“HEP O ŞARKI”

AYDOĞAN YAVAŞLI
AYDOĞAN YAVAŞLI

Sombahar’ın sayısı gittikçe azalan okurları az sonra değineceğim “sorun”lar için “Yine aynı mesele!” deyip bıkkınlık lafları edeceklerdir ama gelin görün ki “aynı mesele” sürüp gittikçe yaptığımız işin niteliği sürekli irtifa yitiriyor. Efendim, “mesele” şu ki, edebi sanatlarla ister okur ve ister yazar olarak “yakinen ilgilenen”lerin sayısı geçen her gün artış gösterirken aynı artışı nitelikte göremememiz…

Birkaç gün önce twitter’da rastladım. Genç kadın yazarımız şöyle diyor: “Bir röportaj için fotoğrafımı istediler. Gönderdim. ‘Yazı yazarken ya da kitaplık önünde yok mu, daha uygun olurdu’ dedi röportajı yapan arkadaş. Yani yazarken fotoğrafımı çektirmek hiç aklıma gelmedi, dedim. Bu arada o arkadaşın kim olduğunu hatırlamıyorum ama bu foto onun için.”

Başka bir twitinde, elinde bira şişesiyle görülüyor. Fotoğrafının üstünde yazan “Bunu tutuyorum çünkü elimde şu an” cümlesini geçiyorum; gençliğine, toyluğuna, hatta çocukluğuna veriyorum. Durun, hemen diklenmeyin. Yazar olma katına erişmiş herkes genç, toy, hatta çocuksu olabilir, ancak yine yazar olma katına erişmişler kamuya açık paylaşımlarında daha dikkatli bir dil kullanmalılar, desem çok mu ahlakçı olurum?

Hadi bunu geçtim, ama yazdığı kitapla -ki bir hafta arayla ikinci basımını yapmış, öyle diyor- ilgili olarak kendisiyle söyleşi yapacak olan o her kimseden talimat almasına ne demeli? Okuduğumda ister istemez “N’oluyoruz yahu!” dedim kendi kendime. Sonra belleğimi taradım ve ilginç bir anımı buldum. Müsaadenizle anlatayım: Şöyle böyle on yıl olmuştur. Onlarca kitabımı yayımlamış olan Bulut Yayınları sahibi M. Aksoy aradı. “Hocam, filan okula gitmeden önce Marmara Üniversitesi Kolejine uğrayıp kütüphaneci Filiz İleri’nin bir acı kahvesini içer miyiz?” Kabul ettim. Ardından yeni bir teklif geldi: Öğrencilerle küçük bir söyleşi ve imza yapabilir miyiz? Ona da kabul, tamam. Fakat küçük bir ricası var Bayan İleri’nin. Nedir? “Yazarımız, yapacağı konuşmanın kısa bir demosunu gönderebilir mi acaba?”

Yanıtı benden önce yayıncım vermiş: “Böyle saçmalık olmaz!” Durum bana yansıtılınca benim yanıtım şöyle oldu: “Söyleyin o sansürcüye, yazarımız ağzından alev fışkırtıyor, yan ve düz parende atıyor, goril taklidi yapıyor filan!”

Şimdi hal böyle olunca ben o güzel ve genç kadın yazarımızın yerinde olsaydım… Ah bir olsaydım! Bir olsaydım… “İsterseniz size banyodan yeni çıkmış halimde çektirdiğim bir fotoğrafımı göndereyim ha, ne dersiniz?” derdim. “Ya da sevdiğim insanla bir kitaplığın önünde birbirimizin gözlerine şehvetle bakarken çektirdiğimizi…”

Twitter’a koyduğu fotoğraflarından ve yazdıklarından anladığım kadarıyla güzelliğinin de farkında olan genç ve başarılı kadın yazarımız tabii ki düzeyini koruyacaktır; benimki ironi, o kadar. Ama aramızdaki yaş farkına sığınarak belirtmeliyim ki, bir yazarı yazar kılan hiç kuşkusuz yazdıklarıdır. Vücut ya da yüz güzelliği değil. Zaten kendisine örnek aldığı Vusat O’Bener de öykülerindeki derinlikle bilinir; öyle yakışıklı filan değildir.

Çünkü yazarlar ve şairler tanınmaktan çok bilinmeyi önemserler. Önemsemeliler!

Aydoğan Yavaşlı
Latest posts by Aydoğan Yavaşlı (see all)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.