Direncin Onurun ve Halkının Ozanı: Enver Gökçe

Enver Gökçe’yi anlatmaya Can Yücel’in Onu mükemmel anlatan dizeleriyle başlamak istiyorum:

ENVER GÖKÇE’YE

Sene 1966
Kayınvaldenin evinde oturuyoruz Kınalı’da
Gözü yaşlı bir sonbahar günü
Güler sökük dikiyor pencerenin önünde
Ben odanın gerisinde masa başında
Hatırımda kalmamış kimden
Çeviri yapıyorum harıl harıl
Telifi parça-buçuk alacağımı bile bile…
Yau diye seslendi Güler
Bir adam geçti önümüzden. Tam bir eski tüfek…
Bu kadar olur ama!..
Demeye kalmadı zır kapı!
Gittim açtım,
Karşımda bizim Enver

(Can Yücel’in Rengahenk Kitabından)

İllüstrasyon: Ömer Yaprakkıran
İllüstrasyon: Ömer Yaprakkıran

AYKO yayınlarınca ilk baskısı 1983 de yayınlanan Yaşamı ve Bütün Şiirleri adlı kitapta kendi diliyle anlatır öz yaşamını.
1920 yılında Erzincan’a bağlı Eğin’nin (Şimdiki adı Kemaliye) Çit köyünde doğar. Dokuz yaşındayken ailesi ile birlikte Ankara’ya göçerler. İlkokulu, orta okulu (Cebeci Ortaokulu) ve liseyi ünlü Gazi Lisesi’nde tamamlar. Edebiyat ve şiir sevgisi İlkokul öğretmeni Celalettin Tevfik Bey, lisede edebiyat öğretmenleri Feyziye Abdullah Hanım ve İsak Rıfat Beylerin yönlendirmesi ile başlar. Bu ilgi ile Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Türkoloji bölümüne kaydolur. Bu dönemde devrimci fikirlerle tanışır. Halkevi’nin çıkardığı Ülkü Dergisi’nde çalışmaya başlar. Ülkü dergisi çevresinde devrimci dostlar edinir. Sefer Aytekin, dönemin önemli devrimcilerindendir. Arif Damar ve Mehmet Kemal ile edebi dostluklar kurulur. Ceyhun Atıf Kansu ile olan dostluğu ilkokul sıralarına dayanır. Niyazi Akıncıoğlu tanışır. O dönem DTCF içindeki ilerici hocalarla Pertev Naili Boratav, Behice Boran, Niyazi Berkes ve eşi Mediha Berkes hanımla yakın iletişim kurar. İşçi sınıfı ile ilk somut tanışması dergicilik yıllarında olur. Basın emekçisi mürettip Hasan ilk işçi dostu olur. Ünlü 1951 tevkifatında Hasan’la karşılaştığında ikisi de tutukludur. Hasta olan Hasan cezaevi koşullarına dayanamaz ve genç yaşta yaşamını kaybeder.

MÜRETTİP HASAN

Alınmıştır,
Ağzım dilim elimden
Konuşamam yanarım.
Unumu elemişim,
Eleğimi asmışım
Ölüm de ne, vızgelir
Ama yanarım.
İnce derde hele bir
Düş de gör
Nicedir
Kardeşim!
Parmaklarım yazı dizer
Yorulur;
Kurşun kasalara dökülür derdim
Bir türkü bilirim
“Var git oğlan var git”
“Mekanın ara”
“Nerede karnın doyarsa”
“Vatanın ora!”
Hey anam hey
Yine de hey hey!
Mürettip Hasan deyip de geçme
Ben adamın anasını bellerim
Punto hesabı
Katrat hesabı.

Enver GÖKÇE

Bu yıllarda halk edebiyatımızın önemli ozanlarıyla tanışır. Ali İzzet, Aşık Veysel, Habib Karaarslan. Kırklı yıllarda edebiyat ortamını kasıp kavuran garip akımına mesafelidir Enver Gökçe. Nurullah Ataç destekli Garip akımını burjuvazinin sanat silahşorları olarak niteler ve halka uzak bulur. Halk şiiri damarından ve Nazım Hikmet’in önünü açtığı toplumcu şiirden beslenir. 1948 yılında devrimci arkadaşları ile anti faşist Türkiye Gençler Derneği’ni kurar. Derneğin etkinlikleri ırkçı, turancı, faşist çevreleri rahatsız eder. Dernek saldırıya uğrar. Hükümetin telkiniyle soruşturma açılır ve ilk mahpusluk başlar. Bu Dönem şiirlerine de yansır:

GÖRÜŞ GÜNÜ

Bugün görüş günümüz
Dost kardeş bir arada
Telden tele
Mendil salla el salla
Merhaba !
İzin olsun hapisane içinde
Seni
Senden sormalara doyamam
Yarım döner cıgaranın ateşi
Gitme dayanamam

Enver GÖKÇE

 

FAKÜLTENİN ÖNÜ

Fakültenin yanı demirden köprü
Fakültenin önü bir sıra kavaktı
Biz bir garip yiğit kişiydik
Bütün hürriyetler bizden uzaktı

Faşistler camlara yürüdüler
Kürsüleri kırdılar, höykürdüler
Tığ teber şahı merdan
“Tanrı Dağı kadar Türktü bunlar
Hıra Dağı kadar müslüman.”
Ve de kanlı bıçaklı düşman

Gökler ışıyordu yer yer
Ortalık ala şafaktı.

Enver GÖKÇE

Halka umut olarak ortaya çıkan Demokrat Parti hareketinin ikiyüzlülüğünün ayırdındadır. İşsizdir, memuriyete başvurur ve İstanbul Yurtlar Müdürlüğünde kısa süren memurluk hayatı başlar. Ünlü 951 TKP tevkifatı ile memurluk biter ve yeniden cezaevi yolu görünür. Kendi kuşağının çoğu devrimci aydın ve yazarı gibi işkenceler görür. Yedi yıl ceza yer. Adana cezaevinde yatarken Orhan Susa ile Fransızcasını geliştirir. Sonradan bulunamayan ünlü otuz şiirlik destanını Adana cezaevinde yazar. Yazdıklarını dışarı çıkarmayı başarabilse dahi pek çoğu kaybolur. Bu çalışmadan geriye ancak Uy Kirpi Kız Kirpi, Bu Balabanın Dünyadan Göçtüğüdür ve Kirtim Kirt kalır.

 

BU BALABANIN DÜNYADAN GÖÇTÜĞÜDÜR

Aklı karalı seçilirken su,
Aklı karalı seçilirken ova,
Aklı karalı seçilirken dağ
Çakal, kurt, kuş, yılan ve tosbağa
Ve ışırken ıpıl ıpıl üzümler
Işırken orman
Yusuf kuytuda otururdu
Gözünü kekitmeden
Eline filinta tüfek…
Karşıdan gelirdi Balaban
Ak yelek, gümüş köstek
Atı zorlayı zorlayı.
Yusuf bağırttı barutu
Yalağın kenarından :
“Al” dedi “lan”
Düştü Balaban
Karnı şorlayı şorlayı
………….
Enver GÖKÇE

Cezasını tamamlamasının ardından ilk sürgün dönemi başlar. Çorum Sungurlu’da ardından Ankara’da sürgün cezasını yokluk içinde geçirir. Sürgün cezasının ardından İstanbul’a gelir. Beyazıt Meydanı karışıktır. 28-29 Nisan olayları başlar. Turan Emeksiz katledilir ve Gökçe ünlü şiirini yazar.

TURAN EMEKSİZ

Bir yürüyüş eylediler sabahtan
Ilgıt ılgıt kan gider loy loy!
Dayan dizlerim dayan!
Ağla gözlerim ağla!
Namlu puşt olmuş, atayağı puşt.
Yine düşman elindeydi vatan
Bir oğul çıktı Malatya’dan:
Anası Yılmaz çağırırdı
Haram süt emmemişti anadan.
Ve Beyazıt derler bir büyük alan
Düşman sarmıştı sağı solu
Düşman çok, cephane yoktu.
Yetişmemişti daha Cemal Paşa kolu
Amandı el aman!
Tank paletleriydi alanda dönen
Kusan namlularda, kalleş ölümcül
Ve vuran ve kıran ve haykıran
Malatyalı şöyle baktı bir
Ana baba günüydü herhal
Her yönde toz duman!
Vay anam vay!
Bu belalı başınan
Kime ne diyem
Kime ne diyem
Nerelere gidem
Ya derdime derman
Ya katlime ferman!
Başı daralınca Yılmaz’ın
Baktı atacak taşı yoktu
Baktı eli durmuş, ayağı durmuştu
Vurulmuştu.
Çıkardı yüreğini kan içinde
Çarptı kötünün kafasına
Hay bu nasıl devran?
28
Nisandı
Yavri
Hey!
Ham
Meyveyi
Kopardılar
Dalından.

27 Mayıs Olana dek yeniden sürgün cezası alır. Erzincan’da, köyünde geçirir ikinci sürgününü. İhtilalden sonra İstanbul’a döner. Karnını zar zor doyuracak işler bulur, düzeltmenlik yapar gazetelerde. Pablo Neruda’dan şiir çevirilerine başlar. Yaşar Kemal yardımıyla Meydan Larousse ‘ta çevirmenliğe başlar. Çalıştığı hiçbir uzun soluklu olmaz. Sakıncalıdır ve baskılar sonucu sürekli işten çıkarılır. Ekonomik sıkıntılar dayanılmaz boyuttadır. Çocuk kitapları ve şiir çevirileri geçimini sağlamasına olanak sağlamaz. Son çare köyüne yerleşir. Kısa süre kışları köyünde, yazları Ankara’da yaşar. Bozulan sağlığı nedeniyle Ankara Seyran Bağları yerleşmek zorunda kalır. Bozulan sağlığı yeni şiirler yazmasına olanak tanımaz ve usta 19 Kasım 1981 tarihinde aramızdan ayrılır.

Ben sınıf edebiyatı yapıyorum, diyerek anlatır kendini. Sosyal içeriği ve estetiği güçlü şiirler üretme çabasındadır. Başarmış mıdır? Kesinlikle başarmıştır.

KİRTİM KİRT (*)

Can yoktu ki sevdalara düşe,
Kurt yoktu ki kızıl kana üşe
Yoktum ki yol geçe
Yoktun ki haber ulaşa
Gül yoktu ki, dal yoktu ki..
Ve döne döne ateş
Döne döne madde
Gökler yarıla dürüle
Dağlar savrula devrile,
Kırıla döküle yıldız
Sular evrile çevrile
Döğüşe döğüşe madde
Değişe tokuşa madde

Öyle bir vakte erdi ki devran
Döne döne esir
Döne döne gaz
Döne döne atom
Döne döne madde
Döğüşe çekişe madde
Vuruşa vuruşa madde
Ve zaman değişe değişe
Yosun titreşe, yeşilleşe
Işık dura değişe
Öyle bir vakte erdi ki devran
Ha dedi kırdı zincirini
İçerdeki adam
Demir bağrışa bağrışa
Zindan çağrışa çağrışa
Şöyle buyurdu ki Yusuf

Dört kitaptan daha büyük:
“Demek bu hayat,
Önce sana bana yük
Demek su kimin
Toprak kiminse
Motor, elektrik ve ışık kiminse
Demek sultan odur.
Demek insan bölük bölük.
Yaşıyorsun ölüyorsun demek.
Nasıl yaşıyorsan
Öyle düşünüyorsun demek
Demek insan
En yüce mertebede hayvandır
Yeni anladım
Alet kullanan ve yapan.
Tilki tarlayı masallarda sürer,

Manyetoyu çeviremez tavşan.
Devril başımdaki kader
Dökül dilimdeki yalan
Tutuş beynimdeki kibrit
Kirtim kirt
Kirtim de kirt
Kirtim de kirtim
Kirtim kirt”
Bir yandan demirciler
Demir döğe denge denk
Bir yandan boyacılar
Boya vurur renge renk
Bir yanda
Kurtuluş savaşçıları
Bir yanda esaret

Bir yanda termonükleer çağ
Bir yanda balistik şirret
Evvel madde
Ahir fikir
Dolan göğümdeki hava
Salın yanımdaki fakir
Salın proleterya
Geber başımdaki bit
Kirtim kirt
Kirtim de kirt
Kirtim de kirtim
Kirtim kirt

Enver GÖKÇE

Yerel sözcükler, yerel deyişler, halk şiirine göndermeler ve evrensel, modern bir şiir dili toplumcu gerçekçi has şiire ulaşmak. Enver Gökçe’nin özgünlüğü kanımca bu biçemde de gizli. Yerel, folklorik bilgi derinliği, felsefe ve diyalektik materyalizm birikimi, çağdaş dünya şiirini tanıması, belki de en önemlisi halkını tanıması ve sonsuz sevgisi. Tüm yaşamını yaşadığı onca acılara ve haksızlıklara karşın halkına adaması, halkı için halkçı sanat yapması.

TÜRKİYEM

Senin emekçin olaydım
Şen olası türküsü
Dost kokusu, dost selamı Türkiye

Enver Gökçe.

 

Uğur GÜMÜŞ

Sizin İçin Seçtiklerimiz

%d blogcu bunu beğendi: