Politika, Birey, Karmaşa ve Kitap

Politika

Dünyadaki dengeler her geçen gün ekonomisi güçlü ülkelerin lehine değişiyor. Yurttaşlarının sahibiymiş gibi davranan fakir devletlerse; ‘yancılık’ dahil her türlü onur kırıcı tutumu, uluslararası ilişkilerin kurallarıyla açıklamaya yelteniyor.

Temel yaşam ihtiyaçlarını karşılama derdine düşmüş insanları yönetmek hiç bu kadar kolay olmamıştı. Günümüzde hiç bir lider yok ki lider kalmak için akıl almaz politik oyunlar sergilemesin. Bilgi ve teknolojinin, sağlığın, adaletin olanakları onlar için sonuna kadar kullanılmasın. Tarihte hiç bir zaman siyaset dünyası bu kadar sessiz, aydınlar bu kadar takatsiz, gençler bu kadar umutsuz, sanatçılar enerjisiz olmadı. Oysa en karanlık, en sinsi, en korkunç ve en ahlaksız oyunlar bu çağda oynanıyor.

Bireyin algısını yönlendiren akıllı robotlar, makine disipliniyle çalışıyor. Halklar,  başına gelecek yeni felaketleri ucuz atlatmaya programlanmış. Kusursuz mu bu hamleler?.. Değil! İnsanlık zaten nicedir sürüler halinde, kendi ‘benci’ duygularına koşuşturuyor.  Kim ne kaparsa…

Birey

Tüm zamanların en prestijli değeri bilgi. Şimdilerde insani olmaktan çok vahşi bir yararcılığın payandası…  Her şey “Bunu öğreniyorum ama ne işime yarayacak?” sorusuna verilecek yanıtta aranıyor. Eğitimin, üniversiteye gitmenin faydalarından bahseden öğretmene; ilkokul 4. sınıftaki öğrencinin maaşını sorması, sonra da “iyi de babam sizin bir ayda aldığınız maaşı bir saatte alıyor öğretmenim.” demesi ‘hayatın gerçekleri’ olarak kabul ediliyor. İşte iki kutuplu dünyadan, tek dünyaya dönüşün zafer sarhoşlarının eseri bu.

O yıllarda birey yaratma, bağımsız, özgün, kısacası tanımına uygun kişiler hedefi muhteşem bir fikir olarak yaygınlaştı. Herkesin üşüştüğü bireycilik,  global oyuna dönüştü. ‘Gerçek birey’, sağlam bir hikaye olarak insanlığın elit kısmının yakasına yapıştı. En çok bağıran, en çok duyuran’ kesim oldu.  Gerçek birey mi?  ‘Dinle Küçük Adam’  adıyla çevrilmiş kitaplara herkesten önce koşan şaşkın insanlardan bahsediyoruz. Ne bireyi, ne gerçeği?..

Asıl sorun birey değil de kopyasındadır.

Karmaşa

Ülkemiz bir karmaşa yaşıyor, doğru. Kimin neyi nasıl ve niçin anlattığı, ne kadarını söylediği, doğruluğu bir tarafa toplumsal eğilim sıradanlıktan hareketli olana evriliyor. Pandemi sürecindeki statik toplumsal tavır, rüzgarın etkisiyle oluşacak harekete bile razı. Bu bir yaşamsal refleks belirtisi, bir devinim özlemi, bir evrim süreci. Nasıl gelişir, nerede hızlanır bilemeyiz?

Kitap

Kitap okuma oranlarıyla ilgili veriler iç açıcı değil. İhtiyaçların dizilişindeki bilindik yeri, dijitalleşme, yabancılaşma, yükselen değerler ve daha bir çok nedenin yanında “okunur” kitaplar yazılmaması bir neden bile değil. Keşke böyle olsaydı da okurun aldığı tavır karşılığında yazar ayağa kalksaydı.

Her şey bitti, ah neler oluyor neler, kimse okumuyor, kimse yazmıyor diyecek durumda değiliz. Henüz o kadar kötü değil hiç bir şey. En azından sanat edebiyat cephesinde. Sosyal medyadaki “kitap okuma grupları” azımsanmayacak kadar çok. Şaşırtıcı okuma listeleri oluşturuyorlar. Her ne kadar doğru bulmasam da indirilebilir e-kitaplar paylaşılıyor.

Pazar günü LGS’de görevliydim. Gözetmen arkadaş Edebiyat öğretmeniydi, iki oturum arasında sohbet ettik. İlgi alanı Halk edebiyatıymış. Yunus Emre’den, Pir Sultan’dan, Karacoğlan’dan dizeler okuduk. Afgan Yazar Halit Hüseyin’den konuştuk. Batı ve Doğu edebiyatçılarının kendi tarih ve kültürlerini yansıtış biçimleriyle ilgili fikir paylaşımında bulunduk.

İkinci oturuma girişte, kapıdaki görevli genç iki polisin de kitap okuduğunu gördüm. Erkek olan Marten Eden’i okuyordu. Kadın polis de bestseller, kalınca renkli kapaklı bir kitap…

Şahbender Korkmaz

Sombahar