Şut ve Şangırrrr

Murat Şahin
MURAT ŞAHİN

                                                                                                                                 öYKÜ


Babam önce Neriman Teyze’ye sonra bana baktı. Kulağımı çekip okkalı bir Osmanlı tokatı attıktan sonra,

“Yarın camcı Rüstem’e söylerim değiştirir” dedi.

Babamın ısrarlarına rağmen içeriye girmeyen kapının önünde duran nam-ı diğer gudubet Neriman yetmiş beş yaşının verdiği çeviklikle kendini ikinci tokatın önüne attı. Kızarmış ateş gibi yanan sol yanağımı tutarken “Alçak” dedim kısık sesle, babam duymuş olacak,

“Ne dedin sen?” diye bir hışımla üzerime yürüdü, olup bitenden habersiz olan annem geldi ve olaya el koydu.

Ali ile Mıstık ortalıkta görülmüyordu. Beş altı çocuk toplanmış, mahallede elimizde plastik mavi top maç yapacak yer arıyorduk. Herkes,

“Gidin kapınızın önünde oynayın” diyordu.

Dördüncü yer değiştirdiğimizde kendimizi nam-ı diğer gudubet Neriman Teyze’nin kapısında bulduk. Ahmet,

“Neriman Teyze evde yok, burada oynayalım” dedi.

İki kale kurduk. Altı kişi plastik mavi topun peşinde koşturmaya başladık. Top iki defa bahçeye kaçtı. Ahmet girip aldı. Neriman Teyze’den ses soluk çıkmıyordu. Ahmet’in topu pencerenin küçük camı ile buluşturmasıyla önce şangır şungur, sonra çığlık sesi yükseldi. Neriman Teyze soluğu yanımızda, diğer çocuklar evlerinde aldı. O zamanlar bizim için çığlık çığlığa kendini sokağa atan yaşlı teyzeden daha tehlikeli bir şey yoktu…

Neriman Teyze doğrudan yan komşusu olan Ahmet’e daldı. Çocuğun kulağı koptu kopacak,

“Söyle camı kim kırdı?” Neriman Teyze’nin bağrışlarına Ahmet’in çığlığı eşlik ediyordu. Parmağıyla beni gösterdiği yetmiyormuş gibi,

“Camı o kırdı” dedi. Avcısına av olmayı bekleyen ve kaçacak yeri olmayan, köşeye sıkışmış küçük bir tavşan gibi öylece sessizce bekledim. Üzerime bir şahin edasıyla gelen Neriman Teyze işaret parmağını gözümün içine kadar sokup,

“Akşam hesabı babana verirsin” dedi. Gitti…

Ahmet ile göz göze geldik. Koşarak evin yolunu tuttu. O akşam yiyeceğim dayağı bile bile arkadaşımı satmamıştım. Neriman Teyze’nin kapısını çaldım.

“Ne var ne istiyorsun?” dedi. Utana sıkıla,

“Şey…” lafı ağzıma tıktı.

“Hiç ağlayıp, sızlayıp, yalvarma akşam babana söyleyeceğim” dedi.

“Yok, bir faraş ile süpürge verirseniz camları temizleyeyim” kapıyı açtı ortalığı temizledim, Ahmet’e vermek için topu alıp çıktım.

Eve doğru giderken Ali ve Mıstık ile karşılaştım.

“Nerdesiniz?”

“Ahmet’in topu ne arıyor sende?” Olayı anlattım. Mıstık delirdi.

“Sana Ahmet ile oynama demedik mi?” dedi.

“Mahallede bir tek onu topu var. Sizi de bulamayınca…” Hep beraber soluğu Ahmetlerin kapısının önünde aldık, zile bastık kapıya çıkan olmadı. Beklemeye karar verdik. Ali,

“Okulun bahçesine gitmiştir, oraya bakalım”

Ana caddeye çıktık. Belediye otobüslerinin, dolmuşların, taksilerin geçtiği apartmanlar arasındaki bu yolu çok severdik. Her seferinde tüm apartmanların zillerine basıp kaçardık. Yol bitiminde köşedeki videokaset kiralayan dükkâna uğrar gizlice erotik filmlerin kapaklarına bakar gülerdik. Okul bahçesine girdiğimizde yedi sekiz kişilik grup üzerimize doğru geldi. Önce ne oluyor diye birbirimize baktık. İçlerinden biri,

“Maç yapalım mı? Bizde top getirecek birini bekliyorduk.” Birden elimdeki topu fark ettim. İşte o an Ahmet’i, Neriman Teyze’yi ve babamı unutup,

“Olur” dedim.

Öğlen saatlerinde başlayan futbol maçı havanın kararmasıyla değil topun patlamasıyla bitti. Evin büyük bahçe kapısından içeriye girerken, Ahmet, Neriman Teyze ve babam aklıma geldi. Canım çok sıkıldı. Birkaç saat sonra Neriman Teyze geldi…

O günden sonra Ahmet’i bir daha hiç görmedim. Gelip topunu da sormadı.

Murat ŞAHİN
Latest posts by Murat ŞAHİN (see all)