GELİP ÇATMIŞSA AYRILIK VAKTİ

AYDOĞAN YAVAŞLI
AYDOĞAN YAVAŞLI

Bilirim ben ayrılıkları. Ayrılıkların ustasıyım. İlkgençlik yıllarımın beş yılını yutan o adadan ayrılırken -çok ısrar ettiler, çok!- geriye kesinlikle bakmadım. Bakarsam kalırım diye belki de. Öyledir zaten: Dönüp bakarsanız, kalırsınız ve bir daha hiç gitmezsiniz. Bakmadım. Çünkü yeni ayrılıklar yaşamak istiyorsak dönüp bakmamalıyız. Ben öyle yaptım. Dedim ya, bakmadım. Sonra gençlik yılları geldi. Sevgililer, küçük kaçamaklar, kaprisler, ihanetler, inkâr etmeler… Hepsi ayrılık kokuyordu. Çünkü bir kere bir araya gelinmişse sonu ayrılıkla bitecektir ve birinin canı fena halde yanacaktır. Efendim, ayrılıklar da sevdaya dâhilmiş filan. Geçin bunları! O aşkları ya da yaşanmışlıkları hayatınıza yedirmeyi, ders çıkarmayı bilmedikten, bilemedikten sonra neye yarar aşklar, ne öğretir yaşanmışlıklar. İlhan Berk demiyor muydu onu: “Yürüdün aşkların üstüne, aldın dersini” diye. Tamam işte, dersini alırsın ve arkana bakmadan gidersin. Yeni aşklara, yeni hayatlara ve ayrılıklara.

Hem biliyor musunuz, ayrılıklar tazeler insanı. Başka bir insanla karşılaşırsınız içinizin bir yerinde. Meğer o da sizmişsiniz ama yaşananların kör ediciliği yüzünden görememişsiniz o başka insanı. Kızıl bir şarap gibi mayalanmışsınız ve bunun hiç varmamışsınız farkına. Neyse ki ayrıldınız; o şehirden ya da kasabadan. Belki de size aşk gibi gelen hoşlanımdan, o baş döndüren bakışlardan. Ya beyaz yüzünü kara bir kırbaç gibi ikiye bölen zülfünden geriye ne kalmıştır? O muydu bu zamana değin sizi bir dağdan öteki dağa savuran rüzgâr? O sular, o gökyüzü…

Ayrılık yaman bir kelime, evet, öyle söyler şarkılar. Fakat o şarkıların gözleri hâlâ kör olmadı mı? Şarkılar onu mu söyler sürekli? Değil. Ayrılık, o ilk andan başlar aslında, o ilk göz göze gelmelerde, o baş eğmelerde, en çok da susmalarda. Çünkü o susmalarda öyle çok sözler ve yalvarışlar vardır ki, ardından sel olup dökülür bazı şiirlere. Bakın, kızmayın bana, ayrılık gelip çatmışsa ve siz bunu hissetmemişseniz, hissetmek istememişseniz hiç kimsenin kabahati yoktur. Suçlu olan, zamandır. Çünkü zaman, tepeye varmış bütün duyguları ve tutkuları için için aşındırıp bilinmez bir mezara gömer.

Hep bir taşıran damla olmuştur ayrılıkların arkasında. Siz ya da o, çeperlerini çokça zorlamışsınızdır aşkların. Çokça sorgulamış, binlerce elekten geçirmişsinizdir. Fakat kaçınılmaz sonu geciktirmekten, ya da tam tersine çabuklaştırmaktan başka neye yaramıştır bütün o emekler? Öylesine bir soru, önü arkası olmayan bir masum söz, belki kendiliğinden bir bakış; hepsi, hepsi dikilir karşınıza ve taşıran damla işte tam da odur! O bitirir her şeyi. Bitirir ve elinize kara-kızıl bir şemsiye verir. Hadi bakalım, der, buraya kadardı ve oldu işte. Şimdi git ve hayatın geri kalanını yaşa. Zamana güven. Zaman her şey gibi seni de alıp götürecektir uzaklara. Hiç bakma arkana. Çünkü arkada yalnızca yağmalanmış bir hayat ve sonsuz bir çöl kalmıştır. Sense o çölde yapayalnız bir avcısın şimdi!

 

Aydoğan Yavaşlı
Latest posts by Aydoğan Yavaşlı (see all)

2 Comments

  1. Ayriliklar zor ve sonu yalnızlıklara çıkıyor.Yazi ayrılığın bir insandaki iz duşumunu ozetlemis.
    Kalemine sağlık usta.

  2. “Çünkü bir kere bir araya gelinmişse sonu ayrılıkla bitecektir ve birinin canı fena halde yanacaktır.” Okuyanı çarpan bir saptama Aydoğan Abi! Yaşamı özetliyor bu cümle(yargı).Yaşam da başlarken güzel değil mi ama yaşamın sonunda…

Comments are closed.