla, inançla binlerce yıldır bu gezegende dolaşıp durmuş. Genlerimizin sarmalında gizlenmiş bu haz. Ruhumuz gezgindir, özgür bir at gibi bozkırda dörtnala koşar. Kent yaşamının kıskacında, bir labirentte dönüp duracağıma, çıkıp bozkırda dörtnala koşturayım dedim. Sabahın erken saatlerinde Yol Arkadaşım Trekking Grubu ile Dastarlı’ya doğru at sürdüm. Sabahın nemli ve güneşli serinliği mayalıyor ruhumu. Hayatımın üzerinde kocaman bir gökyüzü parçası, sanki bir tiyatro sahnesindeki özel bir dekoru seyrediyorum.

Dastarlı Köyü, Ağan Kanyonu ve Mağaraları (7)

Dastarlı ( Yağmurdede) Köyü

Kaplumbağanın Çatlamış Kabukları…

Köyün eski adı Dastarlı. Şimdilerde Yağmurdede Köyü diyorlar. Ankara’nın Ayaş ilçesine bağlı. İlçeye 18 km uzaklıkta. Köyün 5 km kuzeybatısında Ören Mahallesi ve yakınlarında Ağan Çayı akıyor. Eski bir yerleşim yeri Dastarlı. Antik kalıntılar ve tarihi mağaralar var. Mağaraların bazıları 25 metre uzunluktaymış. Köyün ne zaman kurulduğu bilinmiyor. Ama  köy mezarlığındaki taşlar ve sütunlar Roma döneminin izlerini taşıyor. Dastarlı; sofrası bol ve başı örtülü, yünden dokunmuş kilim anlamına geliyormuş. Yağmurdede adı ise burada yaşadığı varsayılan ve istediği zaman yağmur yağdıran bir evliyadan gelmekteymiş. Evliyaya ait olan yatır bir tepenin başındaymış. Köylüler yağmur duası için bu tepeye çıkarlarmış. Köyün girişinde ise tarihi bir çeşme var.
Kaplumbağanın Çatlamış Kabukları…

Ören mahallesinden yürüyüşe başladık. Taşlara dokunarak yürüyorum. Taş egemenliğini ilan ederek, içimdeki kıpırtıları sakinleştiriyor. Yaşadığım kırılmalarla birlikte ürpertiler sarıyor her yanımı. Bir adım daha atıyorum. Mekanın yalnızlığı çörekleniyor yolun orta yerine. Çatlamış bir kaplumbağa kabuğu yol üstünde. Yaşanmışlığın tek izi iskeleti. Hayatın, içine hapsettiği zaman buharlaşıp gidiyor. Saçlarımda gezinen hain sabah rüzgarı uzaklara götürüyor beni.

Ağan Kanyonu

Yalnızca Görüntüler Olacak Artık…

Dastarlı köyünün batısında kalan İlhanlı Çayı’nın oluşturduğu  Ağan Kanyonu, Ulupınar Kanyonu olarak da adlandırılıyor. Kanyondaki mağaralarda eskiye dair yerleşim izleri, içinde küçük odacıklar, gözlem yerleri, pencereler var. Parkur derin vadi içinde. Kanyona giriş noktamız efsane bir güzellikte. Bir tarafımızda mağaralar, bir tarafımızda kanyonun kadim güzelliği. Birden içimdeki kuyuya eğilip ” Midas’ın kulakları eşek kulakları” diye sesleniyorum. Kanyona girip Ağan deresi eşliğinde yürümeye başladık. Zaman zaman su geçişleri yapıyoruz.
Dastarlı Köyü, Ağan Kanyonu ve Mağaraları (5)

Ağan deresinin kıyısına oturdum. Akan suyun içinde duran kıpırtısız elim doğanın canlanışını ve sarsılışını hissediyor. Unutulmuş bir nehirde kaybolmuş bir diyarı yeniden fethediyorum. Telaşla yolu bulmaya çalışıyor, bir patikaya sapıyorum. Ama kalbimin içindeki bir patikaya. Kırların ortasında, rüzgara karşı kusursuz bir çember içinde bir manzaraya bakıyorum. Gökyüzü ortasında kaybolmaya çağırıyor beni. Yeryüzü beni daralttıkça gökyüzünden medet umdum. İri aceleci bulutların peşine düştüm hep. Kanyonda yürürken göğe baktım. Aylak bir bulut gökyüzünde oyalanıyor. Tekrar yola koyulmadan önce ağzıma bir parça çikolata attım. Çikolata damağımda erirken gözlerimi kapattım. Sadık olan bu tat, neden beni bu kadar mutlu etti diye düşünüyorum. Sonra yollar ve görüntüler yerini alıyor, renkleniyor, şekilleniyor, içimden dışarı fırlıyor. Yatağından taşarak toprakları basan Ağan deresi oluyorum, kendi dünyamdan çıkıyorum.

Kanyonun yan duvarlarında ara ara yükseliyoruz. Yukarıdan derin yarığa bakıyorum. Kıpırtısız gölgeler kazınmış yerlere. Tarihin izleri kayalarda kalmış. Bir gölge olmayı, sessizliği ve var olmayı öğretiyor doğa. Kanyonları hep sevdim. Görünmez, duru ve saydam. Kayalarda izi kalmış yüzler, Ağan Kanyon’u çıkışında bizi yolcu eden kaya asker… İlhanlı çayı ile Ağan deresinin öpüşerek bir olup aktığı yerde verdiğimiz yemek molası huzurun adıydı. İnsan ilkbaharın geldiğini doğada iliklerine kadar hissediyor. Ağaçlar yapraklanıyor, gelincikler, çiğdemler, papatyalar büyüyor. “Doğanın güzelliğine aval aval bakmak başka şeydir, bu güzelliği sahiden görebilmek başka şeydir.“ der, Mina Urgan. Roma mitolojisinde güzel bir çiçek perisi olan Flora, bu mevsimde her bitkiye hükmediyor. Dokunduğu bitki canlanıyor. Ağan kanyonu, uçsuz bucaksız bir derinlikte gümbürdüyor bu bahar.

 

Doğa herkese, özellikle acı çekenlere mutluluk sunmaya hazırdır her zaman. Yeter ki, benliğimizin kafesinden, her bir yanı kapalı o daracık, o kapkaranlık kafesten çıkabilelim. Kör olmayalım, sağır olmayalım doğaya.” (Mina Urgan)

Ağan Kanyonunda Yalnız Bir Ağaç: Ahlat Ağacı

Akıntılı, girintili, çıkıntılı kayaların arasından geçerek dokunduğum su parmaklarımın arasından kayıp gidiyor.12,6 km’lik parkurun sonlarına doğru karşılaştığım zavallı, kimsesiz kalmış, yaşlı Ahlat Ağacı ise bozkırın sesiydi. Yanı başına dökülmüş kekremsi anıları ve hüzün ile birlikte yılları yalnız deviren bozkırın ağacı. Ahlat ağacı kuraklığa dayanıklı bir ağaç. Gövdesi sert ve dikenli olan ahlat ağacının meyvesinin tadı da kekremsi ve buruk olur.

Ahlat Ağacı

Yabani bir ağaçtır meyveleri sonbaharda olgunlaşır. Halk arasında çöğür, çörtük veya çakal armudu da derler. Ahlat budanıp aşılanırmış. Ankara armudu da bu yolla elde ediliyormuş. Yabani, ayrıksı, şekilsiz bir ağaç. Gelip geçene güvenemediğinden dikenlerini uzatmış. İç Anadolu’da Hristiyanlığın simgesiymiş. Statüsü yüksek kişilerin mezarlarına dikilirmiş. Yolu bozkıra düşenlere gölgelik, kuşlara yuva olurmuş. Kanyon çıkışındaki ahlat ağaçlarını asalak bitkiler kaplamış, kurutmuştu. Tıpkı insanların insanları kuruttuğu gibi. Ona da gölgesiyle dertleşmek kalmış bu yeryüzünde. Mehmet Başaran’ ın şiirindeki gibi:

Yekpare bir mavilik üstünden akar
Altında köklerini sıkan toprak var
Dertleşir durursun gölgenle
…”
Ahlat ağacının meyveleri yüzyıllara yayılmış da “Ah!” demiş tek nefeste.
Dastarlı Köyü, Ağan Kanyonu ve Mağaraları (7)

Güneş tepeleri yalayarak alçalırken, Dastarlı köyünde parkuru bitirdik. Mutlu bir yorgunluk, doğaya doygunluk hissi vardı üzerimde. Ağan deresi, İlhanlı çayı, manzara, taşlar, mağaralar; mütevazi bir yolcu veya hayallere dalmış bir kadın tarafından uzun uzun seyredilip anlatılacağını hiç düşünmemiştir. Bir bulut gibi öğle sonrası göğünden geçip gittik. Suyun üzerine solgun bir tebessüm bırakarak gökyüzünün gülümsemesine karşılık verdim. Tarihin ve doğanın içindeki bu güzel parkur için grup lideri Aytekin Gültekin‘e ve ekip arkadaşları Dilek Gültekin ve Hakan Aydın’a teşekkür ederim. Gökyüzü sizin için hep mavi olmaya devam etsin…

Ahlat ahların ağacıydı, /Yaşlanmaya başlayanların, /İtiraf edilememiş aşkların, / Evde kalmış kızların /Ahlat ahların ağacıydı…” (Didem Madak)

Demet GÜNGÖR

Sizin İçin Seçtiklerimiz

%d blogcu bunu beğendi: