“TAKIMDAN AYRI DÜZ KOŞU”

AYDOĞAN YAVAŞLI
AYDOĞAN YAVAŞLI

Bazen kendimizi çok önemsediğimizi, yazıp çizdiklerimizin kalitesine gereğinden fazla inandığımızı filan düşünüyorum. Özellikle dünya çapında ün yapmış, büyüklüğünü hemen herkesin kabullendiği yazarların kitaplarını okuduğum zaman… Bu hisse ilk kez Marquez’i okuduğumda kapılmıştım. Yıllar sonra Saramago da bende aynı hissi uyandırdı. Bir ara ciddi ciddi “yazdıkları beş para etmez biri” olduğumu düşündüm. “Bunların yanında biz neyiz ki!” dedim kendi kendime. Montaigne, haddini aşmış tevazünün aptallık olduğu söyler söylemesine ama bu gibi iddiaların kantarı terazisi olmadığı için söylediğinin bence pek kıymet-i harbiyesi yoktur. Güzel bir söz fakat doğru değil.

*

Çok net hatırlıyorum: Sohbetlerimiz sırasında Tarık Dursun K., Oktay Akbal’ın, Orhan Kemal’in, W. Saroyan’ın ve M. Gorki’nin adları ne zaman geçse o ‘dublaj’ sesiyle “Ustalarım…” der, birkaç saniye dalıp giderdi. Kuşağının hikâyecilerine düşkündü. Nezihe Meriç’ten tutun Orhan Duru’ya, hepsini saygı ile anardı. Günlerden bir gün, (Manisa doğumlu olduğumu, oraya sık sık gidip geldiğimi bildiği için) “Yau,” dedi, “Yusuf Atılgan adına neden bir roman ödülü ihdas etmiyorsunuz? Manisa’da bu ödülü yürütecek kadar münevver yok mu?”

Ne tuhaf: Yıllar sonra 2015 Ağustosunda Tarık Dursun K için geride bıraktığı akrabalarına aynını ben önerdim. Adına düzenlenecek anma ve ödül törenini İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yürütmesinin ve ana temasının İzmir olmasının doğru olacağını söyledim.

Ne Manisa işi oldu ne İzmir!

*

Benzerini 1989’da ve izleyen yılların birinde yaşadık. Dönemeç dergisi malum sebepler yüzünden kapanmıştı. Fakat böyle yaşamamız mümkün olmadığı için edebiyatın -deyim yerindeyse- paparazzisini yapabileceğimiz yeni bir dergi çıkarmaya karar verdik. Hiç abartısız söylüyorum: Dalgamızı geçecektik. Sanatın ve sanatçının her türüne mizahla bakacak; hakaret etmeden, incitmeden, kırıp dökmeden… Anlarsınız ya!

O zamanlar sıkıntısı ayyuka çıktığı için aramızda para toplayıp önce kâğıdımızı depoladık. Bu arada dergi kurucuları olarak dergimizin, yani Çelebi’nin ilk birkaç sayısını doldurabilecek şekilde yazmaya, yazdıklarımızı sınıflandırmaya başladık. Eski Dönemeç abonelerine Çelebi’nin 12. sayıdan başlayarak geriye doğru çıkacağını, derginin batmasını bizzat kendimizin üstlendiğini de bildirdik. Tabii bu, o zamana değin görülmüş bir şey değildi. Çelebi 12 ilk sayı olacak, ardından 11, 10, 9, 8… şeklinde sürüp 0’da bitecekti. Batırma işlemi artık Bodrum Meyhanesi’nde mi olur, Babıali’de mi, Arap Osman’ın Yeri’nde mi; buna o zaman karar verecektik.

Bu sevimli girişim yazık ki matbaa masraflarının yüksekliği ve geçen zaman içerisinde okur davranışlarının değişimi nedeniyle dumura uğradı. Depoladığımız kâğıtları sattık, herkes parasını alıp evine döndü.

Ben hâlâ aynı düşüncedeyim: Amatör dergiciliğin sonu çoktan gelmiştir. Arkanızda büyük bir sermaye yoksa çocukça bir heyecanla kurup çıkarmak istediğiniz derginin ömrü konusunda lütfen iyimser olmayınız. Hâlihazırda yayımlanmayı sürdüren dergilere ve mutfaklarındakilere sabır dilerim, fakat yazık ki bu, inanmak istemediğim bir gerçek!

Cihan Demirci ile birlikte yazıp çizdiğimiz Panik de öyle olmadı mı? Aynısının tıpkısı!

Aydoğan Yavaşlı
Latest posts by Aydoğan Yavaşlı (see all)