SIR ODASI / HÜSEYİN ŞAHİN

kendinden söz eden derin suların yabancısıydı
soyunmayı öğrenen eteğin rengini
kendi bozkırı gibi sevdi
bütün diyeceğini deyip gittiyse de
bir karış ipeği bile yanlış yorumladığını bildi
tunçtan ayakkabıları vardı o hasta adamı vurduğu gün
yıldönümünü kutlayan açlık grevcileri gibi eriyip gitti
gömleğim hala ipte kuruyor
bu yıl da gönlüme kızdım
nasıl tükettiler, evvelimizde
açıp solmuş o güzelim bahçeyi
ne yazdım, ne çoğaldım bu sızıda
günüme yerinmeden akıp gitti kevs suyu
hatıramda diktiğim ilk kefeni giyip
anneme döndüm, çocuğu dahi olmadan
insan ötekiyle eşitler ancak kalbini
toprak bir hata kadar karanlık
çürüğün ve ıslağın ahretliği
otlar kendilerine hayran
konuştuğundan başka
her şey ıssız, her şey kendisiz
öylece odalarda kalıyor hem yas hem saygı
ahvalini sormaya mecal
saklı olandan çıkarmak için kalanı
herkes başkasına emanet ediyor kalbini
kendini kurtarıyor yeniden devlet, hala
kardeşinin elini arıyorken o çocuk
giderek kendimi dinlemeyi öğrendim
suları arayan kırık sesini annemin
ne sokağa çıkıp seslenen bir sevgilim oldu
ne odalara açılan çiçeklerden düşlerim
en uzun gurbetti bütün anneler
dağlara ayan çocuğun dibe çöken sızısında
ben onunla birlikte sınadım kalbimi
kendimi temize çıkarmayı istedim
geceyi gündüzden ayırdığım gün
artık koşma dedim ablama
hayatın son kıyısıdır nasılsa
sewusen’in uğurladığı her çocuk
böyle böyle asılı kaldı gözlerim kuş sürülerinde
her şeyden hızlı tozlandım
ve üşüyen içime defnettim kendimi
ben artık kıraç güllerden özür diliyorum
bütün sözcüklerimi dikiyorum birbirine
vasiyetiydi annemin
kalbim iyi gelmiyorsun artık
bütün ömürlerin kışı var ağzımda
oysa ne kadar geniş, ne kadar sesti çocukluğum
kardeşime ödünç verdiğim kimsesizlik değildi
yatağını arayan ırmaktım
sesime karışan her sesin kokusunu aradım
kimse bilmez, o gün bugündür
karanlıkta akan bir suyu karıştırdığımı kanıma
munzur hep yalnız akar,
yalnızdır komşuda büyüyen çiçek
bir incinmeyle alıp geldim ya başımı
bir gün sesinle sevinirim
oysa benim de aşka benzeyen hallerim var
taş olan, gün sayan yanlarım
ki ,yağmurlar kadar berhüdar
bu yüzden rüzgarı Leyla’ya benzetirim hep
bu yüzden kendime yakışırım soğuk odalar kadar
bu eksik dünyada bildiğim her şey daraldı
gövdemdeki telaşı da alıp annemin tenhalığına çekildim
ellerimin üstünde tanımsız bir acı, sonra
yaşamaktan başka bir yol olmadığına inanmam için
ellerime su serptin
fırat sandım
nereye gittiysem bir içli türküydü içimde yüzün
bu yüzden neşet ertaş’ı çok sevdim,unutur muyum
gökte uçan kuşun ayrılık olduğunu
bir ah eskisi bırakıp gittin ezberimde
kandillere gölge olmadın ya
yaşını unuttuğun yeri başlangıç say
nasılsa ölürüz, suyun rengini yitirip
bülbülün güle küstüğü gün
yaşadığım bir dün daha olur mu, bilmiyorum
kayıp bir düşüm tut ki
yüreğine sar kalmasa da,
barınacağımız yeri dünyanın
hiçbir şeyken öğrendim, bir ömrün arşıymış acı
sevmek gerekirmiş
ele geçirip her kıpırtının geçmişini
dalgın suların aklımıza kurduğu yokluğu
yanıtlamaya çalışıyorum her eşikte
iyimser bir yangındı belki bedenimde yatan güneş
anlatmak istediğim bütün uzaklıklar iyimserdi
pencereme yanlışlıkla konan serçeler
ankara radyosunda kan çağrısı yapan yaşlı kıza
uzaktan sevgili olmak
yalnız gelip,yalnız çıktığımız şehirden incinmekti
sen yine de korkuları değil ‘benim derimi giy’ diyen
kardeşim ayhan’ın yazdığı bütün şiirleri
buket’e adaması iyimserdi
dünya denen hayalin kenarında
bu bir sınır, yürümeyi unutan insanların
ev kurduğu kuytuyum aslında
kalbim iyi gelmiyorsun artık
bütün büyüttüklerimi geçiyorum işte mezarların içinden
suların altında kalıyor odam
fazla yağmur, fazla hiçlik, derin karanlık
ateş böcekleri biriktirseydim keşke içimde
bana ilk gün nasıl baktıysan öyledir ömrüm
ah bir yel olsaydım eğer, bir yel olsaydım
bu kırgın duruşunu çıkarırdım
eriyen çocukların gövdesinden
anlaya anlaya kül olan evlerin iyiliğini
kokladıkça toprağa tutunur gül
derken, bir kıyamet ilkesi
‘pişman değilim’.

HÜSEYİN ŞAHİN


1961’de Malatya doğuölu. Damar Kültür Sanat Dergisinin yazı kurulunda bir süre çalıştı. 1993-1998 yılları arasında Edebiyatçılar Derneği Yönetim Kurulu’nda görev aldı. Türkiye Yazarlar Sendikası üyesidir. Şiirleri C.Kitap 84, Damar, Edebiyat-Eleştiri, Evrensel Kültür, İnsancıl, Şiir Oku, Hişt, İzlek, Yazıt, Ayrım, Karşı, Özgür Gündem Kitap Eki, Kırk Merdiven, Prometheus, Kıyı, Kuzeysu, Yaba, Şiir Okulu, Mavi Kıyı, Kavram, Kaos, Uğraş, Kaktüs, Eflatun, Ütopiya gibi yazın-sanat dergilerinde ve gazetelerde yayımlandı. Bazı şiirleri İngilizce, Hollandaca, Almanca, Fransızca ve Kırmançcaya çevrildi.

Yazınsal yaşamını 2002 yılından bu yana Amsterdam’da sürdüren Hüseyin Şahin, Ütopiya Sanat-Edebiyat Vakfı Edebiyat Atölyesi ve E Ütopiya dergisi editöryasında yer almaktadır.

Şiir Kitapları:
Mavi Bir Leke, 1991
Kendi Yüreğine Yaslan, 1994
Suda Bir Kalem, 1996