Nallıhan Kuş Cenneti- Çayırhan- juliopolis Antik Kenti

Ankara’dan Çayırhan 127 km’dir. Beypazarı’ndan sadece 25 km sonra Çayırhan Termik santrali bütün ürkütücülüğüyle karşımıza çıktı. Ama bizim kullandığımız elektriğin bir kısmı da oradan gelir! Bu ucube santrali geçip şehir merkezine girerseniz çabucak göl kenarına gelirsiniz. Buraya “Ankara’nın denizi” deniliyormuş. Gezi ile ilgili yaptığım ön araştırmalardan sonra, son derece hazırlıklı gittiğimi düşünüyordum. Bölgenin fotoğraflarını incelemiştim. Özellikle bölgedeki jeolojik yapı ilgimi çekmişti. Rehberimiz, o yapıların üzerinde yürüyeceğimizi ve yüzeyin çok farklı olduğunu söyledi. Baktığım fotoğraflarda, yüzeyin görünümü bilim kurgu filmlerde gördüğümüz başka bir gezegen tanımına uyuyordu.

İlk durağımız Nallıhan Kuş Cenneti’ydi. Burası 1994 yılında koruma altına alınmış.168′ den fazla kuş türü yaşıyormuş. Soyu tükenmekte olan Kara Leylek Davutoğlan‘nın üreme ortamı ve göçmen kuşların uğrak yeriymiş.

Sonra otobüse binip uzaktan gördüğümüz o jeolojik oluşumların olduğu bölgeye doğru hareket ettik.Yürüyüş için hazırlıklarımızı yaptık.Bu jeolojik yapı açık bir laboratuar niteliğinde.Sarı, kahve ve kırmızı tabakaların üst üste gelmesi ile görsel şölen yaşatıyor izleyenlere.Yüzey uzaktan sert bir oluşum gibi duruyor. Üzerinde yürümeye başladığımızda , o sert görünen yapı bizi yumuşacık yüzüyle karşıladı. Aslında her zaman, hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Yumuşacık , kaygan bir yüzey… Killi, çamurumsu bir yapı…. Bir süre yürüdükten sonra artık başka bir gezegendeydik. O tepeleri koşarak çıkmaya, inmeye başladım. Sanki zaman kavramı da yitip gitmişti. İnip çıkmakta zorlandığımız,yuvarlandığımız yerlerde oldu. O “Kirlenmek güzeldir ” in tadını çıkardım. Kendimi farklı bir evrende, bir başıma kalmış gibi hissettim. O jeolojik oluşumların görkemi ürpertmiyor da değil hani … O yapıların üzerinde yürürken kaybettiğim zaman kavramıyla ( 4,5 milyar yaşında olan yaşlı dünyamızda)

nallihan_kus_cenneti2
3 milyonluk yaşıyla genç olan bu oluşumların üzerinde tamamen kayboldu.
Bir jeoloji mühendisi dostum daha sonra o bölgeyi basitçe ve özetle şöyle anlattı.”Bölgedeki yükseltilerin en alt kısmını, Paleozoyik yaşlı (280-570 milyon yıl) metamorfik kayaçlar oluşturur (metamorfizma, kayaçların yeni bir ortamda, değişik fiziksel ve kimyasal şartlar altında uğradıkları katı haldeki mineralojik ve yapısal değişikliğe denir) Bunlar yeşil, gri ve kahverengi renklerdedir. Bu renkler de kayacın kimyasal ve mineralojik içeriğine bağlı olarak değişiklik gösterir.

nallihan_kus_cenneti3

Bu metamorfik kayaçların üzerine ise Jura-Kretase yaşlı (100-200 milyon yıl) kumtaşı, kalker ve marnlar (killi kireçtaşı) gelir. Bu kayaçlar, yukarıda bahsettiğimiz ve bölgenin en yaşlı kısmı oluşturan metamorfik kayaçlardan, oluşum ve içerik olarak tamamen farklıdır. Bunlar sedimanter kayaçlardır (Yeryüzüne etkili fiziksel ve kimyasal koşullar altında ilksel kayacın aşınıp, taşınıp, birikmesi ve sertleşerek tekrar bir kayaç oluşturması olayına sedimantasyon, bu oluşan kayaca da sedimanter (tortul) kayaç denir.)
Bahsettiğimiz bu metamorfik ve sedimanter kayaçlar, jeolojik süreçler boyunca, orojenez, yani dağ oluşum sürecine de maruz kaldıkları için, dağ ve tepeler şeklinde gözlenmektedir.

Daha üste ise, Paleosen yaşlı (65 milyon yıl) konglomera, kumtaşı ve kil içeren kırmızı renkli jeolojik birimler gelmektedir. Tüm bu birimler karasal oluşumlu iken, Paleosen yaşlı bu kırmızı birim üzerine gelen Eosen denizi (55 milyon yıl), farklı renk ve özelliklere sahip konglomera, kumtaşı, kil ve kalkerlerin oluşumuna neden olmuştur.
Eosen biter bitmez, deniz bölgeden çekilmiş, bölgede yeni bir orojenez yaşanmış, Miyosen yaşlı (25 milyon yıl) ve bu sefer de göl oluşumlarına bağlı olarak konglomera, kumtaşı, kil, marn ve kalkerler oluşmuştur. Miyosendeki önemli bir olay da volkanizmadır ve bu da değişik görünüm ve renklere sahip volkanik kayaçların bölgede oluşumunu sağlamıştır. Mesela, tüf (beyaz-gri renkli), andezit (kırmızımsı kahverengi renkli) ve obsidyenler (siyah ve parlak) bu zaman zarfında volkanizma sonucu oluşan volkanik kayaçlardır.

Bu süreçte ayrıca linyit özelliğine sahip kömür oluşumları da mevcuttur ve bunlar bu bölgede damarlar şeklinde gözlenirler. Bölgede en üstte, Pliyosen yaşlı en genç olan (5 milyon yıl) konglomera, kumtaşı, marn ve iklimin kurak ve yarı kurak olduğu dönemlerde oluşabilen jipsler (kalsiyum sülfat) bölgedeki en son oluşumlardır. Bölgede faylanma ve tektonizma etkisiyle, ovalar ve düzlük alanlar da meydana gelmiştir.”
Ayrıca Nallıhan bölgesi, bitki örtüsünden yoksun olmasından kaynaklanan yoğun erozyon ve çölleşmenin olduğu bir bölge ve açık hava erozyon müzesi olarak da adlandırılmaktadır.

Daha sonra Sarıyer barajında güze l bir tekne gezintisinden sonra Juliopolis Antik Kentine doğru yola çıktık. Gülşehri mevkiinde 2009 yılında Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürlüğünce Roma dönemi Nekropol kazılarıyapılmış. Açılan mezarlarda bulunan ve üzerinde Bithynia’nın kayıp kenti Juliopolis’in adının yazılı olduğu çok sayıda bronz sikke, bu alanın Juliopolis nekropolü olduğunu göstermekteymiş. Bölge Frig döneminde iskan görmüş. M.Ö. 27 yılında olup, Helenistik dönemde Kleon isimli bir haydut tarafından kent statüsüne kavuşturulmuş. M.Ö. 27 yılında İmparator Augustus ile iyi ilişkiler kuran Kleon, şehrin adını Julius Ceasar’a atfen Juliopolis (Julius’un nallihan_kus_cenneti5şehri) olarak değiştirir. Juliopolis’te yapılan kazılarda bu kentte tapınılan Men, Dionysos, Asklepios, Herakles, Hermes, Zeus, Kyble, ,Athena, Hygieia ve Tyke ile ilgili tasvirler içeren sikkeler, mezarda yatan kişinin ağzında onu Hades’e götürecek para olarak bulunmuştur. Kayıkçı Kharon vardır, ölüleri alıp ölüm tanrısı Hades’in ülkesine götürür, işte bu sikkeler onun içindir!
Gezi bittiğinde, bir başka dünyaya yolculuğun 8 saate sığdırılabileceğini
keşfettim. Tadı damağımda kaldı….

Demet GÜNGÖR

Sizin İçin Seçtiklerimiz

%d blogcu bunu beğendi: