KOCAGÖZ SÖKE

Eski Söke Resimleri

Yıl 1960-1961 Eğitim ve Öğretim dönemi yani Askeri müdahale olalı beş ay falan olmuştu İlkokul’ a KOCAGÖZOĞLU ilkokulunda başlarken : ilk hali iki katlı ahşap ağırlıklı bir bina olan okulumuzda KOCAGÖZ ailesinin oturmakta olduğu ana yola bakan sekiz mermer basamaklı genişçe dik girişli demir kapılı bahçeli büyükçe binanın arada yol olmasa belki de uzantısı ardiye deposu gibiydi.(1)

Belki arada yol olmadığı zamanda o amaçla kullanılıyordu. Aynı zamanda okulumuzla,aynı sırada az batısında bahçeli kapı girişinde iki büyük palmiyesi ile sizi gölgesine saklayan iki katlı yine ahşap ağırlıklı Adliye binası
,sağ uzantı çıkmasında jandarmanın nöbet tuttuğu kısmi ceza ve tevkif evi ile batısında ara boşluğu dolduran AKBAŞ AHMEDİN VE MUĞLALI ALİ İLE YAKIŞIKLI ARİFİN taksilerinin bulunduğu taksi ve minibüs durağı vardı eskiden karşı çaprazındada AZBAZDARIN akaryakıt istasyonunun oluşmaya başladığı çayın kenarındaki arazi ile SIDIKA HANIM ilkokulunun ve yine karşısında Rahmetli belediye başkanlarından suikaste kurban giden ÖMER KOYUNCUOĞLU’ nun iki katlı evi yürüyüş alanı dâhilinde bir mahaldir.

Bu alan varlıkları ile okulların kardeşliğini yansıttıkları gibi tatlı rekabeti de kendi aralarında kamçılardı gizlice, İleriki sınıflarda arkadaşlarımın ailelerinin isimlerini içeren Ticarethane tabelalarını uzun çarşıda gezerken gördüğümde birbirini tanıyan ailelerin çocukları ile KONAK MAHALLESİ ağırlıklı bir okulda olduğumu daha iyi anlamıştım CANIM ÖĞRETMENİMİZ Rahmetli HÜSEYİN TOPARLAK’ ın öğrencilerindendim.diğer arkadaşlarım gibi. Kimler yoktu ki ELLİ SENE sonra hatırlayabildiklerimden (Bağarası’ ndan ) Şeref Pala, Mehmet Çakal, Bahar Bankı, İbrahim Kabakçı, Gülrenk Küçükoğlu Ali kaptan, Cenap yazıcı Tabii ki bayan arkadaşlarım kızlık soyadları ile hatırlananlardır.

O dönemde bizler okula masa arkadaşlığı ile başladık.dörder kişilik örtülü masalar dı ve herhafta sonu arkadaşlarca yıkanmak ve ütülenmek üzere evlere götürülürdü öğretmen masamızın örtüsüyle birlikte masalarımızın örtüsü pazartesi günü itinayla getirilir yazılırdı getiren arkadaşımızca. Nasıl okula yazıldığımı veya okula kaydımın nasıl yapıldığını şu an hatırlamıyorum babama sorduğumda izin alıp ben yazdırmıştım demişti.,numaram Seksen bir’ di.

Okula başlamadan aile olarak okullu olmuştuk ilk ilkokula gidecek okul çağı gelmiş erkek çocuk ağabey ve ilk torundum. Rahmetli dedem ve ninem A.-Köşk’ ten gelmiş mürüvveti görüp yaşamak için kesilen horozun kanına batırılan parmakla anlıma iz bırakıp dualarla yolcu ederek sırtımı okşamışlar Okula çok yakın Konak mahallesinde kiracısı bulunduğumuz MARANGOZ Y.PANDIR amcanın evinden uğurlamışlardı ailenin büyükleri beni.

Unutamadım mahallemi Yusuf amcamı meslekte yetiştirdiği çırağı–kalfası oğlu rahmetli AHMET ağabeyi bir de bankacı Mehmet ağabeyi ve ablamızı hele mürdüm erikleri veren teyzemizi rahmetler olsun Yusuf amcanın dükkânı kemerli kahvelerin olduğu taş binanın camiye bitişik külliye uzantısında idi.içerlete kalırdı yıkıldı o tarihe tanıklık etmiş mesai bitimi tavla partileriyle serin ve rüzgarını gıranta mezarlığı koyundan alan memur kesiminin canlandırdığı kahveler.Sonraları okulumuzun yanına geldi Pandır amca. Kemik tutkalını öğrendiğim marangozhaneydi.yolumun üstünde idi ve her daim hayırlı işler derdim başımı kapı eşiğinden uzatıp sabah sabah günaydın ı ilave ederek.

Okula henüz daha başlamadan kitap ve defterlerim mavi yağlı kâğıttan kaplanmıştı. sayılı idi. Toplasan tamamı altıyı geçmezdi kırmızı çizgili, Etiketler büyük alındığı için dikine ortadan kesilip yapıştırılmıştı çantada şişkinlik yapan ham bezden dikilmiş ağzı büzük kese hazırdı içinde fasulye ve akasya ağacı dallarının ince uç kısımlarından kırılarak kabuğu taze taze soyulmuş çubuklar vardı. Ne işe yarayacağı ilerleyen aylarda aritmetik dersinde deste ve düzinede ortaya çıkacaktı.

Yeni yeni oluşmakta olan arkadaşlık ve öğrencilik hayatında en dikkat ettiğim beyaz yakalı sol yandan yine beyaz düğmeli siyah renk podye idi. Tebeşir tozuna fazlaca bulaşmamak bir yere takıp yırtmamak gerekiyordu. Çünkü ikincisi yoktu. İlk anda ilk hevesle ailecek düşünülmemişti.

Cepler üst dikiş kenarlarından birçok kez sökülüp yırtıldığında .dikile dikile dikiş tutmadığı evrelere geldiğimizde. annemin tepkisini yinemi diyen bakışlarından anlayacaktım elde dikililiyordu. Dikiş makinesi imkânları zengin olarak nitelendirilen komşularımızda veya mahallemizin terzisinde vardı.

babamla yaz tatillerinde çıktığımız söke pazarı Çarşamba günleri idi. Pazar genelde kasap hali ve fırının oradaki esnafın yoğun olduğu ara sokaklarla ve okul yoluna çıkan caddede kurulur ve camiye uzanan belediye parkına dayanan uzun çarşının köprüye yaklaşan ayaklarında son bulurdu.

O yıllarda sağlıksız plastik poşet torba kolaycılığı filelere galip gelmemişti, balık pazarı kasap halinin içinde olmakla birlikte balıklarda torbaya tepelenmezdi, arzu ettiğiniz balık alınıp temizlendikten sonra boyuna bel kemiğinden ayrılmadan yağda kızartılacak şekilde dilimlere ayrılarak mutlaka çuvaldızla kırnap ipine dizilir ve iki parmağa takılı olarak elde sallaya sallaya ve suyunu akıtarak eve götürülür sadece una bulanıp pişirilmesi kalırdı Tabii ki yanında mutlaka alınan bir bağ boyu bir buçuk karışı bulan taze soğanla yine aynı boyutlardaki kıvırcık marul işin olmazsa olmazıydı.

Bu gibi sofra düzenlemeleri babamın KEŞİF’ e gittiği ve Altı yüz otuz beş kuruş harcırah aldığı haftalarda olurdu ki eli dolu geldiğinde anlaşılırdı aile bireylerince. Babam yine keşfe gitmiş derdik ve sık sık olmasa da çokça gitmesini isterdik babamızın. Çünkü balığın arkası mutlaka sığır etinden köftelik kıyma veya sulu aş pişecek güveçlik etti
Babam Altıyüzelliyedi sayılı kanuna tabi Devlet memuru idi Mübaşirlikten Asliye hukuk mahkemesi Zabıt katipliğin de o tarihlerde görev yapan Ailemizin geçimini tedarik eden yeğane kişiydi. Anne baba ayrılığı yaşamış ailesinin tek çocuğu idi.

O sebeple boşanma ve nafaka davalarında çocuklara çok üzülür Anne- Babaların hatalı düşüncesiz davranışlarının bedelini çocuklara yaşatılmasına kahrolurdu.  Ne de olsa “damdan düşenin halini damdan düşen ve anlayanlardandı.”

Sınıfımızda kutlanan ilk yerli malı haftasını hala hatırlarım. Yerli malı yurdun malı, Herkes onu kullanmalı.kara tahtaya öğretmenimiz tarafından yazılmıştı büyük harflerle.

Evimizde her zaman göremediğimiz meyve çeşitlerinden iki elma iki portakal ve bir avuç kestane ile katıldım zannederim. Götürülen meyvelerde çocuğum mahcup kalmasın diye alınmıştır. kanaatimce
O yıllar evet yerli malı olarak köy ve nahiyelerle ilçelerin uç kesimlerdeki parselasyona henüz uğramamış tarım arazilerinde bahçevanlık diye ifade olunan yerlerde üretilen yiyecekleri içeren ürünlerdi. İthal ürünler ticaret daha gelişmediği için büyük illerde idi. Yerli malı anlamının yozlaşmaya henüz başlamadığı sosyal mahallelerde kapı önlerine akşamüzeri serinliğinde çoluk çocuk oturulan sohbet edilen yıllardı.

Yerli malı ve üretimi ağırdı Yıllar önce Çarşamba pazarı böyleydi. Fiyatlarda makuldü ama şimdileri şimdilik şimdilere girmeyelim…

Çocukluğumuzu sokaklara taşıyarak okuduğumuz ilkokul günlerine hademe teyzenin çaldığı el çanıyla derse girerek devam edelim. Onların hademeliği karı koca olarak paylaşmaları vardı ki çocukların saygı duydukları ailelerden biriydi. Onların da podyeleri vardı. Temiz giyinirlerdi. Teneffüs araları, dinlence ve sigara molasında öğretmen odasına çay kahve servisi yaparlardı ki sevgi-saygı yüklüydüler, örnektiler.

Bir başka idi o dönemin saygı ve sevgileri. Biz talebelerde severdik zili yanlışlıkla erken ve derse girişte geç çaldıklarında. Hele en çok sevdiğimiz resmi bayramlarda sadece toplanma ve dağılmada zil çaldıkları için öpesim gelirdi içimden ellerinden yanaklarından.

O eski iki katlı bahçeye bakan derslikleri ile okulumuzun dördüncü sınıfında üst katta okurken ders anında hissedilir derecede sallandığımızı hatırlamakta olduğum zelzele yaşamış olmamızdı. Öğretmenimizin bizleri kapı kirişinin altına toplama gayretleri biz çocukların korku dolu bağırışları ve yaşanan o gün bizlerin birbirlerine sarılarak öğretmenimizle bir kader-i vücut oluşumuz kader birliği yapmamızdı. Öylesine ki dördüncü sınıftan beşinci sınıfa geçtiğimiz dönemin yaz tatilinde ailemizin almış olduğu ikinci mürüvvet kararında ailemizi onurlandırmış Erkekliğe adım atma olarak nitelenen o olayı yaşayanın bildiği sünnet törenime katılma şerefini bize göstermişti.
İki mümtaz insan o gün sahnede görevlerini yerine getiriyorlardı Sn Metin ÇELİKEZ bu can yakma işinin mimarı idi ki zaman zaman zaman sormadan edemem. Sn ÇELİKEZ belediye başkanı seçilirken oyları sünnete maruz kalanlardan her hal almamıştır ama aileler o anı yaşadıkları için kişiliğine sevgi ve saygı beslediklerinden seçmişlerdir sünnetçi başkanı.

’’yaşanan ortamda tekrar sünnete tabi tutulacak o kadar insanımız var ki sormayın gitsin.’’
Aynı okulda okuma imkânına sahip öğrenciydim ve şanslıydık rahmetli öğretmenimiz Sn HÜSEYİN TOPARLAK’ la başlayıp o muhteremle beşinci sınıf ilkokul bitirme de mülakat sınavlarına girmemizle mezun oluyorduk öğretmenimizle başlamış ve bizleri mezuniyete hazırlamıştı . arkadaşlarımla bu imkânı yakalamış öğrencilerdik.
Söke bende ve ailemizde çok güzel anıları hala barındırmaktadır. İki kız kardeşim elli yedi ve atmış beş olarak söke doğumludur. Jale tepe okulunun soğuk suyundan içip savuca köyünde Harita kıtasının olduğu yıllarda KADANA’ ları görmeye ve okulca piknik yapmaya gitmiş KOCAKELLE’ nin ve ŞARLAK’ ın güzelliklerinden aile dostluklarıyla mevsiminde faydalanmış DUMLUPINAR-KÜLTÜRSPOR-GENÇLİKSPOR gibi taraftarı olan meyan fabrikasının doğusundaki eski sahada nazımları, fuji Mehmetleri, kültür spor kalecisi demirci Ahmetleri, Uçan kaleci uzun çarşılı tuhafiyeci ZEKİYİ, Dumlupınarlı Karabacak’ ı…seyrederek yaşamışlıklarım vardı.

Bisikletle gıranta mezarlığına Pazar günleri çıktığımız anları, çıkışı, çok zahmetli inişi muhteşem ve keyifli olurdu.hele ABELAKİ’ye süzülürken Sazlı köyde muhtar HASAN amcanın oğlu ortaokul sınıf arkadaşım SALİH CEP’ le eski menderes kenarında beraber tuttuğumuz yayın, yılan ve sarıbalıkları… ORTA okul eski binasına bizi kayıt yaptıran rahmetli BAŞKÂTİP MUSTAFA TÜRKÖZ ve 1968’ e kadar ortaokul yıllarını paylaştığımız oğlu kıymetli arkadaşım Tuncay Türköz’ ü Mustafa Gürsoy’u…Ever Darıcıoğlu nu MEHMET Aydın Düztepe yi Mahalle maçları yaptığımız Haydar Kaş’ ı, Mustafa Katiboğlu’ nu, Şerif’ i, Selim’ i, Halil Koyuncu’ yu hala hatırlarım. Yirmi yedi mayıs mahallesindeki Haluk ÖZGEN, hanımeli li bahçesi olan yan komşumuz yedek parçacı Ünal Ağabey ve alafranga yaşamlı hanımı Ablamız,Tala’yı huu Mehmet amcamızı… Kalelerin Mehmet’i…Sezerlerden emine ve selmaları okulların tatil olması ile tavuklu veya etli pilav hayırlarının başladığı, elimizde kaşıklarla kısa pantolonlarla arkadaş evlerine koşuşturduğumuz Çelik çomak –uzun eşek-dokuz kiremit oynadığımız günleri, sevgileri özler dudaklarımı büzer başımı sallarım…

… Resmen karnı acıkan mahallemiz çocuklarının aileden biri gibi yoğurt sürülüp üzerine kırmızı biber ekilmiş açlık giderici istekleri yadırganmaz,beğeni görmezse üzerine toz şeker ekilsin istekleri geri çevrilmez. İstekler yerine getirilir di hatta koruk suyu şerbeti veya vişne suyu varsa o da bir bardak olarak ikram olunur sırt terlemişse havlu konur terleme önlenirdi. O havlu mutlaka akşama ertesi güne yıkanmış olarak iade olunurdu. Mutlaka
ANNELERİMİZ çoktu annelerimizin de EVLATLARI…daha düz ifadesi çok kapılı mahalle çocuklarıydık.
Eşraftan Eyüp Hilmi FIRAT’ ın ve kızlarının henüz evleri yoktu.o bölgede Köşe başındaki çok katlı TAŞ bina yöresinden getirilmiş TAŞ ustalarınca taşlar kaşağı biçimli geniş ağızlı sortada sapa doğrundaralan tırnaklı metal el aletleriyle yontulup işlenerek DEVLET hastanesinin karşısında inşa olunuyordu. Köşe başındaki çok katlının yanında doğusuna bakan ana yol kenarına aynı teknik uygulanarak daha çabuk yapılacak ikişer katlılar oluşmaya başlamıştı.

Yapılmakta olan bu evlerin o zamanda kuzeyi ve güneyi boş arazilerdi. Güneydeki boş alan hastane ile yüksek duvarlarla etrafı çevrilmiş pamuk çırçır fabrikası arasında kalan tek tük incir ağaçlarının bulunduğu alandı.
Bir ders yılına yakın sürdü inşaatlar zaman zaman bu bina bitmeyecek galiba hissi veriyordu.çocukca bana” Meğerse ağır bir misafir ağırlanacağı içinmiş “ince eleyip sık dokunması, O günkü koşulların ötesinde ileriye dönük kullanımlı yapı oluşturulması zaman almıştı. İnşaatlar bitmişti taş artıkları ve kırıklar boş alanda inşaatın bitmesine ve kimsenin çalışmamamasına ragmen uzunca bir süre kalmış veya bana öyle gelmiş dikkatimi çekmişti zaman geçtikce ilgim zayıfladı dikkat etmez oldum. Kim temizledi? Nasıl temizlendi? Bilemiyorum!

Çok katlı taş binada birkaç gündür Dikkati çeken, olağandışı hareketlilik vardı. kiracısı olduğumuz evimizle çok katlı taş bina arası kuş uçuşu yüz elli metreyi bulmazdı. Çaprazlamasına bakıldığında sabahtan daha da artmıştı. Çiçekler sulanıyor, iş önlüklü bayan bahçe duvarı taşlarının üzerinde hortumla su gezdiriyordu.
Öğle sonrası kuyruklu bir makam arabası ve arabanın hemen yanında sökenin o zaman iki adet olan şavrole polis arabasının bir tanesi trafik polisi destekli yanaştı yolun ortasına.
Kapı sivil makam şoförünce açılarak misafirlerin inmesine imkân sağlanıyordu. Uzun boylu bir adam kasketsiz bir şekilde beyazımsı saçlarıyla fötr şapkası ile inen yazlık kıyafetli orta boylu adama hürmetle yaklaşarak saygıda kusur etmemek için gayret sarf ediyordu eğilerek, ellerine sarılmıştı gelenin.
Erzincan eşrafından 1903 Söke doğumlu Eyüp Hilmi FIRAT Ege bölgesine hâkim toprak ağalarından sıralamada önde yer alan muhterem hayırsever zattı.

Babası Erzincan İli Ilıç kazası Örek köyünde doğan ve Söke’ye yerleşen Halil Paşa ve annesi Kuşadalı Seyda Hanımdır. İlkokulu Söke’de,orta öğrenimini Aydın Sultanisinde ve İstanbul vaniköyde yapmıştır
Muhterem İsmet İNÖNÜ ve sn eşleri Mevhibe Hanım’ ı karşılayarak buyur ve misafir ediyordu.dostlarını Bunca çaba harcanmış taş evde O gece misafir olarak kaldı İNÖNÜ AİLESİ kalınan odanın eşyalarının ve yemek takımlarının kullanım sonrası kaldırılarak bilahere sergilendikleri ifade edilmiştir.

Polis arabası gece boyu sabaha kadar devlet hastanesinin önüne TAŞ binanın karşısına park etti nöbette kalmak üzere.izlemekten yorulmuş ve ara vermiştim bahçedeki tavukların yanına gittim .
Öğleye doğru döndüğümde misafirler gitmiş polis arabası yerinde görünmüyor telaş atlatılmış hareketlilik yerini hareketsizliğe sevk etmişti.

Uzun boylu adam ayağında İngiliz kilodu bilekten baldıra düğmeli pantolonuyla başında kasketi beyaz şaçlarını şakaklardan gösterir şekilde hafif sağa yatırılmış gök mavisi şavrole pikap arabasına biniyor, anayolu takiben bir AĞA olarak eski adı KEMER olan sazlı köydeki pamuk tarlaları ve un fabrikasına gidiyordu her hal… ömrünü Söke’de çiftçilik yaparak geçirmiştir.(1932 yılında Kocagözoğlu Şükrü Bey’in Kızı Felekşan hanım’la ve bu evlilikten 4 çoçuğu vardır. 6 Kasım 1983 yılında vefat etmiştir.)
Bu Ülkenin kaderini süreli yaşamda ellerinde tutanlar ne kadar büyüktürler. Kaderi yaşayanlar : evine aş gayretinde olanlar aza kanaat getirip yetinenler çoğu bulamayacaklarını bilirler nedense siyaset nerde ise yeşerir yeşertilir aslında.Yeşeren siyasetin ta kendisidir.kişilerce.
Süleyman Demirel ve eşi Nazmiye Hanım da o taş binanın önünden çok değil atmış beşli yıllarda geçip gitmişlerdi kent içinden geçerek Adalet partili belediye başkanı ÖMER KOYUCUOĞLU’ nun evinin önünden Kuşadası istikametine.
Akıllı yatırımlarla yetecekleri yetirenler geriye kalanı o günlerde devlet memurlarına beşer veya onar kiloluk un çuvallarıyla hayrını hasenatını yaparlardı bize de nasip olmuştur. günümüzde sosyal binalar ve hayır kurumlarıyla ve devasa şirketlerle ayaktadırlar hatırlanmaktadırlar yaptıklarıyla. Kalıcı eserleriyle…
Babasının adına Ilıçta bir hastahane, Sazlıköyde bir İlkokul, Söke’de bir cami ve annesinin hatırasına Ilıçta bir Lise, Sazlıköy’de Hacı Halil paşa Camiini, Sazlıköy Hacı Halil Paşa İlkokolunu ve Söke’de Seyda Fırat İlkokulunu yaptırmıştır. Baba evini Söke Halk Eğitim Merkezi ve kendisine ait bir evi’de Yaşlılar Huzurevi olarak bağışlamıştır. 1948 yılında Söke Eski devlet hastanesini yaptırmış ,1965 Hacı Halil Paşa Halk Kütüphanesini binasını bağışlamıştır.
1983 yılı Kasım ayında vefatı ile çok sevdiği eski adı kemer olan Sazlıköy’deki aile mezarlığında toprağa verilmiştir.

SÖKE bambaşka güzellikleri ve özellikleri ile maruftur. Çok adetli, gelenekli, zengin çeşitlilik ve kültürde bir toplumdu. Yaşama benim ortak olduğum yerleşikliğimde. Kemalpaşa Mahallesi, çınar altı kahvesinin üst tarafındaki sokaktan uzun çarşıya yazları çalıştığım tuhafiyeci zeki ve Hamdi ağabeylerimin anneciğinin yapmış olduğu kıymalı bamye, yumurtalı patates kızartmasını taşımak bana zor ve yorucu gelmezdi. Kızartma olursa çok daha zevkle taşırdım kalaylanmış üç gözlü bakır genişcene sefer tasını. Taşırken çoğu zaman kısa pantolonlu baldırıma vurur taşırırdım kabın dışına kuru fasulye ve sulu yemeklerin suyunu yolda bir gazete kâğıdı parçası aramaya koyulurdum kabın taşanlarını silmek için mekana varıldığında görevini yapmış yemeği hak etmiş bir insan edası ile karşı köşedeki fırından alınacak çıtır çıtır ekmekle yenen yemekte ki doyum açgözlüce yan tarafta sadece öğleyin köfte yapan köftecinin tahrikkar kokularını bastırırdı.

Bu dönemler memurlara kuponlu tasarruf bonosu senetleri verilir Memurlar da alışverişlerinde ticari olarak kullanırlardı. KuponlarıR çoğu kez sürenin dolmasını beklerlerdi ihtiyaçlar elzem se beklemezler parasal olarak kullanamazlardı ayni olarak mal alır ihtiyaçlarını giderirlerdi.
Ben unutmadım hatta eşime çocuklarıma da öğrettim bilfiil atmış sekiz yılına kadarki yerleşik yaşamımı SÖKE’ de ondan sonraki evreler yetmiş altı sonrası AKBÜK KIRIKİÇİ yaz seyahatlerinde yazlıkçılığa henüz başlamadığımız çadır evrelerinde çocukluğumda kısa pantolonla gördüğüm yerlerden kopmadım aileyi de alıştırdım keçiboynuzu ağaçlarının altına hafta sonu çadır kurup toplamayı. Hala saklarız yazlık sahibi olduktan sonra da o mazi çıkını çadırımızı.
Elli’ li yaşları çoktan devirmiştir sağ arkadaşlarımız Rahmetli başkatip Mustafa amcanın tuncayı sagmıdır bilemem .aliminyum karasör tenteli Austin iki kapılı binek hususi Araba kimsede yoktu TÜRKÖZ lerin dışın da bafa gölüne giderken uğradığımız DALYAN dan kefal balığımız alınır inilirdi akaryakıt istasyonunun ve restoranın olduğu kıyıya masa dört kişilik kurulsada iki kişi ağırlıklıdır. Biz iki çocuk olta atardık göle bilerek bilmeyerek iğnede çıkardı ummaığımız büyüklükde yılan balıkları korkar çıkaramazdık iğneyi ağızdan restoranın aşçısı amcaya koşardık hallederdi çabucak sol eliyle toprağa bulayarak kaydırmamak için sıkıca tuttuğu yılan balığının başını
Bir karış dışarıda bırakır bir şekilde sağ elle indirirdi satırı ancak kendi yöntemiyle çözümler ve iğneyi çıkarırdı Osman amca. Dönüşümüz de keyf verirdi biz arkada babalarımız ön de hafif çakırkeyf söylenen hastane önünde incir agacı aman ormancı bodrum hakimi türküleriyle sarıkemer ovasından süzülürken yolda traktörleden başka aracın olmadığı sökeye arac tuncayın yardımıyla evin girişindeki üstü açık garaja parkedilir Mustafa amca yatırılır mutavazi hanfendi eşinden müsaade istenirdi ertesi gün pazartesi mesai var bir yetmişlik telef olmasın diye tüketilmiş ve yatarak istirahat zamanı gelmiştir. Artık. yarım asra kısmen de değinmek beni o yaşadığımız hala bırakamadığımız Söke’ ye götürmüş tatlı bir gezinti yaptırmıştır. Biz onu bırakmayacağız o bizi bırakmadıkça…
Hatırlayamadığımız isimlerdir, alınmasınlar hatırladıklarımızı yaşadıklarımıza hatırlayamadığımız anılara saysınlar.
Eniyi dileklerimle.
Sürçü lisana affola saygı dolu selamlarla sağlıkla kalın DOSTÇA kalın…

-(1) “Kocagözoğlu İlkokulu,Merhum Kocagözoğlu Ahmet kızı Sıdıka KESKİNOĞLU tarafından yaptırılmıştır. Arsa, bina ve içinin malzemesi ile bahçe duvarları bedellerini SIDIKA Hanım ödemiştir. 4 Temmuz 1953 ‘te binanın temeli atılmış, 16 Kasım 1953’te açılışı yapılarak 23 Kasım 1953 Pazartesi günü eğitim-öğretime başlamıştır

Turgay YÜKSEL

Sizin İçin Seçtiklerimiz

Yazar Hakkında: Sombahar

7 Comments

  1. [Mahalle maçları yaptığımız Haydar Kaş’ ı, Mustafa Katiboğlu’ nu, Şerif’ i, Selim’ i, Halil Koyuncu’ yu hala hatırlarım.]

    Yazdığınız cümlede adı geçen Selim’in soyadı nedir?

  2. Elli yıl öncesini anımsamak ve anımsıyacak bir dostumuza ulaşabilmek güzel bir olgu.
    Dostumuzdan hatırlıyabildiğim.: BEKİR bey adında dedesi ve AYNI MUHTEREM ada sahip bir oğlan kardeşinin varlığıydı eski adı 27 mayıs mahallesi olan mahallede DEVLET hastanesine yakın bir bahçeli evde oturmaları idi. Ayrıca o zamanlar bizim büyüğümüz olan ve İZMİR’de tahsil
    yapan ÜMİT abi olarak bildiğimiz DAYI ları vardı
    Yaşamakta olanlara sağlık,VEFAT eden dostlara RAHMET diliyor. ilginiz için ayrıca teşekkürlerimi iletiyorum
    saygı ve sevgilerimle.

  3. Sn. Hüseyin Toparlak, 4 Ocak 2011 günü vefat etmiştir.

    Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.

  4. Sevgili iki büyüğümü aynı ay ve hafta içindeki kaybını dörtgün ara ile sn. MERTCAN’ın bilgilendirmesi ile,öğrenmiş olmanın kederini yaşıyorum.
    Sayın TOPARLAK ailesinin fertlerine taziyelerimi
    iletirken Acımızı paylaşma erkini gösteren dostlarımız’a YÜKSEL ailesi olarak şükranlarımı ve sağlık dileklerimi arzederim..

  5. Abdülkadir Güler
    29 Mayıs 2012 – 14:08

    Bir soru: Söke Kocagözoğlu ilköğretim Okulu Marşı ne zaman ve kim tarafından yazılmış ve kimin tarafından bestelenmiştir?

    Sevgili Sayın Öğretmenim :
    Öncelikle geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
    Anımı müşterekleştirdiğiniz için ayrıca saygılarımı sunuyorum.
    Sevgili sayın Üstadım Ergün VEREN’in (Şair,Araştırmacı Yazar )posta iletisiyle sorunuza dönebildim ve Araştırmam neticesinde karşıma sorunun muhatabı ve ”Anılarda kalan bir okul marşı”nı 24 ARALLIK 1988 Tarihinde bizzat yazdığı-
    za tanık oldum,hatta sayeniz de bestecisinin de yine okumuş olduğum okulun
    Söke Lisesi müzik öğretmeni kıymetli arkadaşınız Özer AYDOĞAN öğretmenimiz olduğunu KAYNAK olarak sizden öğrenmiş bulunuyorum.
    Bu sebeple bilginin paylaştılkca goncalaştığına sordukça ve sorguladıkça
    olgunlaştığına bir kez daha tanıklaşmış bulunmaktan onur duyuyorum
    YÜCE Sevgi ve de Saygılarımla ÖĞRETMENLERİME Sağlıklı uzun ömür
    diliyor, ilginiz den dolayı Ellerinizden öpüyorum.

Comments are closed.

%d blogcu bunu beğendi: