Ursula K. Le Guin’den ZİHİNDE BİR DALGA

AYDOĞAN YAVAŞLI
AYDOĞAN YAVAŞLI

“Benim tanıdığım yazarların çoğu yoksuldur, pek ünlü değillerdir ve bir sırları olsa hemen ağızlarından kaçıracak tiplerdir. Yazarlar lafazan kişilerdir. Konuşur, gevezelik eder, dedikodu yaparlar. Her saniye birbirlerine neler yazdıklarını anlatıp işlerinin ne kadar zor olduğundan yakınırlar; yazarlık atölyelerinde ders verip yazarlık üzerine kitaplar yazar, şimdi benim yaptığım gibi yazarlık üzerine konuşurlar. Yazarlar boşboğazdır. Yeni başlayanlara fikirlerin nereden geldiğini söyleyebilecek olsalardı, söylerlerdi. Aslına bakarsanız söylerler de, durmadan. Bazıları bu sayede zengin ve ünlü olmayı bile başarmıştır. // Nasıl-yazmalı üstadı yazarlara bakarsak, nereden gelir fikirler? Şöyle şeyler söylerler: Etrafındaki konuşmaları dinle, duyduğun ya da okuduğun ilginç şeyleri not et, günlük tut, bir karakteri tasvir et, bir çekmece hayal edip içindekileri tasvir et – anladık, anladık ama bütün bunlar çalışmak demek. Çalışmak herkesin yapabileceği bir şey. Bense yazar olmak istiyorum. Şu Schenectady’deki merkezin adresi neydi? // Kusura bakmayın, yazmanın sırrı yazmaktır. Duymak istemeyenler dışında kimse için sır değildir bu. Yazar olmak istiyorsanız, yazacaksınız.”

Önce, bana söylenecek söz bırakmadığı için Le Guin’e teşekkür ederim. Yıllardır benim de söylemek istediğim, buydu: Yazmak mı istiyorsun? Yaz. Yazarlık dediğin, yazmadan edememe halidir. Eğer yazmadan edebiliyorsan başka işler, yani seni mutlu edecek işler yap. Ancak yazdığında mutlu olabiliyorsan -bence- sayfalar dolusu yaz. Tıpkı yüzmek gibi. Yüzebilmek istiyorsan denize atlamalısın, çünkü ancak orada öğrenebilirsin. Ortaokul yıllarımda askerdeki dayıma bazen 7-8 sayfa, gençlik yıllarımda ise sevdiğim kıza 16 sayfa mektup yazdığımı hatırlarım. Her şeyden bahsederdim: Okuldaki arkadaşlarımdan, kasabamızda olup bitenden, ölenlerden ve kalanlardan, evlenenlerden ve boşananlardan, hoşlandıklarımdan, bir türlü sevemediklerimden, her şeyden! Yıllar sonra o zamanlarımı hatırladığımda anlıyorum ki ben ucun ucun yazarlığa hazırlıyormuşum kendimi. Haa, olup olmamam ayrı bir konu, onu geçelim. Fakat şurası kesin ki bir yazarı (ya da oyuncuyu, ressamı…) yazar edecek olan, geçmişindeki hayatının yönüdür. Sözgelimi ben, oldum olası severim anlatmayı. Belleğimde benim ya da başkalarının hayatlarına ait yüzlerce anı-hikâye vardır. Bunda bana sayısız kez masal okuyan Kerime teyzemin de payı olmalı, boşanan bir çiftin sandığından çaldığım Kerime Nadir romanlarının da… Ya da henüz ortaokul öğrencisiyken beni Türk Dili dergisine abone yapan Türkçe öğretmenimin de… Belki de Manisa Ortaokulunda okurken her dersinin başında bize bir hikâye okuyan Türkçe öğretmenim Yücel Yalçın’ın da… (Neyse, ben kitaba döneyim en iyisi.)

Metis Yayınları arasında çıkan Zihinde Bir Dalga 4 bölünden oluşuyor: Şahsi Meseleler, Okumalar, Tartışmalar ve Görüşler, Yazmak Üzerine. Kitabının şu son bölümü, yazma uğraşındakiler için özellikle önemli. Yazarlara çoğu kez “Bu fikirler size nereden/nasıl geliyor?” diye sorarlar ya, bakın onu ne güzel yanıtlamış: “Hava ezgilerle doludur. Kaya parçası heykellerle doludur. Yerküre hayallerle doludur. Dünya öykülerle doludur.”

Yazarlık atölyelerinin bazen kendisinde kaygı uyandırdığını söyleyen Le Guin’e göre “… katılanlar yazmayı öğrenmezler. Ne öğrendikleri veya yaptıkları (anladığım kadarıyla) sonradan ortaya çıkar. // Kimse kimseye nasıl yazacağını öğretemeyebilir, ama nasıl ticari ve statükocu programlarda kâr ve saygınlık elde etme teknikleri öğretilebiliyorsa, eser odaklı atölyelerde de gerçekçi beklentiler, faydalı alışkanlıklar, sanata saygı ve yazar olarak kendine saygı gibi hasletler kazanılabilir. // …eleştiriden korkmak bizi felç edebilir. Adamakıllı eleştirildiğiniz halde yazmaya devam ettiğinizi fark etmek epey bir enerji kazandırır size.”

Montaigne, bir denemesinde “En iyi işçi, nasıl iş yaptığını anlatamayan işçidir” der. Buradan esinlenerek “En iyi yazar, nasıl yazdığını anlatamayan yazardır” demek -bence- safdillik olur. Ursula K. Le Guin, Zihinde Bir Dalga’da yalnız yazma değil, bilinçli okuma ve okuduklarını hayatının başka alanlarına da taşıma konusunda altları çizilecek, uzun uzadıya düşündürecek metinler yazmış. Tuncay Birkan, Özge Çelik, Özde Duygu Gürkan, Müge Gürsoy Sökmen ve Savaş Kılıç çevirip dilimize kazandırmış.

Aydoğan Yavaşlı
Latest posts by Aydoğan Yavaşlı (see all)

1 Yorum

  1. Bir çırpıda düşünsel geziye, yollara çıkıyor okur. Kutluyorum Aydoğan Yavaşlı👏👏🤦‍♀️

Comments are closed.