Kızılcahamam Kaletepe Doğa Yürüyüşü

“mutluluk bir çimendir bastığın yerde biter
yalnızlık gittiğin yoldan gelir”
Oktay Rifat

Herkesin içinde sessiz bir dağ vardır. Zirvelerine bulut kümeleri takılır, kalır. Yağmur, sel ve ırmak olur akar yamaçlarından. Olağanüstü çıkışlarla bakışları üzerine çeker, dağ. Viollet-le-Duc bir yazısında “Doğa konuşacak, dile gelebilecek olsa neler söylerdi kim bilir bize.” , der. Doğayı tanımak için ona gitmek gerekir. “Küçük yeryüzü işlerinden “ vakit ayırabilirseniz suyun ve toprağın bütün kıvrımlarına yerleşmiş zamanı ölçebilirsiniz.

“Önümde ne kaldı ki
Hadi dağ, hadi ova
Ben diyeyim on bin köy
Sen de yirmi bin
Bir gecelik yolum var…”
( Azsama/ F.H. Dağlarca)

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Ankara’dan doğaya yolculuk başlamıştır. Alaca karanlığın ortasında gri gölgeler… Şehrin ıssız sokaklarını, bulvarlarını, ışıklı tabelalarını geride bırakıyoruz…

Kızılcahamam’ı geçtikten sonra Çerkeş yoluna girdik. Yükselmeye başladık. Hava sisliydi. Yükseldikçe sis bulutunun üzerine çıkıyorduk. Manzara neredeyse hipnotize etti beni. 1530 rakımdaki Eğerli Başköy’de araçlardan indik. Grup lideri mevkii, yürüyüş düzeni ve bölge hakkında bilgi verdi. Daha önceden Kaletepe fotoğraflarına bakarken heyecanlanmıştım zaten. Çeşme başındaki nefes molasında Parmak Kaya’yı görünce içimdeki coşku daha da arttı. Sanki soru sormak için kaldırılmış bir parmak…

Eğerli Başköy bu bölgedeki köylerden biri. Ankara Savaşı sırasında Yıldırım Beyazıt’ın süvarileri buraya geldiğinde atlarında eyer olanlar Kuzören, Başköy, Alveren ve Dereköy’e yerleşmişler. Bu köyler Eğerli ön adını almışlar. Atlarında semer olanlar ise Semer köye yerleşmişler. Osmanlı Devleti zamanında Kızılcahamam ve Çamlıdere’nin ilçelerini içine alan bölgeye Yabanabad denirmiş. Anadolu beyliklerinden Candaroğulları Beyliği’nin sınırları içindeki Yabanabad, Osmanlılar ve diğer beyliklerle irtibat noktasıymış. Aynı zamanda eğitim ve kültür merkeziymiş.  Yabanabad, Ankara’nın kuzeyinde bir ilçeymiş. Doğudan ve kuzeyden Kastamonu vilayeti, batıdan Beypazarı, güneyden Ayaş ve güneydoğudan Çubuk kazaları ile çevriliymiş. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde; 10 gün yaban ovasında gezdiğinden ve burada 100 mamur köy gördüğünden her hafta pazar kurulduğundan bahseder. İdari merkezi ise Demirciören köyü iken, Kızılcahamam’ın  merkezi bir konumda olması, şifalı suları ve ileride daha da gelişebilecek bir yerleşim yer olması nedeniyle 1915 yılında ilçe merkezi olmuş. 1933 yılında da “Yabanabad” ismi “Kızılcahamam” olarak değiştirilmiş.

Parmak Kaya’yı seyrettikten sonra Kaleardına doğru çıkmaya başladık. Eğerli deresinden İnbaşı mağaralarına doğru yay çizerek ilerledik. Buradaki mağaraları bir zamanlar eşkıyalar kullanıyormuş. Volkanik kütle olduğu için kolayca oyulmuş kayalar. Zemin karla kaplıydı. Bölgedeki mevkilerin isimleri varmış. Mahya sırtı, Yapının Doruk, İnbaşı mağaraları, Ilıman bölgesi, Kırlangıç gibi… Başköy kalesinin Rumlardan kaldığı söylentisi var. Zirveye de Yapının Doruk deniyormuş. Rota gittikçe dikleşiyordu. Bodur meşeleri geçtikten sonra ormana girdiğimizde zemindeki kalınlaşmış kar tabakası tırmanışı kolaylaştırdı diyebilirim. Çünkü alttaki zemin taşlık. Grup liderimiz karda iz açtığı için ilerlemek kolay oluyordu. Bazen yan geçişler yapıp bazen de dik çıkıyorduk. Büyük kayaları gördüğümüzde zirveye yaklaştığımızı anladık. Bitki örtüsü de değişmişti. Yol üzerinde iki avcıya rastladık. Tavşan avındaydılar. Avcı köpeği uzun süre bize eşlik etti yol boyunca.

Öğle yemeği olarak getirdiğimiz kumanyaları Kaletepe’ nin zirvesinde yiyecektik. Zirveye vardığımızda manzaranın güzelliği soluğumuzu kesti diyebilirim. 4 km lik dik bir tırmanıştan sonra zirvedeydik. 1530 rakımdan başlayıp 1937 rakıma ulaşmış, 407 metre yükselmiştik. Kayaların üzerine oturup manzarayı seyrederken benzersiz olan bu ana kilitlendim. Kuytu bir köşe bulup dinlenmeden önce bir ağaç dikkatimi çekti. Kurumuş ağacın tepesi bir keçi başı görüntüsü veriyordu. Aklıma Yunan mitolojisindeki Pan geldi. Çetin yamaçların kılavuzu, dikenli çalılara, uçurum otlarına ve kırlara ait olan keçi mitoslara da konu olmuş. Pan, tüm kusurları ile ortada dolaşır çünkü o yabana aittir. Boynuzlu, kuyruklu, sivri kulaklı, vücudu kıllı belden yukarısı insan olan Pan mağaralarda yaşar, bir dağ keçisi gibi dağların doruklarında gezinirmiş. Bir keresinde  de Pitys adlı bir periye sevdalanmış, fakat genç kız ondan kaçmak için kendisini bir çam ağacına dönüştürmüş. Pan, bu olaydan duyduğu üzüntüyle ağaçtan bir dal koparıp onu ölene dek başında taç olarak taşımış. Slav mitolojisinde ise orman ruhları Ljeschieler  yine keçi görünümündedirler. Ljeschieler bir çalının ardına saklanabilecek kadar kısalabilir, dev ağaçlara uzanacak kadar uzayabilirlermiş. Tanrı Thor’un arabasını keçiler çekermiş. Pan çobanların, avcıların, sürülerin, dağların ve pastoral müziğin tanrısıdır Yunan mitolojisinde. Ve Kaletepe’nin zirvesinde bir ağaçta onu buldum. Kentten doğaya açılan insanın serüvenini fısıldıyordu kulağıma.

“Hangi adalardan topladıktı bu taşları/ Bir öğle üstü, girip de Pan kılığına. Hani/ İçimizde o baş dönmesi. Güney bulantısı/ Parmaklarımız bir balık sürüsü kıvraklığında/ Ve ayaklarımız kokulu otlar arasında…” ( Edip Cansever)

Kaletepe’den inişin daha kolay olduğunu söyleyebilirim. Başköy göletine geldiğimizde yarı yarıya buz tutan göletin manzarası ruha dinginlik vericiydi. Buraya Güldürdü göleti de diyorlarmış. Orman içinden çıkıp göletin güzelliğini seyrederek inip araç başında çayımızı içtik. Hem içimiz ısındı, hem de ruhumuz doğaya doydu.

Karın üzerinde alev ayaklarla, sessizliğin ormanına girdik. Yeryüzüne inat en yüksek ve en alçak noktaları keşfe çıktık bu rotada. Düş gücünün ve yüreğin gerçeğini bulmayı umarak… Kızılcahamam bölgesindeki en iyi rotalardan biri olan Kaletepe kalbimizi fethetti. Grup lideri Aytekin Gültekin’e, artçımız Hakan Aydın’a ve tam bir dayanışma örneği gösteren katılımcı arkadaşlara teşekkür ederim. Günün bitiminde John Donne’nin dizelerindeki kıtanın bir parçası olmak için kente dönüş yolu göründü bize.

“Hiç kimse bir ADA/ Kendi başına bir bütün değildir/ Her insan KITA’ nın bir parçası/ BÜTÜN’ ün bir bölüğüdür”  

Demet GÜNGÖR

Sizin İçin Seçtiklerimiz

%d blogcu bunu beğendi: