Yalanmış Hepsi Yalan

Murat Şahin
MURAT ŞAHİN

Okul hayatımızın en önemli anları sadece sınıflarda öğrendiklerimiz değildir. Teneffüs de
geçirilen beş, on (Uzun teneffüslerimiz vardı) dakikanın benim için çok daha önemli
olduğunu söyleyebilirim. Sadece koşup oynamak için değil, birkaç yazarla teneffüslerde
tanıştım. Gültepe’nin politik duruşu nedeniyle biz, abi ve ablalarımız sayesinde
şekilleniyorduk. Hafta sonları büyüklerle okulumuzun bahçesinde yaptığımız maçların
dinlenme arasında Mahir abinin verdiği bir kitapla Ahmet Arif ve şiiriyle tanıştım. Ne güzel
dizelerdi onlar “Oy sevmişem ben seni… Bıçkılanmış dal gibi ayrı düştüğüm, Ömrümün
sebebi, ustam, sevgilim, Yaran derine gitmiş, Fitil tutmaz, bilirim. Ama hesap dağlarladır,
Umut dağlarla”
Mahir abi ertesi hafta yanma geldi,
“Okudun mu kitabı?” dedi
“Şiirlerin hepsini çok sevdim. Ahmet Arif ne güzel insanmış” dedim. Çok güldü. Kıvırıp
cebine koyduğu kitaplardan birini çıkarıp, bana uzattı.
“Abi bu kitap yamulmuş” dedim.
“Kitapların yamukluğunu boşver, sen içindekilerine bak” dedi. Kitabın kapağını okudum.
Attilâ İlhan, Ben Sana Mecburum…

Birçok insan anne babasından görerek veya teşvik etmesiyle kitap okumayı sevmiştir. Ben
etrafımdaki büyükler sayesinde okumaya başladım. Edebiyat dünyası derya deniz, içinde
kayboluyordum. Okudukça aslında hiç kitap okumadığımı, tanıdığım yazarların
tanıyacaklarım yanında sayı olarak ne kadar az olduğunu ilerleyen yıllarda daha iyi anladım.

Ortaokul son sınıfta teneffüste sürekli gördüğüm bir kız vardı. Elinde hep aynı kitap, her
teneffüs aynı köşeye geçiyordu. Çaktırmadan ne okuduğuna bakmak istedim. İlk defa
gördüğüm bir isimdi. Kitabın ismi o kadar güzeldi ki…

Günledir o kitabı okuyordu. Dayanamayıp yanına yaklaştım,
“Merhaba, ne okuyorsun?” dedim.
“Görmüyor musun?” dedi.
“Gördüm fakat yazarı tanımıyorum, merak ettim.”
“Şiir sever misin?”
“Çok severim”
“Hangi şairleri okudun?
“Ahmet Arif, Attilâ İlhan, Orhan Veli…”
“Ahmet Arif ‘i okudun mu?”
“Evet, ‘Haberin var mı taş duvar? Demir kapı, kör pencere, Yastığım, ranzam, zincirim,
Uğrunda ölümlere gidip geldiğim zulamdaki mahzun resim. Görüşmecim yeşil soğan
göndermiş. Karanfil kokuyor cigaram. Dağlarına bahar gelmiş memleketimin…’ Çok
severim” dedim. Elindeki kitabın sayfalarını çevirmeye başladı. Bana uzattı,

“Bu şiiri oku, çok beğeneceksin” dedi.
“Acı çekmek özgürlükse / Özgürdük ikimiz de / O, yuvasız çalıkuşu / Bense kafeste kanarya /
O, dolaşmış daldan dala / Savurmuş yüreğini / Ben bölmüşüm yüreğimi / Başkaldıran
dizelere / Kavuşmak özgürlükse / özgürdük ikimiz de… Aramakmış oysa sevmek özlemekmiş
oysa sevmek / bulup bulup yitirmekmiş / düşsel bir oyuncağı… Yalanmış hepsi yalan…”

Hasan Hüseyin Korkmazgil, Acılara Tutunmak… 26 Şubat 1984’te kaybettiğimiz şairi daha
sonra ilk sevgilim olacak bir kızın küçük parmaklarıyla çevirdiği sayfalar sayesinde tanıdım.
Ayrıldığımızda çok üzüldüm, ona bir mektup yazdım. Şu an neler yazdığımı hatırlamıyorum
ama hangi cümleyle bitirdiğimi dün gibi hatırlıyorum.
“Yalanmış, hepsi yalan”

Murat ŞAHİN