EDEBİYATIN HER DALINDA SÖZÜ OLAN BİRİ; AYDIN ŞİMŞEK

Salim Çetin
    Salim Çetin

Kitaplığımda ayırarak kenarda beklettiğim kitaplar var; Yaşar Aksoy’un, Tuğrul Keskin’ in, Ünal Ersözlü’ nün kitapları.

Bir de bunlar içinde Aydın Şimşek’ in kitapları var…

Her seferinde niyetlenirim; bir şeyler yazayım diye,  olmaz çoğu kez kendimi o yetkinlikte bulmam, bir ikinci neden de hani Aydın Şimşek’ in “Yaratıcı Yazarlık ve Deneysel Düşünme”[2] kitabında dediği, o ilk cümle klavyenin ucuna bir türlü gelmez, vazgeçerim.

Bu gün sanki bir şeyler oldu, o cümle geliverdi gibi.

Bir arkadaşımla sohbetimizin konusu yaratıcı yazarlık atölyeleri olunca Aydın Şimşek’in tam da bu konuları ele aldığı kitabına elim uzandı ve yazma eyleminin bütün yol haritalarına ben de daldım çıktım.

Hemen belirteyim yaratıcı yazarlık atölyesi denilince, şimdilerde moda olan ve daha çok edebiyatın dışında güncel konuları, bu arada en çok da kişisel gelişim konularını yazma konusu olarak ele alan “ atölye” lerden söz etmiyoruz.

Bir edebiyat metnindeki estetiği, dil bilincini, gerçeği ve kurguyu kendine dert edinen bir “atölye” bizim konumuz.

Zaten Aydın Şimşek’ te meseleyi bu yönleri ile alıyor; bir edebi metinin,  “….bir olayın ya da olay dizisinin dil aracılığı ile tasarılaştırılması” diye tanımlanan anlatı’ nın ögelerini, içsel yapısını irdeliyor, analiz ediyor, pek çok büyük yazarın görüşleri referans olarak kitaba taşınıyor.

Böylece atölyeye katılan edebiyat heveslisine ya da yazmayacaksa bile nitelikli bir okur’ a bir yol haritası sunuyor kitap.

Neler yok ki, öncelikle bir edebiyat metni ‘niçin yazılır?’ dan başlanmış.

Değişik yazarların görüşleri aktarılmış; mesela Stendhal’ın Balzac’ a yazdığı mektup.

Diyor ki Stendhal,  “…yazdıklarımı okutacak kadar yetenekli olduğumdan emin değilim” .

Hemen arkasından ekliyor,  “…bazen de yazmaktan çok büyük bir zevk duyuyorum.”

Suspayı

Ruh hallerine göre cevaplar hazır.

Ama hepsinde yazmanın bir tutku olduğunu biz biliyoruz. Yoksa bu ‘ cehennem’ niye çekilsin ki?

Sait Faik de “Yazmasam ölecektim” diyenlerden değil miydi?.

Aynı şeyi bu kez İsaac Asimov tekrarlıyor: “Hangi nedenle nefes alıyorsan o nedenle yazıyorum, çünkü bunu yapmazsam ölürüm.”

Kitabın içinde yol aldıkça, bir edebiyat metnini oluşturan ögelerden; metnin katmanları, gerçekle kurulan ilişki, dilin kullanılması, anlatıdaki üslup gibi konuların enine boyuna irdelendiğini görüyoruz.

Pek çok büyük yazardan önekler alınmış.

Üslup ve dilin kullanımı konusunda Marguez’ e başvurulmuş.

Marguez, Şer Saati’ nden sonra Yüzyıllık Yalnızlık için uygun dili bulabilmek için beş yıl beklediğini söylüyor. En sonunda sihirli yolu büyük annesinin masallarında bulmuş.

“…büyük annemin masallarını anlatma tarzı bu dilin çıkış dili oldu. Gerçeküstü ve hayali şeyler anlatırdı ama bunları büyük bir doğallıkla anlatırdı.”(Shf.39)

Marguez, Yüzyılık Yalnızlık’ a anneannesinin o muhteşem gerçeküstü dilini ve üslubunu taşıdı.

AYDIN ŞİMŞEK, AYNI ZAMANDA EDEBİYATIN MUTFAĞINDA DA OLAN BİRİ…

Yazıya, “Yaratıcı Yazarlık ve Deneysel Düşünme” kitabıyla giriş yaptık ama haksızlık etmeyelim, Aydın Şimşek’in daha pek çok kitabı var edebiyatın dünyasını anlatan, tartışan…

Ayrıca bir şair olduğunun da altını çizelim.

Fakat benim diyeceğim bunlardan öte bir şey. Eleştirmenler bu kitapları değerlendirsin, terazilerinde tartsın.

Ben, Aydın Şimşek’ in ‘edebiyatın mutfağında ’ yaptığı işlerden dolayı da anlatılması gerektiğine inananlardanım.  Şubat ayı içinde yazdığım bir yazıda, İzmir Öykü Günleri’ nden söz etmiş, on sekiz kez gerçekleştirilmiş bir etkinliğin ev sahibi olan Konak Belediyesi’ nce neden yapılmadığını? sormuştum. Hoş sordum da cevap veren mi oldu

Ne gezer!..

Her neyse, konu o değil!

Yazının ertesi günü, zoom üzerinden de olsa Kanguru Kültür Merkezi’ nin bu etkinliği gerçekleştirdiğini, değişik öykücü ve edebiyatçının bu etkinliğe katıldığını gördüm.

Sevindim, sivil bir kurum bu pandemi koşullarında kendini sorumlu görerek etkinliği yapıyordu.

Sonra düşündüm ki işin başında Aydın Şimşek vardı.

Belki ticaret yapsa çok daha paralar kazanacakken o da Cemal Süreya damarından, arabasını satıp Papirus Dergisi’ ni çıkaranlar ekolünden…

Böyle olmasa, Alsancak semtinin en merkezi yerinde güzel bir binayı Kanguru Kültür Merkezi olarak alıp işletir miydi?

Hoş, Şimşek’ in bu güzel ‘vukuatları’ bu kadarla da kalmıyor, benim bildiğim bir de Ankara ayağı var.

Fakat ben o kısmı bilmiyorum, ama tahminim aynı çalışmaların orada da yapılıyor olduğu yönünde.

Aydın Şimşek, aynı zamanda yayıncılık yapıyor; Kanguru Yayınlarının pek çok kitabını görmüşsünüzdür.

Ayrıca edebiyat mutfağının olmazlarından olan dergi çıkarmak da var:

Daha çok gençlerin içinde yer aldığı, genel sanat yönetmenliğini Aydın Şimşek’ in Öykü Teknesi, Kum dergileri benim bildiklerimden ikisi.

Biyografisine baktım, o da benim gibi 1980 darbesinde işinden atılanlardan.

İşinden atılmakla kalmamış üstüne dört yıl da hapis yatmış.

Sonra edebiyat serüveni başlamış ve iyi de olmuş..

Demek ki her musibetin bir de iyi yanı var.

Kaderimiz hepimizi bir yana serpiştiriyor ve rol biçiyor ya, ona iyi bir entelektüel, bir edebiyatçı ve şair rolü biçilmiş.

Doğrusu o da en iyisini yapıyor.

İsterseniz çerçeve başlıklı şiirinden bir dörtlükle yazıyı sonlandıralım:

ormanda ışıklar içinde üç şair: /metin, behçet, uğur
abilerim, içimi dolduran büyük çocuklar
camda eriyen kumdan aldım sizi
bu çerçeve şehr-i küldür-

……………………

[1] Not: Bu yazıyı yazdığımda (11 Nisan 2021) Aydın Şimşek’ in Sus Payı kitabı ile “Ruşen Hakkı Uluslararası şiir

Yarışması” nda ödül aldığını duydum. Haliyle çok sevindiğimi söylemeliyim.

[2] Aydın Şimşek, Yaratıcı Yazarlık ve Deneysel Düşünme, Kanguru Yayınları, 2015 Ankara.

Salim Çetin