UNUTMA DOSTUMSUN!

“Dostlar ırmak gibidir
Kiminin suyu az, kiminin çok
Kiminde elleriniz ıslanır yalnızca
Kiminde ruhunuz yıkanır boydan boya…. “
CAN YÜCEL

Epey zaman önce dostluk üzerine bir karikatür görmüştüm. Karikatüristi hatırlamıyorum.Şimdi onu bulmam mümkün değil ama size betimleyebilirim. Boyları, yaşları, kiloları eşit iki mahkum vardı karikatürde. Çizgili mahkum elbisesi giymişlerdi. Her ikisininde ayak bileklerinde zincirli demir küre vardı. Bu küreleri günlük yaşamda taşımak zorunda olduğumuz zihinsel, psikolojik yüklerimiz olarak yorumladım. Her bir mahkum kendi küresini taşımak zorundadır. Ama karikatürde iki mahkum birbirlerinin küresini taşıyorlardı. Fiziksel anlamda hiçbir şey değişmiyor. Kendi kürelerini de taşısalar aynı yükü taşıyacaklar, aynı enerjiyi harcayacaklar. Ama duygusal anlamda müthiş bir paylaşım vardı. Birbirlerinin kürelerini taşıyarak “Sen benim dostumsun” demek istiyorlardı. Yaşamın yükünü paylaşarak, duyguları ile hafifletiyorlardı.
Bir arkadaşlığın başlangıcındaki hakim faktörün, algılanan risk olduğunu düşünüyorum. İki insan arasındaki arkadaşlığın başlangıcında, risk faktörü ön plana geçiyor.Temkinli oluyor insan. Fakat bu uzun vadeli bir ilişkiye dönüşürken, ön plana geçen güven faktörü oluyor. Güven, baskın hale geliyor. İşte bu aşamada güvenimizin seviyesi, arkadaşlık ilişkilerimizde aldığımız riskin miktarını gösteriyor. Güvenin her zaman sınırları olmalı ve bu sınırları arkadaşlık ilişkisi kurduğumuz kişiyle birlikte belirlemeliyiz.Bütün bunlar zaman içinde ve kendiliğinden gerçekleşir. Sınırlar, gerçek güvenimizin ayrılmaz parçasıdır.
Arkadaşlık Hakkında Yazı

Nietzcshe ,” En yakın olunan şey çoğu kez insanların en az farkında oldukları şeydir. Bu körlüktür. Birçok insan, güven körüdür.”demiş. Güven sağlam olmalı, hakkında konuşulmamalı ve kırılmaz olmalıdır. Ancak bu şekilde güven kalıcı hale gelir. Ama çok hassas bir nokta daha var. Güven aynı zamanda çok kırılgandır ve bir kez kırıldı mı onarılması imkansızdır. Hepimiz zaman zaman benzer kırılmalar yaşamışızdır.

Arkadaşlık ilişkisi başlayıp uzun vadeli ilişkiye dönüştükten sonra “Dostluk” aşaması başlar. Dostlar birbirlerine karşı açık, mert ve korkusuz olmalı. Ne düşünüyorlarsa onu söylemeliler. Dostların arasındaki bağlar sert olmalı. Montaigne’ nin dediği gibi ” Dostluk kavgacı olmadı mı , sağlam ve cömert değildir. Nazlı, yapmacık bir hava, birbirini kırma korkusu dostluğa nefes aldırmaz.” Dostlarımız bizi serbestçe uyarabilsinler ki, kendimizi düzeltmemize yardım edebilsinler. Düzeltilmek günümüzde herkesin ağırına gidiyor. O yüzden kimse kimseyi düzeltmiyor. Günümüzde egolarımız birer kara delik…

Kibar ikiyüzlülük yaparak, gerçek düşüncelerini gizleyerek konuşuyor insanların birçoğu. Kibar ikiyüzlülük, insanların sanki güvenleri varmış gibi rol yapmalarıdır. Bunu hissettiğiniz anda o sert bağları koparırız. İnsanlar, genelde kişiler arasındaki sürtüşmeyi azaltmak için bu yolu tercih ediyorlar. Oysa ki kişi karşısındaki insana güvenmediği halde, güveniyormuş gibi yaptığında iletişimini koparır. Başkasının duygularını incitmemek için bunun yapıldığını söyleyebiliriz tabii ki. O zaman da kurtarılan şeyden daha fazlasının riskine gireriz. Dürüstlük daha riskli görüldüğü için, emniyetli ve nezaketli bir yol olan kibar ikiyüzlülüğü seçiyor birçoğumuz. Oysa nezaket çoğu zaman sorunlarımızı gizler ve uzun zamanda arkadaşlık, dostluk ilişkimizi tahrip eder. Sanırım dürüstlük , cesaret ve güvenle pekişirse karşımızdakini incitmez.

Egolarımız benliğimizi yutan eleman haline gelmeden, içimizdeki kara deliğin çekim gücüne kapılmadan, güvendiğimiz arkadaşlıkların değerini bilmemiz dileğiyle…..

Demet GÜNGÖR

Sizin İçin Seçtiklerimiz

%d blogcu bunu beğendi: