SÂDIK ÇÛBEK’İN İRAN KISA ÖYKÜCÜLÜGÜNDEKİ YERİ

Çağdaş İran Edebiyatı’nın tanınmış hikâyecilerinden olan Sâdık Çûbek 1916 yılında İran’ın liman kenti olan Buşehr’de dünyaya gelmiştir. Yazarın çocukluk dönemi Meşrutiyet İnkılâbı yıllarına denk gelmektedir. Eserlerinde realizmden natüralizme doğru giden bir çizgi izlemiş, hikâyelerinde halk dilini kullanmıştır. Karanlık bir dünya yaratmak ve bu acımasız dünyayı her yönüyle ortaya koymak Çûbek’in en önemli özelliğidir. Onun dünyasındaki insanlar karanlık ve kokuşmuş bir çevrede yaşarlar. Ümitsizliğin, esrarın, kokuşmuşluğun, cehaletin, cinsel isteklerin pençesindedirler. Ancak Çûbek’in hikâyelerindeki karamsar atmosfere dikkatle eğilip, üzerindeki örtüyü kaldırıp baktığımızda, o karamsarlık içinde kara bir mizah olduğunu görürüz. Birçok hikâyesinde rastlanan kara mizah, yazarın bu hikâyelerini dinamik tutan en önemli unsurdur. O, hayatın kötü yönlerini ortaya koyup bir anlamda toplumun mahremiyetine değinirken, mizahı da kullanarak, ortaya çıkan manzarayı okur tarafından kabul edilebilir bir hale getirmiş ve kullandığı gülmece üslubu her kesimden insanların ilgisini çekmiştir.

Çûbek’in hikâyelerinde kötü olaylar ön planda olup, iyi konulara ve güzelliğe çok az yer verilmiştir. Onun dünyasında insanlar çaresiz ve isteklerinin esiridirler ve bu esaret de onları daha çok dibe batırmıştır. Mesela “Bakıcısı Ölen Maymun”da sürekli içgüdüleriyle hareket eden talihsiz maymunun başı dertten bir an bile kurtulamamıştır. Bakıcısının ölümünden sonra özgürlüğüne kavuştuğunu zannetmiş ancak özgürlük onun için artık bir yok oluş ve zalim dünyaya karşı savunmasızlık anlamına gelmiştir. Başka bir öyküsünde, aşkı uğruna ülkesini terk edip İran’a giden bir Fransız kadının sonunda beraberinde küçük çocuğu ile terk edilişi, İran’a gelmesinden duyduğu pişmanlık, yalnızlığı, “Güvercin Uçurucu” adlı hikâyesinde, mahallenin kabadayısının bir kadın karşısında nasıl çaresiz kaldığı, “Son Işık” isimli hikâyesinde de halkı kandırmaya çalışan üçkağıtçı bir adamın din çığırtkanlığı yaparak insanların nasıl paralarını almaya çalıştığı ve bunlar gibi pek çok hikâyesinde, haksızlıklar, ölüm teması ve çaresizlikler betimlenmiştir. Rusya ve İngiltere ile girişilen zorunlu iletişim ve mücadelenin ardından toplumda yaygınlaşan meşrutiyet fikri, modern düşüncenin gelişmesi, beraberinde Meşrutiyet Devrimi’ni getirmiş, İran batı düşüncesiyle tanışmıştır. 1920’li yıllar edebî basının açılım sağladığı, fikrî gelişimin ivme kazandığı ve edebî derneklerin kurulduğu yıllardır. Bu dönemde yayımlanan dergiler ve batıdan yapılan çeviriler düşünsel ve edebî akımların gelişimi üzerinde etkili oldular. Sade tarzda yazım, meşrutiyet dönemi edebiyatının başlıca özelliği olmuştur. Bu tarz, Muhammed Ali Cemâl-zâde ile başlamış, Dehhoda’nın “Çerend u Perend” leriyle devam etmiştir. Cemâl-zâde “Yeki Bûd,Yeki Nebûd”, Sâdık Hidâyet de “Kör Baykuş” adlı hikâye mecmuaları ile hikâye yazarlığı alanına girmişlerdir. Böylelikle batılı anlamda hikâyecilik İran edebîyatında yavaş yavaş yerini almıştır. Sade yazım tarzı açısından, Sâdık Çûbek’in hikâyeciliği ile Sâdık Hidâyet’inki arasında bazı farklar vardır. Sâdık Hidâyet, her ne kadar sade yazım konusunda çabalamış olsa dahi, belki de uzun yıllar ülkesinden ayrı kalması, ya da sokak dilini yeterince bilmemesinden dolayı, hiç bir zaman Sâdık Çûbek’in bu alanda elde ettiği başarıya ulaşamamıştır.

Yüksek Lisans Tezi
Tez Tamamı PFD formatında Download
Yayın Türü : Tez
Tez Adı : SÂDIK ÇÛBEK’İN İRAN KISA ÖYKÜCÜLÜGÜNDEKİ YERİ
Tezin hazırlandığı yer : ANKARA ÜNİVERSİTESİ
Tezin hazırlandığı Üni./Enst./A.B.D. : SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
Tezin hazırlandığı yıl : 2008
Emeği Geçenler : BİHTER AYVAZ (Yazar)
Doç. Dr. ABDÜSSELAM BİLGEN (Tez Danışmanı)

Sizin İçin Seçtiklerimiz

%d blogcu bunu beğendi: