DOĞUŞTAN GAZETECİ: ŞİNASİ NAHİT BERKER

Attila Aşut Yazıları
    ATTİLA AŞUT

Sevgili ustamız Şinasi Nahit Berker, 76 yıllık inişli çıkışlı bir ömrü, 11 Şubat 1996 tarihinde İstanbul’da noktaladı. Onu yirmi beş yıl önce sonsuzluğa uğurladık…

Şinasi Nahit Berker, her şeye mizah penceresinden bakan, dünya tatlısı bir gazeteciydi. Acılardan gülücükler üretmeyi adeta “yaşam felsefesi”ne dönüştürmüştü.

Şinasi Nahit Berker

O yalnızca gülmecenin, taşlamanın, yerginin, esprinin değil; onurun, erdemin, gazetecilik etiğinin de büyük ustasıydı.

Hep haklıdan, doğrudan yana olmuş; tam elli beş yıl elde kalem, iktidar sahiplerine kök söktürmüştü.

Yakın akrabalık ilişkisine karşın, “İnönü Ailesi” bile onun acımasız eleştirilerinden fazlasıyla nasibini almıştı.

Hele ailenin damadı Metin Toker’i tefe koyan yazılarını hiç unutamam!

İsmet İnönü, DP iktidarında Ankara Merkez Cezaevi'nde yatan gazetecilerii sık sık ziyaret ederdi.
İsmet İnönü, DP iktidarında Ankara Merkez Cezaevi’nde yatan gazetecilerii sık sık ziyaret ederdi.

Örsan Öymen’in dediği gibi, o, “Kalemini hiçbir zaman yağcılık mürekkebine batırmadı.”

* * *-

Gazetecilik, Şinasi Nahit’in “çocukluk aşkı”ydı.

Atatürk’le ilk kez 1933 yılında, Erdal ve Ömer İnönü kardeşlerin Pembe Köşk’teki sünnet düğününde yüz yüze gelmişti.

Bu ilk karşılaşmada Atatürk’le arasında geçen konuşmayı hiç unutmamıştır:

-Adın ne senin?

-Şinasi…

-Kaç yaşındasın?

-13…

-Hangi okula gidiyorsun?

Gazi Lisesi’ne.

-Kaçıncı sınıftasın?

Orta iki.

-İlerde ne olacaksın?

-Gazeteci.

-Gazeteci olursan hep doğruyu yazacaksın. Söz mü?

-Söz!…”

Evet, Şinasi Nahit, 1933’te Atatürk’e verdiği bu söze, elli beş yıllık gazetecilik yaşamında hep bağlı kalmış; meslek onuruna toz kondurmamıştır…

* * *-

Şinasi Nahit, Demokrat Parti iktidarı döneminde yazdığı yazılar yüzünden üç kez hapis cezasına çarptırılmış, toplam 29 ay cezaevinde kalmıştı.

27 Mayıs askeri müdahalesi imdadına yetişmese daha uzun süre hapis yatacaktı.

O sıralar Ankara Merkez Cezaevi, muhalif gazetecilerin uğrak yeriydi.

Metin Toker, Beyhan Cenkçi, Ülkü Arman, Fethi Giray, Erdoğan Tokatlı, Kurtul Altuğ, Nihat Subaşı, Yusuf Ziya Ademhan, Fatin Fuat, Faruk Taşkıran, bu cezaevinden geçenler arasındaydı.

Şinasi Nahit, Merkez Cezaevi’nin adını “Ankara Hilton” olarak değiştirmişti!

Yattığı 10. Koğuş’un önündeki koridora ise, dönemin başbakanının adını vermişti:

“Menderes Bulvarı”!

Onun, Ulus gazetesinde Adnan Menderes aleyhine yazdığı sekiz on satırlık her fıkra, savcıları harekete geçirmeye yetiyordu.

Basın davalarının demirbaş sanığı idi artık!

Bir gün, üç ayrı yazıdan yargıç karşısına çıkmıştı…

Yargıç, “Gereği düşünüldü…” diyerek, ilk davada cezayı basmış.

İkinci dava yine mahkûmiyetle sonuçlanmış.

Sıra üçüncü davaya gelince Şinasi Nahit yerinden fırlamış ve “Hâkim Bey, sen de hep gereğini düşünüyorsun, biraz da beni düşün!” deyivermiş…

* * *

Şinasi Nahit’in anıları ve anekdotları anlatmakla bitmez.

Bunların bir bölümü, Matbuat Hazretleri, Demedim mi Nazlı Yârim Ben Sana ve Gazeteci Olunmaz, Gazeteci Doğulur adlı kitaplarında yer almıştır. İşte o anılardan biri:

Bir zamanlar ‘Ankara Hilton’ olarak anılan Ankara Merkez Cezaevi

Şinasi Nahit “Ankara Hilton”da tutuklu iken, Uluslararası Basın Enstitüsü’nden (IPI) bir mektup alır.

Zarfın üzerinde, Fransızca Monsieur Şinasi Nahit Berker / Columlist” sözcükleri yazmaktadır.

Cezaevi Müdürü bu yazıyı görünce soluğu savcının odasında alır ve Şinasi Nahit’in “komünist” olduğunu, koğuşunun mutlaka değiştirilmesi gerektiğini söyler.

Allah’tan, savcı yabancı dil bilen biriymiş. “Columlist” sözcüğünün komünist değil “köşeyazarı” anlamına geldiğini söyleyerek cezaevi müdürünü azarlar.

Şinasi Nahit de böylece, komünistlerin kaldığı 9. Koğuş’a sürülmekten kurtulur!

* * *

Bâbıâli'de Gazetecileri 'Saygın İnsan' Kimin Nesi Yaptı
Bâbıâli’de Gazetecileri ‘Saygın İnsan’ Kimin Nesi Yaptı

Şinasi Nahit, “küçük fıkra” tarzının Doğan Nadi’den sonraki en büyük ustasıydı.

Neden kısa yazdığını soranlara verdiği yanıt ünlüdür:

“Bu memleket uzun laftan battı!”

* * *-

Bir yıl önce eşini yitirmişti.

Kendisine bir başsağlığı mektubu yazdım.

Mektuba adresimi eklemeyi unutmuşum.

Sağdan soldan araştırmış.

Sonunda Mustafa Ekmekçi’den ev telefonumu bulmuş.

Hemen aradı ve şöyle dedi:

“Hayatımda, beni böylesine duygulandıran bir mektup almadım. Size nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum…”

* * *-

Çiçeklerin Dili (Şinasi Nahit Berker)

Birkaç yıl önce, Çiçeklerin Dili adlı bir şiir kitapçığı elime geçmişti.

Şinasi Nahit’in o kitapçıktaki kısacık bir şiirini anımsıyorum

To be or not to be

Yok dibi!”

Basın dünyasında Şinasi Nahit’in “Gazeteci olunmaz, gazeteci doğulur!” sözünü duymayan yoktur.

Bana sorarsanız, sevgili ustamız, “Gazeteci doğdu, gazeteci yaşadı, gazeteci öldü”

Ne mutlu ona!

ATTİLA AŞUT
ATTİLA AŞUT (tüm yazıları)