Topuk Yaylası’nda Ormanın Kokusu

Topuk Yaylası’nda Ormanın Kokusu

Sabahın telaşı geceden üzerime çökmüştü. Erken uyumaya çalışmak uykuyu kovalamaktan başka bir işe yaramıyordu. Bu koşturmacadan yorgun düşünce uyuyakalmışım. Rüyamda bir ormandayım. Dev ağaçlar arasına bir hamak germiş, bulutlardaki yırtıklardan yıldızları seyrediyorum… Rüzgarın sesi T.S.Eliot’ un “ Orada, yalnız gezen ardıç kuşu söylesin şarkısını/ çamlar arasında…” dizelerini fısıldıyor kulağıma. Uyandığımda gün doğmak üzereydi.

Rota Bolu – Düzce, Topuk Yaylası.
Topuk Yaylası tırmanış

Yol Arkadaşım Trekking grubu farklı bir sonbahar rotası çizmiş katılımcılarına. Yollara düşmek için içimde sonsuz bir arzu var. Bildiklerimi taşlardan, kozalaklardan, reçinelerden, sudan ve ışıktan geçerek öğreniyorum. 881 m rakımdan Akçaalan mevkiinden yürüyüşe başlıyoruz. Grup lideri Aytekin Gültekin, gün boyunca yapraklardan bir halı üzerinde yürüyeceğimizi söyledi.  Yerel rehber de bize yol boyunca eşlik etti. Dere yatağından yukarı tırmanmaya başladık. Yerlere dökülen sarı, kırmızı, kahverengi yapraklar yağmurlarla iyice doymuş. Yol, tıpkı çevresindeki kayın ormanı gibi sonsuz görünüyor. Sonbahar yapraklarına bürünmüş kayın ormanında göknar ağaçları da var. Aralarında çalılıklar, orman altı bitkileri görünüyor. Arada bir devrilmiş, kahverengi, çürümeye yüz tutmuş bir ağaca rastlıyoruz.
Topuk Yaylası gezisi

Topuk Yaylasında  ormanın kokusu farklı. Kayın, göknar ağaçlarının görüntüsü başka bir aleme taşıyor bizi. Kayın ağacı Türk Mitolojisi’nin en önemli “köken mit”leri arasında yer alır. Kökleri ile yeraltını, gövdesi ile yeryüzünü, dal ve yaprakları ile de gökyüzünü  birleştiren bir yaşam sembolüdür. Kayın ağaçlarının yaklaşık 700 yıl ömürleri olabiliyormuş. Bu süre içinde boyları 40 metreyi bulurmuş. Dayanıklı ve sağlam yapısından dolayı mobilyacılıkta kullanılıyormuş. Eski Türkler de yaylarını, oklarını, çadır direklerini, semer ve eğerlerinin malzemelerini kayın ağacından yaparlarmış. Kayın ağacını “ Hayat Ağacı” olarak  benimsemişler. Aynı zamanda, “kayın” kelimesinin “kadın” anlamına gelmesi ile onun doğurganlığını bu mitin kaynağına dönüştürmüş.
Topuk Yaylası kayın ağaçları

Yakut Türklerine göre de, dünyanın ortasında göklere kadar yükselen büyük bir demir dağ varmış. Bu efsanede yedi dallı bir kayın göğe yükselen demir dağın üzerindeymiş. Kayın ağacının, koruyucu ve merhametli Umay Ana ile beraber Ülgen tarafından yere indirildiği anlatılıyor mitlerde. Yakut Türklerine göre doğum ve hayat tanrıçası olan Umay Ana kutsal kayın ağacının altında otururmuş. Türkler arasında “Hayat Ağacı” ile ilgili efsanelerinden biri şöyle:

“„„Büyük bir dağ yükselir, on iki gök katından,
Dağda bir kayın vardı, yaprakları altından,
Kayının altındaysa, küçük bir çukur vardı,
Bir karış bile değil, o kadar yüzlek dardı.
Bu çukur hep doluydu, kutsal hayat suyuyla,
İçen ölmez olurdu, ebedi bir duyuyla.”

Bebeklerin doğana kadar Umay Ana tarafından korunduğuna inanılır. Doğum sancılarında onu yardıma çağırırlar. Kırgız Türklerinde  “Umay Ene-Kuday Ene” kutsal sayılır. Evlatlarını savaşa gönderen analar “Seni Umay anaya emanet ettim (tapşırdım)” derlermiş. Büyük Manas Destanı’nda da Umay Ana doğum zamanı kadınların yardımcısı olarak gösterilir. Kayın ağacının yanındaki göknar ağaçları da kutsal ağaç olarak kabul ediliyor. Göknarın da dişi bir ağaç olduğu ve doğumu sembolize ettiği ağaç mitlerinde geçiyor.
Topuk Yaylası bitkiler

Ormanda farklı birçok kuş çeşidi var. Grup lideri ormanda “ doğayı dinleme seansı” yaptırdı. Doğayı dinlerken, kuş sesleri sanki bir yağmura dönüşüyor. Daldan dala uçuyorlar, uzaklara yayılan cıvıltıları ile birbirlerini çağırıyorlardı. Etrafımızda yükselen kayın ve göknar ağaçları sihirli bir yerden geçiyormuşuz izlenimi veriyordu.

1380 metre yükseklikte yemek molası verdik. Yorgunluk çayımızı içtikten sonra yola devam ettik. Biraz ilerledikten sonra farklı bir bitki örtüsü ile karşılaştık. Yerel rehbere sorduğumuzda aldığımız yanıt “ Orman Gülü” idi. Ağaçların altını kaplamış. İçinde kaybolduğum Orman Gülü, orman altı bitki örtüsüymüş. Tepelerinde tomurcukları var. Mayıs ayında mor çiçekler açarmış. Mor bir ormanda yürüdüğümü hayal ediyorum. Orman gülü bitkisinden meşhur “ deli bal” elde ediliyormuş. Genellikle Marmara ve Karadeniz Bölgeleri’nde bulunan bir bitki olduğu  için “deli bal” da bu bölgelerde üretiliyormuş. Orman Gülü halk arasında Cifin çiçeği ve Ağu çiçeği adı ile bilinirmiş. Ağu, eski Türkçe’de zehir anlamına geliyor. Gerçekten de oldukça zehirli bir bitki.
Topuk Yaylası çiçekler

Sonbaharda renkler hızla soluyor. Güneş ışığı, ot kokusu, yağmur çisentisi… Orman patikaları altın renkli kuru dere yataklarına dönüşmüş. Ayaklarımın altında yaprakların hışırtısı, havada kuşların tiz çığlıkları… Bu arada bulutsuz gökyüzü, havalanan iki kuşu yutup gitti. Toprağın derinliklerinde ürpertilerle kaynaşan sayısız tohum, sonu gelmez bir kuluçkaya yatmaya hazırlanıyor. Ağaçların oluşturduğu bronz anıtlarla dolu ormandan yavaşça çıkıyoruz. Bu arada her yürüyüşte doğanın bana sunduğu kalbi, bu kez bir ağacın halkalarında buluyorum.
Patikadan aşağı doğru inerken Fenerbahçe’ nin tesislerini ve Topuk Yaylası Göleti’ni görüyoruz. Göletin karşısındaki küçük ama sevimli mekanda “ekmek arası köfte” yemek, sonrasında semaverde demlenmiş çayı yudumlamak keyif veriyor bize.

Tolstoy’un sözleri, an’a uyuyor. “ Mutluluk masal, mutsuzluk ise öyküdür.” Yol Arkadaşım Trekking Grubu lideri Aytekin Gültekin’e, ekip arkadaşları Dilek Gültekin ve Hakan Aydın’a bu güzel rota ve güler yüzlü tavırları için teşekkür ederim. Katılımcı arkadaşların uyumu, hoşgörüleri, yardımlaşmaları ve sohbetleri ise ayrı bir lezzetti.

Dönüş yolunda zamanı kesip ondan bir dilim çıkarıyorum. Günü yeniden çerçevelemek için boşluktan da bir dilim çıkarıyorum. Bu görüntüyü pek değiştirmez ama gereksiz olanı çıkarıp atıyorum, sıkıştırıyorum fotoğraflara. Sonra görüntüyü kapatıyorum. Evet, öyle… Kapatıyorum…  İspanyol şair Becquer’in On Şiir’inde, Topuk Yaylası’ndaki duygularımı buluyorum. “ Alçak tepelerde eğleşen gülerek / fısıldayan benim yüksek otlarda / ve ağlarım kuru yaprakta. /… Börtü böceğin gerdiği / altın rengi iplerde ben /ağaçlarla aynı dokudan ben… “

DEMET GÜNGÖR

Sizin İçin Seçtiklerimiz

About the Author: Sombahar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir