“RÜZGÂR GİBİ GEÇTİ”LER Mİ?

Aydoğan Yavaşlı
AYDOĞAN YAVAŞLI

Hani derler ya, “Tanrının bildiğini kuldan niye saklayalım?”. Benimki de o hesap
olacak: Dönemeç’in yayın yaşamına üçüncü başladığı 1986 ve onu izleyen yıllarda
İzmir’de metrekareye üç şair düşüyordu. Tabii zaman içinde bunların bazıları elendi;
kimi yoruldu, kimi şiir yazmakla bir yere varılamayacağını gördü, kimi aşklardan
uzaklaştı, kimi şu, kimi bu… Yani, “rüzgâr gibi geçti”ler. Onlar kimlerdi, diye soracak
olursanız: Aydın Yalkut, Çınar Çığ, Onur Şenli, Bahattin Ertük, Metin Pütmek…

“ayrılık kıvamında bir akşam/topladın bulutları gözlerinin içinde/çün sefer eyliyordun ağyar eline/demiştim ki cümle alâyiş tamam//merhabasız geçti nice eyyam/nice mevsim/nice yıl/eşkıya geceler çöktü omzuma/destursuz kaç iklim/ve ‘ne zaman yâdıma gelsen/ titredi yüreğim//bir hurda tekneydim ki/çekilmiştim kızağa/ne şekva ettim bir kul’a/ ne de eyvallah/hülasa/kederli bir derviş gibi/ derdimi/ ben çektim ben bildim//…” (M. Pütmek-Girdapta/Dönemeç Mayıs 1986)

Bir süre sonra adını yazdığı eleştiri ve inceleme yazılarıyla duyuran İbrahim Oluklu’nun da bir şiiri yayımlanmış: “Bir çiledir imbiğinden/Sessizliklerde çekilen//Deli yellere karşı/Kayaların sabrını/Kumluk yerlerden öğrenen// Bittik dediğimiz yerde/Hep yeniden başlamayı/Bir çiçekti gösteren”(Bir Başta Adı Daha)

Çınar Çığ o zamanlar Kemeraltı’nda sigortacılık yapıyor ama tanrının günü Dönemeç’in (Yurttaş Dağıtım’ın) bürosuna uğruyor, biraz lafladıktan sonra soluğu genellikle Bodrum Meyhanesi’nde alıyordu. Şiire daha çok özenseydi adından sıklıkla sez ettirebilecekti ama yapmadı. Şiirden kopmadı ama kendini de şiire ve edebiyata
tamamen vermedi. Agora Meyhanesi’nin şairi Onur Şenli, grafikçi Bahattin Ertük ve Metin Pütmek yakın arkadaşlarıydı. Hepsi de (kendimizi ayırmayalım, Hüseyin abiyle ben de!) aynı meyhanenin müdavimiydiler. “acıdan damıtılır/biraz da kandan/kekiklere batık/geyik ağızlarından/keçi dillerinden/yeni nilüferlere bırakılır
kökleri/koparılır bataklığın yüzünden//…” (Sınır Çiçeği)

İzmir’den İstanbul’a gittikten sonra Gelişim Ansiklopedisi’nde uzun zaman çalışan Aydın Yalkut için Attilâ İlhan’ın güzel şeyler söylediğini, ondan umutlu olduğunu hatırlarım. Devamı gelmedi yazık ki. “bir yeraltı ırmağının patlak verdiği yerden/hoş geldin sefa geldin sen sefalar getirdin/bin bereket getirdin gözlerimi getirdin/yollarda
kalan yağmur// bir şimşekle habersiz bir sağanakla birden/bedenine bir kadının yıkılan bir bentten/yanlış ateşler içindeki eski bir kadının/boşalan yağmur” (Yağmur/ Dönemeç Kasım 1986)

“Taşhan’da/Üstünde ıhlamurun/Ay kaçkını kızgın serçeler// Taşhan’da/Tam kıyısında ıhlamurun/Deprem bekçisi/Masada Süleyman//Giderse, Taşhan’dan güz/Kalırsa, kalır yüzünün eskisi” (Doğan Şadıllıoğlu-Deprem Bekçisi)

Çok doğru: Rüzgâr gibi geldiler ve seslerini bırakıp rüzgâr gibi gittiler. İstediler ki özellikle şiire gönül düşürenler okusunlar; divan edebiyatını küçümsemeden, halk edebiyatını burun kıvırmadan, yakın tarih şairlerimizi görmezden gelmeden okusunlar. Çünkü şiirle kibir aynı yerde barınamaz.

Aydoğan Yavaşlı

2 Comments

  1. Anlatılan isimlerin çoğunu tanidim. izmir’deki edebiyat ve müzik dünyasınin farklı tınısı gibiydiler…
    Gidenlere rahmet kalanlara selam olsun…

  2. Geçmiş dostluklar bize bazen umut, bazen keder ama hep güzel anılar birakiyor.

Comments are closed.