PARDON SAAT KAÇ?

Murat Şahin
MURAT ŞAHİN

Eskiden birbirimize saati sorardık. Bu bile bir tanışmanın vesilesi olabilirdi. Geçmişi anmak için yıllar önce severek kullandığım Casio marka dijital saatimin aynısını internetten sipariş verdim. Üç günde elime ulaştı. Belki hatırlarsanız üzerinde hesap makinesi vardı. Koluma taktım fakat kordon çok büyüktü koluma göre ayarlanması gerekiyordu. Dünyayı saran hastalık yeni başlamıştı. Nisan ayı ortalarıydı. Arızalı iki saati de alıp evime en yakın ve tüm tamirlerimi yaptırdığım saatçinin önüne ulaştım. Birde ne göreyim kapı duvar. Neyse o gün belli saatlerde uğradım. Üç gün sonra, beş gün sonra, bir hafta sonra, bir ay geçti, aylar geçti dükkân kapalı… İnsan İhtiyar Saatçi Zacharius Usta’yı aramıyor değil.

Jules Verne’nin meşhur saatçisi İhtiyar Zacharius Usta’dan bahsediyorum. Hani şu olağanüstü ince işçilikle ürettiği kusursuz saatlerle Cenevre şehrinin gururu olan, hatta Ünü İsviçre sınırlarını aşıp Fransa ve Almanya’ya kadar uzanmıştır. Bizim İhtiyar Zacharius Usta “Saat Maşası”nı icat eder. Bu icadının ardından kibir başını döndürür. Tanrı sonsuzluğu yarattıysa, kendisi de zamanı yaratmıştır.

Zacharius Usta kızı Gerande, çırağı Aubert ve kendi gibi ihtiyar hizmetlisi Scholastique ile birlikte yaşar. Bir gün bu üçlü Zacharius Usta’da bir gariplik sezerler. Artık çok düşünceli ve sessizdir. Yemek bile yememeye başlar. Gerçek çırağın bir cümlesiyle ortaya çıkar. “Yaptığı tüm saatler hiçbir neden yokken durmuş” Tüm dünyanın tanıdığı, insanların saat yaptırmak için geldiği ustanın saatleri durmuştu. Çırağı ile birlikte tek tek en ince ayrıntısına kadar inceleyip araştırırlar fakat bir türlü sorunu bulamazlar.

Jules Verne çok severim ama bize sürekli okuyun diye verdikleri popüler bilinen kitapları okumaktan sıkıldığım yıllarda karşıma “İnatçı Keraban Ağa” çıktı. Roman Sultan II. Abdülhamit dönemi Osmanlı topraklarında geçer. İstanbul, Trakya, Balkan kıyıları ile Gürcistan, Rusya, Ukrayna ve Karadeniz sahillerine uzanan bu yolculuğun hikayesi aslında Osmanlıların en inatçısı Keraban Ağa’nın başından geçen olaylardır. Keraban Ağa eski kafalı ve inatçı bir insandır.

1880 yılında herkesin oruç tuttuğu ramazan ayında Hollanda vatandaşı bir tüccar uşağı ile İstanbul’a gelir. Ne tesadüf ki sokakları arşınlarken arkadaşı Keraban Ağa’ya rastlar. Hollandalı bir dost ile karşılaşmaktan çok mutlu olan Keraban Ağa uzak diyarlardan gelen misafirlerini ağırlamak ister evine iftara davet eder.

Keraban Ağa Üsküdar’da bir tepenin ortasında, serviler altında, Boğaz’ı ve İstanbul’u gören şahane manzaralı bir eve sahiptir. Dostlarıyla Üsküdar’a gitmek için tam kayığa binmek üzereyken borazanlar ötmeye, trampetler çalmaya başlar. Üniformalı bir adam elindeki fermanı okur. “Bugünden itibaren, İstanbul’dan Üsküdar’a veya Üsküdar’dan İstanbul’a gitmek için Boğaz’ı geçmek isteyen her şahıs ve her türlü yelkenli ve buharlı teknelerle kayıklar için on paralık vergi tesis olunmuştur. Vergi ödemeyi reddedenler, hapis veya para cezasına çarptırılırlar.” Bunu duyan Keraban Ağa deliye döner, köpürür bağıra çağıra gemiden iner ve para vermemek için sırf inadından başka bir yoldan gitmeye karar verir.

Hollandalı dostunu onun uşağını da alarak atlı araba ile bir ay sürecek bir Karadeniz yolculuğu başlar. On para vergiyi vermeyi kabul etmeyen Keraban Ağa Üsküdar’a geçmek için yüzlerce altın harcamaya ve aylar sürecek olan bir yolculuğa başlar.

Benim bir huyum var. Bir zanaatkâra güvendiysem katiyen başka birine saatlerimi emanet edemem. İnsan berberini hoooop diye değiştiremez ya benimki o mesele, gerisin geri saatlerimi eve getirdim. İnanmayacaksınız belki ama dükkân bugün bile kapalı. Kordonu yapılmadığı için geçen sene nisan ayında aldığım saatimi takamıyorum. Geçen gün yoldan geçerken birisine sordum.
“Pardon saat kaç?” Ne güzel cevap verdi.
“Telefonun yok mu?”

Murat ŞAHİN