“GEÇTİ Mİ GEÇEN GÜNLER”

Aydoğan Yavaşlı
Aydoğan Yavaşlı

Anlatırlar: Bir İzmirli, bir İstanbullu, bir de Ankaralı bir masanın çevresinde oturuyorlarmış. Laf bitince İstanbullu borsanın nerede olduğu sormuş, “Birkaç kâğıt alacaktım da…” demiş. Bunun üzerine Ankaralı da ayağa kalkıp ortaya doğru “Buralarda bir yerde televizyon var mı, haberlere baksaydık,” demiş. Ee, İzmirli durur mu? Çay ocağındaki çocuğa sormuş: “Birader, buraya en yakın meyhane nerede?”

Bu biraz abartılı bir örnek ama gerçeklik payı da yok değil. 80’li yılların ikinci yarısında Dönemeç dergisinin mutfağında çalışırken rint olmayı şairlikten sayan bazı ilginç kişileri tanıdım. Zaman zaman ben de onlara uyup meyhane sofralarında edebiyatın sorunlarını ciddi ciddi(!) tartıştım. Fakat bunun kınanacak bir yanı yok, hayat böyle ilerliyor, n’apalım! İzmir’in o dişil, o kösnül havası, dışarlıklı olanları bile çabucak esir alıp kendine benzetiyordu. Bugün bile öyle: İstanbul’dan ya da Ankara’dan İzmir’e gelecek olan bazı -özellikle- şairlerin aklının bir yerinde mutlaka “Kordon’da rakı içmek” filan vardır. Etkinlik bahane, dost sofraları şahane.

Dönemeç’in Kemeraltı’ndaki bürosuna en sık -çok güzel şiirlere de imza atmış olan- Çınar Çığ, Bahattin Ertük, Onur Şenli, Metin Pütmek uğrardı. Bugün hiçbiri aramızda değil. O yıllarda İkinci Beyler Sokak’taki Bodrum Meyhanesi, onların ve sık sık bizim de uğrak yerimizdi. Akşam büroyu kapatınca (H. Yurttaş’la birlikte) Bodrum’a mutlaka uğrar, bir otuz beşlik atar, sonra vapura giderdik. Otuz beşlik, bazen yetmişliğe de dönerdi; tabii bunun ilk şartı, meyhanedeki ‘ambians’tı. Gerçekten ilginç bir mekândı: Bir masada şairler, öteki masada tiyatrocular, yan tarafta müzikçiler, onların yanında ressamlar, felsefe meraklıları… Dışardan gelen arkadaşlarımızı biz de Bodrum Meyhanesinde ağırlar, gidecekleri yere oradan uğurlardık.

Ege Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü kurucusu –Şadan Gökovalı’nın deyimiyle- “Profesör Ahmet Şair Necdet” gerçekten de çok ilginç biriydi. Dönemeç’e kendi şiirlerinin yanı sıra çevirdiği şiirleri de getirirdi. Eleştirmen Mehmet H. Doğan ile muhabbetleri iyiydi. Kendiyle dalga geçmekte usta biriydi. Cimriliği ise öyle böyle değil! Hiç unutmam, bir cumartesi öğle sonrası üzgün ve süzgün bir biçimde büroya geldi. Şükran Lokantasında öğle rakısına takılıyorlarmış. Kimler? Mehmet H. Doğan, S. Aytemur, Yunus Koray ve tabii kendisi. Bilmem kaçıncı kadehten sonra güzel şiirlere imza atmış olan Y. Koray -sanırım kafayı iyice bulmuş- ayağa kalkıp masadakilere “Hepinizin ağzına……..” diye bağırmış, sonra Ahmet Necdet’i işaretle, “sen hariç abi” demiş. A. Necdet’in derdi tasası buydu: “Beni neden ayrı tuttu?” deyince (mizah zekâsı tartışılmaz) H. Yurttaş lafı yapıştırdı: “N’oldu abi,” dedi, “ağzının tadı mı gelmedi?”

Dönemeç dergisinin arka sayfalarını Çengel’e ayırmıştık. Küçük edebiyat dedikoduları yazıyor, -kendimiz de dâhil- dalgamızı geçiyorduk. O yüzden olacak, birçokları Dönemeç’i okumaya arka sayfadan başlıyordu. Alınma, kırılma, darılma yoktu. Şimdi kimse burnundan kıl aldırmıyor ya, o yılları yaşamış insanlar olarak ben ve benim gibiler zaten o yüzden anlayamıyorlar zamane şiircilerini.

Neyse, uzatmayayım. Başka bazı anıları başka bazı yazılara bırakayım.

1 Comment

  1. Ne güzel anılar…Dönemeç bizim de gençliğimizin dergisiydi. Ordaki anılar bir biçimde bizim de geçmişimizin izlerine denk geliyor.Kalemine sağlık sevgili Aydoğan

Comments are closed.