SADIK HİDAYET VE KÖR BAYKUŞ

 (BUF-İ KUR)
Modern İran Edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Sadık Hidayet, sadece İran edebiyatı değil 20. Yüzyıl Dünya edebiyatı için de  önemli bir köşe başıdır.  Kimileri onun için Modern İran Edebiyatı’nın Kafka’sı ifadesini kullansa da o bir Sadık Hidayet’tir ve Dünya edebiyat tarihine, kendi özgün tarzıyla adını yazdırmıştır.

Soylu bir ailenin çocuğu olan Sadık Hidayet,  mühendislik okumak için Belçika’ya gider ama edebiyata duyduğu ilgi ağır basar ve  eğitimini yarım bırakır.  İlk öykülerini Paris ’te yazmıştır. Yirmi beş yaşında kendini, Paris’teki Maine Nehri’ne atlan yazarı tesadüfen oradan geçen bir çift kurtarır.  Bu kurtuluş, onu ancak 23 yıl hayata bağlayabilmiştir.  Sadık Hidayet,  Paris’te hava gazlı bir apartman bulur… Ne yazık ki yaşama dönmesi imkansızdır artık.  9 Nisan 1951’de tıraş olur, temiz kıyafetler giyer, müsveddelerini yakar ve gaz musluğunu açar…

Sadık HidayetSadık Hidayet için intihar, aklının bir köşesidir…  Gariptir ama  edebiyattan koparamadı bu duygu onu. Yaşamla ölüm arasında gidip geldiği yirmi üç yıl boyunca birçok unutulmaz eser üretti.  Hindistan’da Zerdüştlerden Pehlevice dilini öğrendi. Kör Baykuş’u  ( Buf-i Kur) da bu dili öğrendikten sonra yazdı. Büyük edebiyat şah eseri olan Buf-i Kur (Kör Baykuş) 1937 yılında Bombay’da yayınlandı.

Sadık Hidayet yetiştiği toplumu alaşağı  etmiş ve ezber bozmuştur. Dönemin sosyo-politik sorunlarını, monarşiyi ve ruhban sınıfını eleştiren yazılar yazmıştır.

Hemen belirteyim ki, sağlam kaynaklardan edindiğim bilgiye göre Sadık Hidayet’in eserleri İran ‘da yasak olduğu doğru değildir. Bu söylentinin nedeni, çocuklara ve öğrencilere yönelik kütüphanelerde, Kör Baykuş ve diğer bazı yapıtların intiharı özendirici etkileri nedeniyle bulunmuyor olmasıdır. Gerçekte ise Sadık Hidayet’in İran’da görkemli bir mezarı vardır.

Kör Baykuş’u ilk okuduğumda okkalı bir şamar yemiş gibi hissettim. İlk darbenin şiddetini azaltmak için bir kez daha okumalıydım. Duyduğum acının azalması ve bana hissettirdiği acı için , onu daha iyi anlamalıydım. Sanki insanın dünyadaki varlığını bir çile olarak görüyor. İçinde bastırmaya çalıştığı bir karanlık ve hiçlik var. O karanlıktan, zamana ve mekana bağlı kalmadan kaçmaya çalışıyor.  Ürpertici, derin ve karanlık bir roman. Kurgusal yapısı mükemmel, masallardaki mantık kullanılmış. Hayat hikayesine ve yazdıklarına baktığımızda Sadık Hidayet’i bir uçurum insanı olarak tanımlayabiliriz. Kör Baykuş’ta anlatıcı kendisini gölgesine tanıtmak için yazdığını söylüyor.
Anlatıcının gölgeye dair yaptığı betimlemeler çok etkileyici.

Gölgesini baykuşla bir tutar. Betimlediği gölgeler uğursuz bir baykuşa çok benziyor. Baykuşun gözleri büyüktür ama aydınlıkta o gözler bir işe yaramaz. Oysa ki karanlıkta her şeyi daha iyi görür. İç dünyasındaki parçalanmalar burada ortaya çıkıyor. Kendine sığınak oluyor bir yerde. Kör Baykuş’ta dış dünyanın bir yanılsama olduğu anlatılır. Ama hikayedeki kadınlar hep aynı, erkeklerde hep aynı erkek figürü. Döngüsel anlatımlar var…

“Ölümün varlığı bütün vehim ve hayalleri yok eder. Bizler ölümün çocuklarıyız, hayatın aldatmacalarından bizi o kurtarır. Hayatın derinliklerinden seslenir, yanına çağırır bizi. Ve biz henüz insanların dilini bile anlayamadığımız yaşlarda, ara sıra oyunlarımızı yarıda kesiyorsak, bunun nedeni ölümün seslenişini duymamızdır. Ömrümüz boyunca ölüm bize el eder,  çağırır bizi. Her birimiz ansızın, sebepsiz düşüncelere dalmıyor muyuz, bu hayaller bizi öylesine sarıyor ki zamanı, mekanı fark etmez olmuyor muyuz? İnsan bilmez bile ne düşündüğünü; ama sonra kendini ve dış dünyayı hatırlamak, düşünmek için toparlanmak zorundadır. Bu da bir sesidir ölümün…”

İnsanı sarsan bir kadın cinayeti vardır. Kahpe diye nitelendirdiği, aşkına bulamadığı karısını zehirli şarapla öldürür. Burada körlük, kıskançlık ve tutkunun gözleri kör etmesidir. Afyonla uyuşan zihnindeki değişimler, gerçekliğin hayat içindeki eriyip dağılmasını dile getirir.  Anlatıcı imkansızlığın farkındadır ve tek çareyi ölüm olarak görür. Sonunda bir ölüye dönüşür anlatıcı.

Yaşam ve ölüm bir kısır döngüdür. Ve ölümün taşıdığı ortada hiçlik vardır.  Zaman ve mekan kavramı yoktur. Görme duyusu yoktur. Kör noktaya ulaşılmıştır artık. Sadık Hidayet yılgın adam, bütün acılarından kendi isteği ile ölerek kurtuldu.

“Ölümünden az önce bir hikaye taslağı kaleme almıştı, şuydu konu. Annesi “Salgı salamaz ol!” diye beddua eder yavru örümceğe. Küçük örümcek ağ yapamayınca ölüme kurban gider. Hidayet’in hayat hikayesi miydi bu?”
(Bozorg Alevi, Kör Baykuş , Sonsöz)

Demet GÜNGÖR
Sombahar.Com

Sizin İçin Seçtiklerimiz

%d blogcu bunu beğendi: