Güdül, Kirmir Vadisi ve Kanyonu

Zaman Kavşağında Bir Mola…

“Dedim ota, bir taş fazla karmaşıktır.”
İlhan Berk

Şimdiki zaman kipindeyken gelecek zamanı düşlüyorum. Geçmiş ise tozlu. Zamansa derin bir çukur. Her birimiz bazen kıyısına gelip dururuz bu çukurun. İçine bakarız. Bakışlarımız karanlığı deler de belki çukurun dibini görebiliriz diye… Yol Arkadaşım Trekking Grubu ile zaman içinde, gündüz düşlerinin dalgınlığında bu yolculuğa çıktık. Güdül, Kirmir Kanyonu…

Ankara’nın kuzeybatısına doğru sabahın ilk ışıklarıyla yola çıktık. Kızılcahamam’dan başlayıp Güdül’e doğru, virajlı yolları geçerek Yeşilöz beldesine vardık. Güdül, Ankara’ya 90 kilometre mesafede. Güdül’e 6 kilometre kala Yeşilöz’de aracımız durdu. Belde günümüzde Yeşilöz ismi ile anılır ama halkın dilinde halen Keşenöz diye telaffuz edilir. Keşenöz isminin Keşanos tan geldiği söylenir. Keşanos vaktiyle bu bölgeye hakim bir Rum beyiymiş. Bu Rum beyinin İstaonos, Minaros ve Girindos isminde üç oğlu varmış. Babaları topraklarını oğullarına pay etmiş. İstanos, Yenikent; Minaros, Kazan- Orhaniye köyü; Girindos ise Kazan Fethiye köyüne yerleşmiş.
Güdül, Kirmir Vadisi ve Kanyonu

Kirmir çayının yanında hazırlıkları yapıp, ısınma hareketlerinden sonra yürüyüşe başladık. Kirmir çayının antik adı Siberis’ miş. Bu çay Ankara’nın en geniş ve uzun havzasına sahip. Işık dağı eteklerinden başlıyor Eğrekkaya barajına giriyor, Çeltikçi’den geçiyor. Çamlıdere barajından bir kol alarak buralara geliyor. Sakarya nehrinin kollarından biri Kirmir çayı. Sakarya nehri 824 km uzunluğunda, Kirmir çayı ise bunun 100 kilometrelik kısmı. M.Ö. 8. yüzyılda Frigyalılar nehre “ Sangarius” adını vermişler. Selçuklu Türkleri bu bölgeyi fethettikten sonra “Sakarya” olarak adlandırılmış nehir. Başka bir söylenceye göre de M.Ö. 3. ve 4. Yüzyılda bölgede yaşayan Bithynlerin kraliçesi “Sangarius” un adının nehre verildiğidir. Benimse en sevdiğim nehrin mitolojik hikayesidir.

“Bir zamanlar” düş-tüm…
Kirmir Vadisi ve Kanyonu Köprü

Yukarı doğru yürümeye başladık omuz omuza, yan yana Yol Arkadaşlarımla. Çayın karşısına asma köprüden geçtik. Asma köprüleri sallamak en büyük zevkim. Ama bu kez arkadaşlarımı tedirgin etmemek için yapmadım. Yürürken hava bir boşluktu. Mutlak bir sessizlik vardı etrafımızı çeviren halkada. Tasviri zor, gözlerden ıraktık. “ Bir zamanlar” sözündeki debelenmenin etkisiyle boşluk bir iç acısıydı. Boşlukta sallanan köprüden Kirmir’e bakarken Sakarya nehrinin kızı, güzellikte eşsiz perisi Nana’yı düşündüm. Mitolojiye göre Friglerin ana tanrıçası Kibele’nin kocası Atis’i doğurmuş, Nana. Böyle bir bahar günü çiçekli bir badem ağacına aşık olmuş. Beyaz bir badem içini açarak gebe kalmış. Sonra Atis’i doğurmuş. Yani Temmuz’u, Temmuz ayı adını buradan almış, derler.
Kirmir Çayı ve Yeşilöz beldesi

Kibele aynı zamanda hayat ve bereketin tanrıçasıdır. Bu yüzden Sakarya nehri ve kolları kutsaldır, Anadolu’nun geniş ovalarını sular ve Karadeniz’e kavuşur. Ünlü coğrafyacılardan Platurque de Sakarya’ya Xerabate adının verildiğini söyler. Hikaye şöyle devam eder. Myndon’un oğlu Sagaris, Kibele’nin sırlarını alaya alır. Sonunda tanrıça Kibele’nin gazabına uğrar ve kendini Xerabate’nin sularına atar. Bundan sonra nehir Sagaris adını alır.

Güdül, Kirmir Vadisi

Kanatlı Yürüyüş
Kirmir Vadisi-agaç

Rotamız inişli çıkışlı. İple çekilen, sürüklenen bir tahta at misali yürüyorum hayaller kurarak. Sarıçam ve göknar ağaçları arasında kör noktamızda kalan güzellikleri arayarak. Ökse otlarının kuruttuğu ağaçların yanından geçiyorum. Manzara ekmek kadar yalın. Bozkırı seviyorum. Sanki kuklacı elindeki ipleri birdenbire gevşetiyor. Hıçkırık kadar ani bir güzellikle karşı karşıyayız. İşte o an, sessizlik havada bir kırbaç gibi şaklıyor. İki tarafta duvar gibi yükselen dik kayalar. Aşağıda cadı kazanı. Kurbağaların atladığı su birikintileri kalmış sadece. Vadi boyunca Kirmir çayı bir hilal çiziyor. Vadide patikadan yürürken Simurg’un hikayesini anımsıyorum. Küllerinden doğan Anka Kuşu.  Kaf Dağı’nın tepesinde, bilgi ağacında yaşarmış, öleceğini hissettiği zaman ağaç dallarına yuvasını yapar, güneş dalları yaktığında da dallarla birlikte yanar ve küllerinden yeniden doğarmış . Feridüddin Attar’ın 13. Yüzyılda kaleme aldığı Mantıku’t-tayr’ından…
Orhaniye köyü

Fars mitolojisinde Kaf dağının ardındaki Simurg’a ulaşmak için yola çıkan kuşlar 7 vadiyi geçmek zorundaymışlar. 1. vadi “ istek vadi”siymiş. Bazı kuşlar herşeye sahip olmanın büyüsüne kapılmış. 2. Vadi “ aşk vadisi”siymiş. Güzelliklere kapılanlar burada yok olmuş. 3. Vadi “cehalet vadisi”. Hiçbir şeyi önemsemeyince, yüzlerinde bir gülümseme ile düşünmeyi unutmuşlar. 4. Vadi, “inançsızlık vadisi”. Simurg’u bulamayacaklarını düşünmeye başlayanlar burada kalmışlar. 5. Vadi” yalnızlık vadisi”, yalnızca kendini düşünmeye başlayan kuşlar, başka hayvanlara yem olmuşlar. 6. Vadi “ dedikodu vadisi”, en arkadan öne doğru Simurg’un var olmadığı, gitmelerinin bir anlamı olmadığı söylenmiş. Bazıları dedikoduya kanıp geri dönmüş. 7. Vadi ise “ ben vadisi”…

Her kuş ayrı bir şey söylüyor ve kendi söylediğinin doğru olduğunu kabul ettirmeye çalışıyormuş. “Ben” düşüncesinden uzaklaşanlar bu vadiyi de geçmiş. 7 vadiyi geçen 30 kuş egolarından uzaklaşıp, birlik olarak, başarıya ulaşmanın inancını kaybetmeyerek aslında Simurg’un kendileri olduğunu anlamışlar. Şimdi, bunların bilincinde olarak vadiden uçma zamanı, küllerinden yeniden doğan Simurg olabiliriz. Vadiden havalanan kuşların çığlıkları yankılanıyor kulaklarımda.

Güdül, Kirmir Kanyonu

Taşın Düşü
Kirmir Kanyonu

Bir kayanın üzerine oturup vadiyi seyrettim tüm bunları düşünürken. Bir dantelden vuran gölge gibi bir gülümseme yüzümde. Fotoğrafların aldatıcı görüntüsünün içinde saklanan geçmişin aldatmacasıyla. Dijital devrinden önce kartlara basılan fotoğraflar eskirken dağılma sol köşeden başlar. Dağılma bir sis gibi çöker görüntüye. Kalkıp vadiyi terk ederken sis arkamdan geliyor. Geride kalan her şeyi silerek. Kanyon sırtında keçilerin oluşturduğu patikalardan yürüyerek geçiyorum.
Kirmir Kanyonu resimleri

Kanyonu izlerken “Echo” giriyor usuma. Narcissus’a duyduğu aşka karşılık bulamayan güzel peri. Zaman içinde bir yok oluşa giren Echo’nun parçaları düşsel ormanda kayalıkları oluşturur. Kendimden bir şey bırakmak istiyorum kanyona. İçimdeki yoğun, durgun sulardan kanyondan yukarı doğru bir baloncuk yolluyorum. İçinde uzaklardan gelen sesim. Yankılanıyor kadim kayalarda. Sesimi bırakıyorum Kirmir kanyonuna. Kanyondan çıkıp dik bir yamaçtan mağaralara inerken etrafımızı çevreleyen kayalara hayranlıkla baktım. Kavacık mevkiindeki peri bacaları eşine az rastlanır nitelikte. Sanki her bir oluşum ayrı bir hikaye anlatıyor. Şurada ağlayan çocuk, orada birbirine sarılmış sevgililer, az ötede sırt sırta vermiş iki yaşlı insan, ilerde ayaklarının dibinde köpeği ile genç bir savaşçı… Bakmasını bildiğinizde çok şey anlatır kayalar geçmişle ilgili. Hayatın izi kalmıştır yüzeylerinde. Devasa kayaların mağaralara yakın yüzüne de eski zamanların kadim hükümdarı, rüzgar ve yağmurun yardımıyla siluetini bırakmıştı. “Bir zamanlar” düş-tüm diyerek.

Güdül, İnönü Mağaraları

Kayaların Soluk Nefesi

         Kirmir çayının kenarında, İnönü mevkiinde uzaktan hayranlıkla seyrettiğimiz mağaralara doğru yürüdük. Mesire alanının kenarında semaverde çayımızı içtikten sonra mağaralara yöneldik. Dağın içini oyarak yapılan mağaralara çıkmak için merdiven ve koruma amaçlı korkuluklar yapılmış. Kirmir çayının zamanla altını oyduğu dağda merdivenlerin bir kısmı açıkta kalmış. Mağaralara ulaştığımda sırtımdan hafif bir ürperti geçti. Tarih öncesi çağlardan beri burası yerleşim bölgesiydi.
Güdül, İnönü Mağaraları resim 1

Mağaraların ilk sahipleri M.Ö. 2000’li yıllarda yaşayan Etiler’di. Daha sonra Frigler (M.Ö.8. yy)  ve Bizanslılar hüküm sürmüş buralarda.  1071’ de Malazgirt Zaferi ile Güdül ve çevresi Anadolu Selçukluları’nın egemenliğine geçmiş. Mağaraların içinde oyularak yapılan merdivenler var. 3-4  kat çıkılıyor. Odalar, kiler ve mutfak olarak kullanılmış bölümler var. Duvarlardaki nişler hala güzelliğini koruyor. Üst taraftaki mağaraların yolu biraz tehlikeli. Odalar birbirine bağlı. Bazılarının duvarlarında hala sıva kalıntıları var. Romalılar Hristiyanlığın yayılması sırasında buraları mesken etmişler. Arkeologlar buranın merkezi bir kilise ve köy topluluğu olduğunu varsayıyorlar. Bazı odaların girişlerinde haç işaretleri var. Yukarıdan baktığınızda Kirmir çayının kıvrak süzülüşü, kanyonun kaya duvarları ve sarı bozkır tablo gibi bir görüntü sunuyor. Ama hiçbir ressamın tuvalinde renklerin bu tonunu bulamayız.
Güdül, İnönü Mağaraları Resim 2

Kaya duvarlar ise farklıydı. Konuşkan değillerdi. Kendi içlerine çekilmişlerdi. Odaları gezerken yüreğimde bir hiçlik uyanıyor. Yaşamın aralıksız hikayesini hissediyorsunuz böyle yerlerde. Suya atılan taşın oluşturduğu halkaların ortasına atılan yeni bir taşın meydana getirdiği halkalar gibi. Sürekli yineleyen bir döngü bu. Ben de sözcüklerimi atıyorum Kirmir Çayı’na. Bir taş gibi düşüyor, yüzeyde hayret dalgacıkları oluşturuyor. Gündüz düşlerim solmaya başlıyor gün akşama kavuşurken.
Güdül, İnönü Mağaraları görselleri

Jack London’nın Ay Vadisi’nde dediği gibi “Günümüzün gürültülü, çırpıntılı yaşantısına, ne yazık ki hemen hemen unutulmuş olan eski günlerden bir soluk getiriyorsunuz.” Yol Arkadaşım Grubu… Doğanın dönüşümüne tanık olduğumuz, tarihin tozlu yollarında gezdiğimiz 13 kilometrelik bu doğa gezisi için ekip lideri Aytekin Gültekin’e ve ekip arkadaşları Dilek Gültekin ile Hakan Aydın’ a teşekkür ederim. Dünya sakin sakin akarken şehre dönüyoruz. Zamanın bekçileri olan bizler için; güneş batmış, ay doğmuş ne fark eder?.. Yeni rotalara…

Demet GÜNGÖR

Sizin İçin Seçtiklerimiz

%d blogcu bunu beğendi: