KÖRÜN İSTEDİĞİ BİR GÖZ

Şu salgın günleri en çok benim işime yaradı galiba. Okumayı ertelediğim bir yığın kitap vardı. Zırt oraya zırt buraya koşturmaktan elimin bir türlü ermediği kitapları nihayet okuyabilme olanağım oldu. Arka odaya kaçıp divana uzandım, bir bu yana döndüm okudum, bir öteki tarafa döndüm okudum. Arada bir kalkıp evin içinde volta attım. Oooh, körün istediği bir göz…

Saramago’dan okumadığım kaldı mı? Kaldıysa da sayısı 1’i 2’yi geçmez. Çatıdaki Pencere ile Bütün İsimler’i sona saklamıştım; okuyup bitirdim. Ardından A. Maalouf’tan Doğunun Limanları’nı okudum. Derken T. Doğan’ın Nefaset Lokantası adlı romanına geçtim. Ben, sizi bilmem ama romanının omurgasından kopup malumatfuruşluk eden yazarlara tahammül edemiyorum. T. Doğan, romanının ortalarında bir yerde “zaman” kavramı üzerine bir öyle bir böyle iri laflarla felsefe yapmaya kalkınca… Bıraktım evet. Şimdi Norveç bir yazarın (Dag Solstad) romanı var elimde: Mahcubiyet ve Haysiyet. Birkaç güne kalmaz bitiririm. Ardından Lise Öğretmeni Pedersen’in… kitabını okuyacağım. Haa, unutmadan: Murat Uyurkulak’ın Delibo’sunu da okudum, o hafiften külhani üslubu hoşuma gitti.

Daha önce başka dergilerde de yazmıştım: Ben, yazmaktan çok okumayı önemseyen biriyim. Okumaktan aldığım tadı başka hiçbir yazınsal etkinlikten alamam. Fakat inan Çetin gibi lafı gereksiz yere uzatan, konudan uzak yerlerde boş koşu yapan (İçimizdeki Şato adlı kitabını kastediyorum) yazarları bir daha okuyabileceğimi sanmıyorum. Boris Pasternak’ın İnsanlar ve Haller’iyle Faruk Duman’ın Köpekler İçin Gece Müziği’ni salgının ilk günlerinde okumuştum. Murat Yalçın’ın Kesik Hava’sını yarılamış, orada bırakmışım. Beğendim mi, beğenmedim mi, hatırlamıyorum. Zaman bulup dönmem gerek.

Geçende kitap dostu bir arkadaşım mealen şöyle dedi: “Canım okumak istediğinde elim kitaplığımdaki ustalara gidiyor, yenilere henüz güvenemiyorum.” Bana sorarsanız, yenilere de fırsat tanımak gerek, çünkü içlerinde gerçekten de yetenekli genç yazarlar olabiliyor. Sözgelimi ben bir zamanlar B. Nihan Eren’in Yavaş’ını hayranlıkla okumuştum. Eren’e belki birkaç kişi daha ekleyebilirim. Fakat kitapsever dostum tamamen haksız değil. Hâlâ “-de”, “ki” eklerinin yazılışından bîhaber o kadar çok ‘yazar’ var ki, onlara bir türlü tahammül edemiyorum.

Kitap fuarlarında bana imzalı kitaplarını vermeye çalışanları geri çeviriyorum artık. “Vermeyin” diyorum, “okumam gereken o kadar kitap var ki, size sıra gelinceye kadar yüzyıl geçer.” 65 yıllık ömrüm bana şunu öğretti: Bedava kitap okunmuyor. İnsanlar, para verip aldığı kitabı okuyor. Birçokları beş para etmez ‘kişisel gelişim’ kitaplarına dünyanın parasını veriyor ama senden benden avanta bekliyor. Çok tuhaf, çok!

AYDOĞAN YAVAŞLI

2 Comments

  1. Harika bir yazı olmuş. Herkes iyiye iyi diyor. Sevmediğini ve beğenmediğini söyleyene hiç rastlamamıştım.

Comments are closed.