TEFERRUATI DEVELİ / AYTUĞ GÜLTEKİN

Elindekileri koltuğa bırakıp, kafasını kaldırdı. Sol tarafa meyilli parke taşlı sokağa bakan perdesiz pencereden Muhip beyin, park etmiş arkası açık, dökülen Skoda kamyonetten aldığı karton kutunun üstünde düşecek gibi duran çerçeveli resmi görür görmez aceleyle hareketlendi.

Çıplak ayaklarına geçirdiği lastik terliklerle kalçaları sallana sallana aceleyle koşturdu. ‘’Muhip amca aman ona dikkat et! Rahmetli annemle babamın birlikte çektirdikleri tek resim o!”diyerek çerçeveyi düşmeden aldı. Muhip Bey biraz bozulmuş gibiydi. “Yok, be kızım ben çocuk muyum düşürmem.” dedi. “Olsun ben anamla babamın resimlerine bari sahip çıkayım bir tutam ot olmak yerine.” dedi ve iki katlı binanın kapısız girişini geçip üst kata çıkan merdivenlerin yanında ki daracık geçişten geçti ve sağ taraftaki, tek oda bir sofa birde daracık mutfak ve tuvaleti olan Muhip bey ve karısı vasıtasıyla yeni kiraladığı evin kapısından girdi. Urkiye hanım olanları duymuştu. “Muhip bu konuda biraz dikkatsizdir, Kader. Sen al resmi iyi bir yere koy kızım. Rahmetliler rahmet istediler.” Başını yukarı çevirip ellerini açtı. ‘’Allah gani gani rahmet eylesin.”O sırada Muhip Bey elinde taşıdığı kartonla içeri girdi. Karısının rahmet okuduğunu duyunca, “Âmin âmin ‘’dedi. Bu sırada Kader çerçeveyi küçük aynalı konsolun çekmecesine koymuştu. Muhip beyin içeri girdiğini görüp hemen ona doğru yönlendi ve elindekileri ‘’Çok teşekkürler Muhip amcacığım size çok büyük zahmet verdim.”diyerek aldı. Muhip bey ‘’Ne zahmeti kızım sen bize annenden yadigârsın. Bu kez bizim kiralık daire olmadı ama burasıda fena değil. Arabada başka eşya kalmadı kızım her şey indi, ben Musa’nın yanına gidiyorum Urkiye, sen eve git iş bitince.”diye karısına seslendi. Kader bu duruma  ‘’ Hiç öyle şey olur mu Muhip amca ben seni yemeğe bekliyorum akşamüstü Allah ne verdiyse”diyerek müdahil oldu. ‘’Kızım seni daha ilk günden rahatsız etmeyelim” diyerek karşı çıkmaya çalışan Muhip beye Kader

“Vallahi bırakmam, Muhip amca akşamüstü geliyorsun” diye ısrar etti. “Bari yemek için yorulma kızım.”Kader yüzünde gülümsemeyle “Sen meraklanma Muhip amca ben sertifikalı aşçıyım.”diye cevap verdi. Gülüştüler ve Muhip Bey çıktı.

Kader “Urkiye teyze sen oturma odasını hallet yaptığın kadar”diyerek mutfağa girdi. Rafları silip mutfak eşyalarını arayıp bularak, tek tek yerleştirdi. Ardından yerleri silip, yollukları serdi. Mutfağa tek kişilik küçücük bir masa, bir sandalye ve bir de küçük tabureyi sığdırmıştı. Durup bir süre seyretti mutfağı “aferin bana” diyerek. Sonra küçük tüpü hazırladı ve çaydanlığı ateşe koydu. Saat hayli ilerlemişti.

Hemen içeriye geçti. Urkiye hanım pencerenin önündeki çekyat koltukla küçük aynalı konsolu ve dar vitrini kaderin gösterdikleriyle düzenlemişti. Beklemeden “Ben perdeleri asayım bari Urkiye teyze, millete görünmeyelim.”dedi. İçeriye gidip perdeleri aldı ve çekyatın üstüne açtı. “Bu iş erkek işi ama artık bize düştü, şu camı açıp üstüne çıkayım.”dedi. Önce mutfağa gidip sandalyeyi getirdi. Bu sırada konuşmamak için direnen Urkiye Hanım dayanamadı. “Ee! Boşanmayaydın Kader senin de vardı, kocan.”Kader ‘’Aman batsın yerin dibine öyle içkici koca:” diye sertçe söylendi. “Canım çocuk çalışıyor, evine de bakıyordu.” dedi Urkiye Hanım.  ‘’ Ne bakması Urkiye teyze son zamanlarda içkiden ötürü borçlarından eline para bile kalmaz oluyordu. ”Urkiye Hanım kendini durduramadı. “Ee! Kızım bu zamanda ev idaresi kolay şey mi? keşke sende çalışaydın bir yerde de geçinip gideydiniz.” Kader,    ‘’Ya Urkiye Teyze iş yalnız onun içkisi olsaydı iyiydi ama beni zıvanadan çıkaran başka karılarla gezmesi oldu. Senin haberin yok.” diye sitem etti. “Aa! Bak edepsize bundan haberim yoktu. Tüh tüh ne adiymiş o öyle!” dedi. Bu sırada Kader açtığı pencereye sandalyeye basarak çıkmış, perdeleri asıyordu. Bir taraftan perdeleri asıp diğer taraftan “Biz de ona adamdır diye, ileride daha iyi olacak diye gönlümüzü kaptırdık. Yakışıklı olmasına yakışıklıydı ama bizim hayallerimiz ne zaman gerçek oldu ki Urkiye Teyze.” diyordu. ‘’Haklısın kızım.” dedi Urkiye hanım.

Perdeler bu sohbet sırasında asılmıştı. Pencereden indi. Camı kapadı. Tülü çekti. Oturma odası sanki kendi haline kavuşmuştu. İçerisinin havası birden değişti.  Tül odaya ev sıcaklığı getirmişti. Kader, tekli koltukta oturan Urkiye Hanımın hemen dibinde ki çekyat koltuğa attı kendini, belli ki yorulmuştu.

“ Oh! Be bir şeye benzedi sanki ha? Ne dersin Urkiye Teyze.”

‘’Eline sağlık kızım oldu, maşallah.” Urkiye Hanımın bu övgüsüyle ateşlenen Kader ayağa kalktı ve dışarıya baktı. ‘’Oo! Hava kararmaya başlamış bile. Mutfağa geçip bir şeyler hazırlamalı. Ama önce şu yanda ki bakkaldan ekmek alayım, otur sen.” Hemen üstüne örme hırkasını alan Kader elinde cüzdanı dışarı çıktı. Biraz sonra iki ekmek, yumurta, domates ve biberlerle geldi. Mutfağa geçti, çok geçmemişti ki içeriden nefis kokular gelmeye başladı.

Mutfaktan içeriye seslendi. “Çayı da demledim Urkiye teyze menemende hazır. İnşallah Muhip Amca da gecikmez. ‘’ Tam çayları bardaklara koyup oturma odasına getirmiş ikram ediyordu ki kapı tıkladı. Elinde yuvarlak, plastik tepsiyle kapıyı açtı. Muhip Beyi görünce yüzünde bir gülümseme oldu. ‘’Oh! İyi oldu sende yetiştin.”dedi.

Hemen Muhip beyi oturma odasına buyur etti. Mutfağa geçti ve birazdan dilimlenmiş ekmekleri bir sepetle oturma odasında ki sehpanın üstüne koydu. Ardından tabaklara konmuş nefis bir kokusu ve görünümü olan menemeni getirdi. Arkasından çaydanlık ve nihaleyi, sonra da bardak, şekerlik ve çatalları. Bu arada Urkiye Hanımla Muhip Bey karşılıklı koltuklarda bir şeyler konuşuyorlardı ama onların konuşmalarıyla ilgilenmedi. Elinde sigara paketiyle içeri girdi. ‘’Hadi buyurun Allah ne verdiyse Muhip amca, Urkiye teyze. Sıkılmayın siz artık benim anam, babam sayılırsınız. ”Dışarıda hava iyice kararmıştı, perdeleri kapatmak için pencereye doğru yürüdü, elindeki sigara paketini Urkiye Hanımın önünden geçerek küçük aynalı konsolun üstüne bıraktı bu sırada Muhip Beyin aynadaki görüntüsünü babasına benzetti, içinde oluşan hoş duygularla gülümsedi. Pencereye geçip, güneşlikleri çekti. Dönerken pencere önündeki sandalyeyi kaldırdı, sehpanın kapı tarafına koydu, oturmadan kapı kenarındaki düğmeye basarak lambayı yaktı. İçerisi ışıl ışıl oldu.

Sıcak ekmeklerle henüz tam ılınmamış menemenden ilk lokmalar elle alındı. Ağızlarda çiğnendi ve yutuldu. İlk önce Urkiye Hanım “Ayol kız buna ne koydun böyle lezzetli olmuş.” dedi. Ardından Muhip Bey “Çok güzel olmuş kızım, eline sağlık.” dedi.

Kader gülümseyerek, ”Orası sır Urkiye Teyze. Boşuna sertifikalı aşçıyım demiyorum ben.”

Tam çaylardan birer yudum alınmıştı ki yan merdivenlerde ayak sesleri duyuldu. Birazdan Samime Hanım kapıda göründü. Kader onu ayakta karşıladı. ”Buyur Samime teyze, hoş geldin. Otur, otur hemen sana da bir tabak koyayım, kaynanan seni seviyormuş.”dedi. Gülüştüler. Samime hanım ‘’Dur kız ben yemeye mi? geldim aşk olsun.”dedi. Kader, ‘’ Aa! Valla darılırım olmaz otur şöyle.”deyip sandalyeye oturttu. “ Kız sen nereye oturucan, rahatsız ettim seni.”Kader mutfaktan seslendi. “Ben bulurum kendime yer, otur sen.” Birazdan elinde dumanları tüten bir tabak menemenle geldi. Samime Hanım “Yavrum seni çok rahatsız ettim.” dedi. Kader “Ne rahatsızlığı Samime teyze aşk olsun zevk benim için.” Tekrar mutfağa döndü ve az sonra elinde bir küçük tabureyle geldi. İkisinin ortasına koydu ve oturdu. İlk lokmasını alan Samime Hanım yuttuktan sonra, “Kız Kader sen aşçı mısın“ dedi. Samime hanım hariç hepsi gülmeye başladı. Gülmeler bitmeden Urkiye Hanım yapıştırdı lafı, ”Ne sandın kiracını Samimeciğim hem de sertifikalı.” Samime Hanım, “Kocam da yılların aşçısıdır ama menemeni böyle yapamaz .” diye övgüde bulundu. Kader teşekkür etti ev sahibesine.

Yemekler yendi, Kader sofrayı kaşla göz arasında topladı. Çayları tepside getirdi. Herkese ikram etti. Tabureye oturdu ve birden canı sigara içmek istedi. Tam ayağa kalktı, konsoldaki sigara paketine uzanacaktı ki birden karşısında Muhip beyin olduğunu hatırladı. Gerisin geri tabureye oturdu. Bunları gören Muhip Bey Kaderin kendinden sıkıldığını anladı. “Kader kızım buyur buradan yak .” diyerek kendi paketinden sigara tuttu. Kader utana, sıkıla ve Urkiye Hanımın da desteğiyle bir sigara aldı. Sigaralar yakıldı, dumanlar üflendi, çaylar içilirken.

Ertesi akşam iş dönüşü Yusuf Bey Kader’e uğradı. “Kızım bizim şirket, yanımıza bir yardımcı bayan aşçı arıyor, yönetim kurulu ve idare katlarının çay servislerine de bakacakmış. Akşam Samime dedi senin de sertifikan varmış öyle mi?” Kader “Var, Yusuf amca.” dedi Yusuf Bey, ”İyi ya işte yarın sabah gel gidelim görüşmeye, bende yanında gelirim. Çalış burada işte. Senden iyisini mi? bulacaklar.” dedi. Kader az daha şanslı olduğuna inanacaktı. Kiralık ev, taşınma olayı, şimdi de iş bulma. Nasıl olduğunu bilmiyordu ama rüya gibiydi.

Sabah, Kaderi iş görüşmesine Yusuf usta götürdü. İnsan kaynakları müdürü Suat beyin yanına birlikte çıktılar. Müdür Bey önce Yusuf ustaya Kaderi sordu o da ‘’bildiğimiz iyi biridir, işinin de ehlidir.” diye cevap verdi. Kader yüzündeki gülümsemelerinden ve iyi görünümünden olacak iyi bir intiba bırakmış gibiydi. “Daha önce sigortan yapıldı mı?” diye sordu. Kader, “Hiç sigortam olmadı.“ dedi. Yüzü buruştu müdürün. “Yarın adliyeden temiz kâğıdı, nüfus cüzdanı fotokopisi ve iki resimle gel girişini yapalım. Pazartesi de başlarsın. Hayırlı olsun.” dedi. “Yusuf usta sen de bugünden mutfağa, şirkete alıştır, Kader’i.” diye ekledi. Yusuf Bey “Emriniz olur, müdürüm.” dedi. Odadan çıkarlarken, müdür arkalarından, “Sertifikanı da getirmeyi unutma.” diye seslendi. Kader havada uçuyor, gibiydi. “Emrin olur, müdürüm.”dedi. Odadan çıkıp mutfağa doğru yollandılar. Yusuf Bey “O sertifikanın değerini bil kızım.” dedi.

Henüz televizyon alamamıştım, ama küçük pilli bir radyom vardı. Onca yorgunluktan sonra bu gece çayımı demleyip açtım en sevdiğim kanalı. Müdür beyin bütün istediklerini üç gün içinde hazırlayıp götürmüştüm. Bir tek belediyeden alınacak portör muayenesi kaldı. Yarın da onun için belediyeye gideceğim. İnşallah belediyeden bir sorun çıkarmazlar. Hem niye çıkarsınlar ki. Zamanında belediye değil miydi bana aşçılık sertifikası veren. Bana asıl iş kapısını açan da o değil miydi? Kesinlikle öyleydi. Kendimle bundan dolayı gurur duyuyorum. O sertifikayı almak için az şey mi yapmıştım. Derken aklıma babamın bu kursa gitmemi istemeyişi geldi. Bu arada anamla babamın çerçeveli resmini hatırladım. Hemen konsolun çekmecesinden çıkarıp, aynanın önüne dayadım. Ne canlı duruyorlar, burada. Koltuğa oturup çayımdan bir yudum aldım. O zamanlar kalkıp ta köyden İstanbul’a gelip, yerleşmiş. Günlerce araştırıp kursun hangi semtlerde olduğunu öğrenmiş bana en yakın yere ve en uygun zamana kaydımı yaptırıp, çok düzenli olarak devam etmiştim. Bunlara az şey denebilir miydi? Elbette denemezdi. Öyle ki kurstan çıkıp oturduğumuz Camii Kebir’e gelmek bile başka bir yaşamın içinden ona kapılmadan geçmek demekti. Hele hafta sonları geç vakit dönüşleri. Oraların ışıltılı, kalabalık halinin insanı çağıran o sesi yok mu? Ama ben o sese kapılmadım. O yaşantının içinden geçerken çok hoşuma gitmesine rağmen tek bir kere dahi beni çağıran o sese kapılmamış olmaktan acayip gurur duyuyorum. Doğruca gider gelirdim kursuma. Rahmetli annem pencerede beni elinde tesbih dua ederek bekler. Bütün işlerini ben gelince yapardı. Dua zamanında yapılmalıymış, zavallı anneciğim öyle derdi. Kızdığında da bana babamın o ünlü lafını söylerdi. Rahmetli babam vefat etmeden önce yine böyle bir gece ‘’Ben buralarda kalmak istemiyorum, İstanbul’ a yerleşip belediyenin meslek kurslarına gidicem” dediğimde bana çok kızmış ne işin varmış senin İstanbullarda neyine yetmiyor buralar demiş ve defalarca bu lafı söylemişti. Deveyi yardan uçuran bir tutam otmuş. Ama n’oldu. İşte, onların o zaman küçük gördükleri sertifika şimdi bana iyi bir iş sağladı. Şükür Allah’ıma. Ama şuramda böğrümde hala bir sıkıntı yok değil. Nasıl olmasın yalnız bir dulum. O adi içkici herif ben ona vurgunken sen git bir sarı saçlı karıyla fingirde. Hem de son kuruşuna kadar harca ona paranı. Biz ona ileride bizi rahat yaşatır, çalışıyor, işi var diyelim. Üstelik yakışıklı bu adam diyelim. Onun yaptığına bak. Oğlum biz kaçın kurasıyız, biz anamızı babamızı dinlememiş adamız. Sana mı eyvallah edeceğiz ha! Al işte böyle yapar Kader. Bal gibi ayrılır.

Kader işe başlamıştı ve Yusuf Beyle birlikte gidip, gelmekteydi. Bu işe gidiş gelişlerde sürekli birlikte olmaları Yusuf Beyin ketum ve yaşça büyük oluşu ona sıkıntı vermeye başladı. Şirkette etrafında tanımadığı bir sürü insanın olması onlarla da henüz bir arkadaşlık kuramamış olması. Ayrıca güzelliğinin çok dikkat çekmesi, dulluğu ve çalışarak kazanmak zorunda olduğu zor bir hayatı olması işyerindeki huzursuzluğunun sebepleriydi. Tam kör talihinin artık döndüğünü düşündüğü sıraydı ama bu kez belediyeden portör raporu henüz çıkmamıştı. Bu da huzursuzluğuna tuz biber olmuştu. On beş günlük maaşını aldığı o akşam Yusuf ustaya kirasını hemen verdi. Ve ‘’Yusuf amca ben alış verişe gideceğim. Sonra gelirim. Sen git” demek zorunda kaldı.

Ertesi gün yönetim katından istenen çayları sekretere tepsiyle vermişti. Geri dönerken şirketi daha iyi görmek için asansörü beklemedi, merdivenlerden indi. Üstündeki bordo renkli pantolon ve beyaz gömleği ile oldukça alımlı bir görünümü vardı. Rahatlığı ve uzun simsiyah saçlarının bedeninin hareketleriyle uyumu ona müthiş bir çekicilik katmıştı. İnsan kaynakları müdürünün şoförü Cengiz aşağıdan inişini gördüğünde hiç fark etmeden uzun bir ıslık çaldı. Yanındakilere “Bu kim böyle abi ya!” dedi.

Yeni aşçı yardımcısı olduğunu öğrendiğinde “Vay anasını be” dedi. Hemen adını sordu Kader dediler ve gülerek sen nasıl kaçırdın bunu bugüne kadar dediler. O da hakikatten haklısınız. Ömrüm bu ana kadar boşa geçmişte haberim yok dedi. Ardından mutfağın yolunu tuttu ve Kaderin yanında soluklandı. “Sizinle tanışma fırsatı bulamadığım bunca zaman benim için ömrümden çalınmıştır.” diyerek “Ben personel müdürü makam şoförü Cengiz diye elini uzattı.” Şaşıran Kader afallayarak ve elinde olmayarak elini uzattı. “Çok memnun oldum sizin gibi güzel bir kadınla tanıştığıma” dedi, Cengiz. ‘’Bugün öğlene ne yapıyorsunuz bizim için” diye gözlerinin içine bakarak sordu. Bakışlardan feleği şaşan Kader. Başını çevirerek ‘’Yusuf amca bak ne diyor ya” dedi. Aşçı Yusuf, Cengiz’i Kaderin yanında görünce ‘’Hadi oradan çocuk, bir saat sonra görürsün yerken” diye cevap verdi. Cengiz etrafa baktı mutfakta tüm gözler onun üstündeydi. Bu yüzden üstelemedi. ‘’Eyvallah Yusuf amca, kolay gele” dedi ve Kadere başıyla selam vererek ‘’Görüşmek üzere” diyerek gitti.

Ertesi gün Cengiz sabah sabah soluğu Kaderin yanında aldı. Elinde kırmızı güllerden bir demet vardı. ‘’Sizin güzelliğiniz karşısında ne ifade ederler ki” diyerek uzattı. ‘’Buyurun Kader Hanım, kabul edin lütfen.” dedi.

Kader şaşkındı, Ne diyeceğini ne yapacağını bilemez haldeydi. Son bir gayretle kendi de anlamadan ağzından döküldü sözler. “Teşekkür ederim ne kadar güzelmişler.” Güllerin arkasından gülen yüzünün o anlatılmaz ışığında küçücük burnuyla gülleri kokladı. Gül kokuları gözlerinde bir parıltı oluşturdu. ‘’Çok da hoş kokuyorlar” dedi.

‘’Kader hanım sizi bu hafta sonu akşam yemeğine davet ediyorum.” dedi duraksamadan.  Yüzünde ikircikli hali görünce bastırdı. ‘’Sizi evinizden arabayla alıp yemekten sonra yine arabayla bırakacağıma emin olabilirsiniz.” “Lütfen beni sıkıştırma, şu anda cevap veremem.”dedi Kader. Cengiz attığı oltaya balığın vurmaya başladığını hissederek, elini saldı. “Ne zaman isterseniz haftanın başındayız daha.”

Cengiz, ‘’İyi çalışmalar” diyerek mutfağın arkasına doğru giden Kaderin arkasından kalçalarına bakarak, sessizce “Sa na da sa na da sa na…”derken başını sallayıp, titreyerek toparlandı.

Kader o gün akşam minibüste ilk kez Aşçı Yusuf’un yanına oturmadı. “Ben şöyle arkaya oturacağım Yusuf amca” diyerek arka koltuğa geçti. Yusuf Bey “Tabi tabi kızım” dedi. Hemen doluveren minibüste insanlar anında aralarında bir duvar oluşturdu. Hafta sonu için ne yapacağına karar vermek istemekteydi. Cengiz çok atak ve serseri tipli görünse de yakışıklı ve iyi giyimli biri dedi kendi kendine. Üstelik iyi bir işi var. Ancak hayatımı karartan, hep bu hızlı karar vermelerim olmadı mı? diye sordu kendine. Bu kez yüreğimin bir yanı sabret diyor. Bu konuda Yusuf amcayla Samime teyzenin de fikrini almalıyım.

Eve geldiğinde, yemeğini hazırlarken bu konuyu düşündü. Başkalarının fikrine ihtiyaç duymaktaydı. Annem sağ olsa onun dediklerine kulak asmaz önemsemez hatta rahmetliye kızardım, bana fikir veriyor diye dedi kendi kendine. Bu arada ev sahiplerine kaymaklı ayva tatlısı yapıvermişti. Gece karanlığında tavanda yanan plastik karpuzun ışığıyla aydınlık, dar ve siyah taştan merdivenlerden çekinerek çıktı. Kapıyı açan Samime Hanım karşısında Kaderi görünce sıcacık gülümsedi. “Samime teyzeciğim, size getirdim ağız tatlılığı buyur“ dedi. ‘’Ne zahmet ettin sağ ol ellerin dert görmesin” dedi Samime hanım. “Ne zahmeti asıl zahmeti siz benim için yaptınız .” dedi.

– Ben bir konuda fikrinizi almak için konuşmak istiyordum Samime teyze. Müsait misiniz ?
– Tabi tabi, Yusuf da evdedir, buyur geç.
– Samime teyze ben zaten Yusuf amcanın da fikrini almak istiyordum. Rahatsız etmeyeyim de.
– Tamam, kızım tamam ne rahatsızlığı şimdi toplanır.”diyerek İçeriye seslendi. ‘’Yusuf bak Kader geldi bir şey konuşacakmış.

Televizyonun olduğu odada otururdular. Birazdan aşçı Yusuf içerideki odadan çıktı.

– Hoş gelmişsin Kader kızım!..

Heyecanlı görünen Kader ‘’Hoş gördük Yusuf amca, rahatsız ettim seni. Önce özür dilerim bu akşam yanına oturmadığım için ama hepsi bu soracağım şey yüzünden.”

‘’Ne rahatsızlığı kızım, estağfurullah,” Yusuf Bey kırmızı renkli kumaşında dökülmüş yerleri olan koltuğa ayağını altına alarak oturdu,  “Minibüs için özür dilemene ne gerek var Kader, problem değil. “ dedi. Dikkatlice Kader’e doğru bakarak. “Hayrola, neymiş bu soracağın şey?”

Kader sıkıla sıkıla ‘’Yusuf amca nasıl demeli bilmiyorum ama sen onu tanırsın diye soracağım. Şirkette şu bizim porselen müdürünün şoförü Cengiz var ya.”

Yusuf Bey gülümseyerek, ‘’Personel personel” diye düzeltti.

– Aman anladın sen onu işte, Yusuf amca nasıl biridir, sence?

Bu sırada ayva tatlısını mutfağa götürmüş olan Samime Hanım elinde bölüştürdüğü tabaklar tatlıyla gelir. Tatlıyı gören Aşçı Yusuf  “Oo! Nefis duruyor. Kader sen mi yaptın?”

Kaderin kafası Yusuf amcanın Cengiz hakkında vereceği cevaptadır. ‘’Ben yaptım, Yusuf amca afiyet olsun. Tat bakalım nasıl olmuş.”

Aşçı Yusuf çatalla kremadan da alarak bir parça kesi, elini çatalın altına tutarak ağzına götürdü. Bir iki çiğnemeden sonra yutarak ve ağzını şapırdatarak, geriye doğru koltuğa yaslandı.

– Ee! Valla ne demeli şimdi kızım. Çok iyi, bir numara.

– Cengiz mi?

– Yok, be kızım ayva tatlısı.

– Yani Cengiz değil.

– Yok, kızım değil.

– Of! İyi değil yani.

– Allah allah kızım ben Cengiz için demedim.

– Cengiz şimdi kötü biri mi?

Yusuf Bey hafiften kızarak:

– Yok be kızım… İyi’yi ben onun için demedim.

Kader:

– Gördün mü? demek ki kötü.

İyice kızan Yusuf usta, sesini yükselterek;  ‘’Yok kızım yok, ikisi de kötü değil. Aa!” dedi.

İyice dağılan Kader:

– İsteyen ikincisi de mi var?

Yusuf usta hiddetle ayağa kalktı.

– Hanım ben yatmaya gidiyorum, iyi geceler.

Samime hanım iyice şaşıran Kader’e dönerek “Al kızım, bir çatal al, ağzın tatlansın.” dedi. Kader, istemeye istemeye ayva tatlısından bir çatal aldı.

– Yusuf amcan kötü demedi oğlana. Sıkma canını.

Bu arada sesi iyice kısık haldeyken diziye reklam için ara vermiş televizyondan ‘’ Kuralları sen koy.”diyen bir reklam duyuldu.

Kader Cuma günü öğlen yemekte Cengiz’in yanına giderek. Yusuf amcanın evini biliyor musun? diye sordu. Cengiz “Bilmesek de buluruz yeter ki isteyelim.” diye cevap verdi. Kader “Çok konuşma da Pazar akşamüstü gel. Ben Yusuf amcanın evinin altında oturuyorum.” dedi.

Dışarıdan, bangır bangır “Pazara kadar değil Mezara kadar” şarkısı geliyordu. Kader, sigara içtiği koltuktan ‘’Buda ne yahu? diyerek kalktı. Pencerenin sağından tülü araladığında dışarıdakinin Cengiz olduğunu fark etti. Hemen pencereyi açıp ‘’Cengiz kapa şu müziği” diye bağırdı. “Mahalleyi rahatsız etmeye mi geldin?” diye ekledi.

Cengiz onu görünce “Bende Kaderim nereden çıkacak bakalım diyordum.” deyip gülmeye başladı. Kader “Kapa şunu, vallahi gelmem bak.”diye tehdit edince. Cengiz “Tamam yahu bu ne celallenme böyle. Kapatırız…” diyerek, arabanın kapı camından uzanıp müziği kapattı. Kadere döndü ve gülümseyerek “Güzel şarkı ama di mi?” dedi. Bu arada Kader hazırlanıp dışarı çıkmıştı. Sabahtan beri heyecanı bu olayla kızgınlığa dönmüş ancak müziğin kapanmasıyla biraz rahatlamıştı. “Kimin bu araba”diye sordu. Cengiz arabanın sağ ön kapısını açarak ‘’Önce koltuğuna oturtalım Şef aşçımızı sonra veririz teferruatı.”dedi. Kader hem kızgın hem hoşuna giderek arabaya yöneldi ve koltuğa oturdu. Cengiz arkasından kapıyı bir eskizle kapatıp arabanın arkasından geçerek şoför koltuğuna oturdu. Arabayı çalıştırdı ve yukarı doğru geri geri gelerek caddeye çıktı. Biraz sonra ana yola çıkmıştı. “Cuma günü yarım günde ancak bunu ayarlayabildim. İnsan daha önce söylemez mi?… Şirket sağ olsun” dedi.

Kader ‘’Ya bir şey olursa kaza maza?” deyince Cengiz gülümseyerek. “Ben şimdiye kadar kaza yapmadım. Ama Allah’ın takdiri olacak olursa, arabayı biz görevde gibi kullanıyoruz yani. Kaskomuz geçerlidir. Kader “Hı iyiymiş o zaman.” dedi rahatlamıştı.

“Aslında bu zenginler, iyi insanlar. Hoş bizim gibilerini asgari ücretten pek fazla vermeden çalıştırıyorlar ama. Böyle de kıyakları oluyor.”dedi Cengiz. Gülüştüler.

“Nereye gidiyoruz şimdi?” diye sordu Kader. Cengiz, “Develide ayrılmış bir masamız var.”diye cevapladı.

Kader, “Ay! Bu da babam gibi Deveyle bozdu. ”Cengiz ne olduğunu anlamamış halde. “Ha” dedi. Kader ‘’Önüne bak önüne, yok bir şey. Yemekte anlatırım teferruatı.”

Aytuğ Gültekin