Tiyatronun İnsanlık Tarihindeki Yeri

Ertesi gün kabilenin erişkin erkekleri ava gidecekti. Bu gece; bu uygun alanda bütün kabile üyeleri ile birlikte yarın ki zor avı eğlenceli ve kolay geçirmek için, gerçekmiş gibi bir denemesini  adet olduğu üzere yapacaklardı.

Bu tür bir eylem kabile üyelerine hoş bir eğlence olmakta ve kabilenin zor olan günlük hayatını da renklendirmekteydi. Üstelik ava bütün kabile hazırlanmış oluyordu.

Büyük ateşin etrafında toplanmış kabile üyeleri, avcıların avda ne yapacaklarını pür dikkat izlemeye başladılar. Avcıların en deneyimlileri çıktı, önce ortaya ve hangi bölgeye ne avlamak üzere gideceklerini kararlaştırdılar. En çok beğenilen ve bu zamanda en bol olan av seçildi.

Biri, diğer avcılara seslendi ve onlar da ellerindeki ok ve mızraklarını havaya kaldırarak bağırdılar.  Kıayfetleri ve yüzlerindeki boyalar,  savaşa hazır olduklarını gösteriyordu. Saldırı hareketi ile şarkı söyleyip, dans ederek girdiler ateşin olduğu alana.

İnsanlık tarihinde sanatın yeri ve önemine göz attığımızda; insanın en yakın ritm tutkusunun kendi kalp atışları olduğu ve ilk kez kendi yüzünü suda gördüğünde kendisi ile tanışmasının onda yarattığı sanatın ilk nüveleri oladuğunu anlarız.  Müziğin ve resmin ilk adımları, homo sapiens’in beyninde böyle oluşmaya başlar…

Homo sapiens, beyin yapısında ki anatomik yapıların kendisine verdiği potansiyel güçle kendi hayatı ve çevresi arasındaki yaşam için mücadeleyi sürdürüp var olmasının esas gücü olarak adaptasyon yeteneğini geliştirmiştir: zorluklar, mücadele ve ürettikleri ile mücadeleyi kendi lehine çevirip, varlığının devamını sağlamıştır.

Bu adaptasyonda sanat kendisi için çok önemli bir yol açmıştır. Üretimleri için gerekli coşkuyu sağladığı gibi, zorluklarla başa çıkmada kolaylık doğurmuştur.

Yukarıda anlatmaya çalıştığımız av için yapılagelen ritüel, tüm kabileye gerekli olan avın başarılı ve tehlikesiz geçmesi için çok önemli bir  deneyim oluşturmuştur. İşte bu ritüel, tiyatronun nüvesidir. Öyle ki şimdi olmazsa olmazı dediğimiz her türlü elemanı içerir haldedir. Sahne, senaryo, oyuncular, seyirciler, dekor, aksesuar, makyaj, müzik, dans ve ışık.

Bu ritüelde, sanatın ve tiyatronun var olmasında insanoğlunun yardımcısı dans ve taklit, gelişmesi ve çeşitlenmesinde ise büyü rol oynar. Dans ile eylemini en iyi biçimde hatta dildende üstün şekilde anlatan ilkel insan. Teatral anlatımın gücünü taklit ettiği av ile (onun kafatasını giymek ve derisini örtünmek vb) daha da arttıran ilkel insan büyüsel güce erişir ve bundan sonraki avların daha bol ve tehlikesiz olması için önemli bir alan oluşturur.

Büyünün alanında animizm (Ruhun ölmeden ölen vücuttan çıkıp bir başka cansız varlığa girmesi bu şekilde fetişizmde baş verir) ve totemizmi (çok ve bol olan ava verilen değer ile artık öldürülmeyip totem’e yükseltilmesi ve ona tapılması) saymadan geçmeyelim. Buradan daha düzenlenip dogmalaşacak yapılara, dinsel bütünlüklere geçecektir, insanoğlu.

Bundan sonraki yazılarımızda tiyatronun tarihsel gelişmesini ve bunun toplumsal gelişme ile ilgisi bu gelişmelerin çeşitlenmesi ve bunların teatral tekniklerinden de bahsetmeye çalışacağız.

Tüm okuyuculara, başarılı ve huzurlu bir hafta dileklerimle.

Sağlıcakla kalın.

Dr. Aytuğ Gültekin