HAYDAR ÜNAL: GELSEYDİN O GÜN

Haydar Ünal: Gelseydin O Gün

Şahbender Korkmaz

Haydar Ünal, Ankara’da yaşayan şairlerden. Edebiyatçılar Derneği’nin kurucu üyesi ve uzun bir süre Damar Edebiyat dergisi yazı işleri müdürlüğü ve editörlüğü yaptı. Şiirleri ve yazıları Yaba Öykü, Gerçek Sanat, Agora, Karşı, Evrensel, Damar, Edebiyat ve Eleştiri, Varlık, Milliyet Sanat, Cumhuriyet Kitap,Turnalar,
Deliler Teknesi, Sincan İstasyonu vb. dergi ve gazetelerde yer aldı. 1991 yılında basılan ilk şiir kitabı ile Petrol-iş Sendikası Şiir Ödülü’nü aldı. ikinci kitabı Yüzümdeki Nehir 1994, Gelseydin O Gün adlı kitabı 2002’de yayımlandı. Haydar Ünal bu yapıtı ile Sunullah Arısoy Şiir Ödülü ve SES Şiir Ödülü’ne layık görüldü.

Halk şairi bilgeliğinde, halk kültüründen beslenen bir şiir tavrıi var Haydar Ünal’ın. Yüksek sesle okunabilecek, lirik şiirlerler yazıyor. İlk şiirlerinde halk şiirinin biçim özellikleri değil de içeriksel kardeşliği dikkat çekiyor. Kısa ve kesintili bir yol arkadaşlığı. Bir ressamın arada bir attığı coşkulu fırça darbeleri gibi. Pastoral dokunuşlar bunlar. Biraz Karacoğlan, biraz Necatigil, biraz da Adnan Yücel şiirinin tatları var. Ünal’ın ilk kitabı Sığmadım’daki 24 şiirinden biri “Murdım Olsun”:

“Eğilir uzak tepelere doğru güneş
Uzar gölgeler
Zaman akar aşk ile ferman ortasında
Doldurur yaşamın biryerlerini gizli gizli
Çocuk ömrüm
Binlerce kandil tutuşturarak içimde
Dağların öfkesini
Kır çiçeklerinin rengini alır”

Haydar Ünal’ın şiirinde, bu gün çok özlediğimiz ve kimilerinin taşralılıkla karıştırdığı coşkuyla söylenmiş doğa sevgisine sıkça rastlıyoruz. Yoğun imgelerden arındırılıp sadeleştirilmiş bir şiir. Ancak, güneş ile rüzgarın, dağ ile insanın, bulut ile gölgelerin buluştuğu yerde çağrışımlar ne kadar zengin olursa olsun, kısıtlı sözcüklerle yazılmış hissinden kurtulmak zor.

“Ah yıldızlara sözüm geçse de
Gelip usulca konuverseler omuzlarına”

İkinci kitap “Yüzümdeki Nehir” bireyin duygusal devinimleri yanında felsefi arayışlarına, açmazlarına da yer veren 14 şiirden oluşmakta. Her iki kitapta da toplumsal duyarlılık, toplumcu yaklaşım sadece biçimsel düzeyde varlık gösteriyor.

Haydar Ünal’ın üçüncü ve son kitabı “Gelseydin O Gün” ise içerik ve biçim olarak, ihtiyatlı bir değişime uğramış şiirlerden oluşuyor. Bu kitapla birlikte Haydar Ünal’ın şiirinde Pir Sultan Abdal’ın sesini duyuyoruz. Gelseydin O Gün, önceki iki kitabından tam olarak kopmuyor, yaşamdan olanı doğal bir lirizmle ve gerçek olanla birleştiriyor.

Bir umudun sesine yaslanıp gittiğimdi
Kızılırmak
Usul dalgalarla okşuyordu kıyılarını
Armağan edilmiş bir gülüştü
Pir Sultan sesli
Sana getirecektim
Dingin akşamlarda
Avuçlarına bırakacaktım

Gelseydin O Gün’le beraber Haydar Ünal şiiri hem kentlileşiyor, hem modern şiirin kulvarına giriyor. “Güzel söyleme” ve tekniği kotarılmış bireyci dil yerine toplumcu kaygılar öne çıkıyor. İşte tam da yukarıda sözünü ettiğimiz şairlere ait şiir dilinin tadını almaya başlıyoruz. Postacı şiirinden:

Çantasında neleri taşıdığını bilir mi postacı
Bir kenti ayaklarına dolayarak
Her sabah yeniden başlamanın
Soğuk kıvranışları içinde
Bekleyiş adında kapıları çalarak
Neleri getirdiğini nereden bilir

Doğrularla yanlışları
Tek kalemde toplayan
Sürekli bir ben taşıdığını
Artık olduğum gibi olmadığım
Yitirdiğim kağıt parçasında
Notlarımı günlerce düşündüğüm
Yürüdüğüm yolun
İçtiğim suyun
Gökyüzünün
Üstüme üstüme geldiğini nereden bilir

İnsanlığın gelişmesiyle koşut bir gelişmeyi şiirde de görmek lazım. Şair, şiirle politika arasında bir denge kurmalı. Şiirinin poetik bağımsızlığını yitirmeden, politik olanla temas etmesine de izin vermelidir. Haydar Ünal’ın şiirinde gerçeğin doğal ve kaçınılmaz güzelliğinin resmedilişini görmek mümkün. Yüzümdeki Nehir’den Postacı’ya kadar geçen yolculuğun bitmediğine inanıyorum.